Solunum Sisteminin Klinik Muayenesi

SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIĞININ KLİNİK BELİRTİLERİ

Dirseklerin uzaklaştırılması torasik ağrı ile birlikte görülebilir.

Solunum seslerinin olmaması veya azalması solunum seslerinin şiddetinin azalması veya hiç olmaması, akciğerlerde veya pleura boşluğunda kitlesel oluşumlarla ya da obezite ile ilgili olabilir. .

Solunum sesleri normal sesler larinks, trakea ve akciğerlerin hilus ve parankimasının oskultasyonu ile net bir şekilde duyulabilir.

Öksürük glottisin kısa bir süre kapanmasını takiben akciğerlerdeki havanın patlayıcı bir şekilde ekspi- rasyonudur.

Çıtırtılar toraks ve trakeanın oskultasyonunda kısa süreli ve fasılalı sesler olup tıklama, fırlama veya kaynama sesleri ile karakterizedir. Eskiden yaş üfürümler denirdi.

Siyanozis kanda redükte (doymamış) hemoglobinin aşırı konsantrasyonuna bağlı deri ve görünen mukozaların mavimsi renk almasıdır.

Diyaframa titremesi (güm sesi) bir diyaframa kasılması olup atlarda göğüs ve karın duvarında duyulabilir ve görülebilir. Asit-baz ve elektrolit bozuklukları nervus frenikusu komşu miyokardiyumun depolarize olan elektriksel aktivitesine duyarlı hale getirir.

Dispne güç veya zor solunumdur. Baş ve boyun ileri doğru uzatılmış olabilir, göğüs ve karın duvarlarının hareketleri aşırı olabilir, vücut her solunumla birlikte ileri ve geriye doğru sallanabilir. Yüz ifadesi sinirli olabilir ve her solunumla birlikte hırıltı, homurtu gibi anormal sesler duyulabilir.

Epistaksis burun deliklerinden kan gelmesi olup tek veya çift taraflı olabilir.

Egzersizle oluşan akciğer kanaması yarış atlarında meydana gelir ve trakeobronşiyal kanallarda endos- kopik olarak kan görülmesiyle teşhis edilir.

Ekspirasyon dispnesi uzun ve güçlü ekspirasyon genellikle ilerlemiş tıkanmalı alt solunum yolu hastalığı ile ilgilidir.

Ekspirasyon hırıltısı ekspirasyon sırasında hırıltı duyulması kapalı bir larinkse karşı bir soluk tutma periyodundan sonra larinksin aniden açılması ile oluşur. Şiddetli pneumonili, pleuritisli ve akciğer amfizemli sığırlarda yaygındır. Ağrılı durumlarda da meydana gelebilir.

Yanıltıcı burun deliği titreşimi veya yüksek püskürtme (tıksırık?) atlarda horultu benzeri burun yapılarının titreşimi ile oluşan şiddetli bir ekspi- rasyon sesidir.

Nefes kokusu soluğun iğrenç kokusudur.

Kabarık hat eksternal abdominal oblik kasların ventralinde gelişen lineer çöküntü olup kronik obstrüktif pulmoner hastalıkta olduğu gibi kronik ve şiddetli ekspirasyon dispneli atlarda söz konusu kaslar hipertrofik olduğunda meydana gelir. Kas hipertrofisi kostal arkusu belirgin hale getirir (Şekil 16.1). Kabarık hatlar formda ve performanlı atlarda hipertrofik eksternal abdominal oblik kaslardan ayırt edilmelidir.

Hemoptizi öksürükle alt solunum kanalından kan gelmesi olup akciğer kanamasını gösterir. Kan genellikle parlak kırmızı olup hava kabarcıklı veya köpüklüdür.

Hiperpne solunumun derinliğinde anormal artıştır.

İnspirasyon dispnesi uzun ve güçlü inspirasyon olup genellikle toraks dışı hava yollarının tıkanmasına bağlıdır (larink tıkanması veya servikal trakeanın kollapsı ya da toraks büyümesini kısıtlayıcı anormalliklerde olduğu gibi).

Şiddetli solunum sesleri genellikle solunumların sayısı ve derinliğinin arttığı veya akciğerlerin sertleştiği durumlarla ilgilidir.

Nazal akıntı burun deliklerinde normal olarak görülen solunum sekreyonlarının karakterinde değişiklik veya miktarında artıştır.

Açık ağız solunumu ağız açık tutularak yapılan zor solunumdur. İleri akciğer hastalılığı ve burun boşlukları tıkandığında daha yaygındır.

Nefes nefese durum hızlı yüzeysel soluklar olup köpeklerde ısı kaybı mekanizmasının özelliğidir ve ölü-boşluk vantilasyonunda bir artışı yansıtır. Oksijen alışında ve karbondioksit kaybında bir artış olmaksızın ısı kaybına neden olur.

Pleura sürtünmesi inspirasyon ve ekspirasyon sırasında toraksın auskultas- yonunda duyulan şiddetli kaba sürtünme sesi olup pleura hastalığını gösterir.

Egzersize toleransın azalması fiziksel aktivite sağlama yeteneğinin azalmasıdır. Fiziksel aktiviteyi takiben anormal derecede dispne ve taşikardi başlamasıdır.

Tersine aksırık köpeklerde görülen kısa, hızlı bir inspirasyon çabasıdır. Bu refleks koruyucudur ve nazofarinksi temizlemeye yöneliktir.

Gürleme stenozlu bir larinkten geçen hava ile oluşan respirasyon stertorudur; atta en yaygın neden laringeal hemiplejidir.

Aksırık solunum kanalından havanın karakteristik kuvvetli bir ekspirasyonudur. Nazal mukozanın uyarılması ile başlar. Normal hayvanlarda bazen aksırık görülür.

Horultu nazal boşluklardan isteğe bağlı, kısa, patlayıcı bir ekspirasyonu olup  sığır ve atlarda yaygındır.

Stertor soluma sırasında yumuşak damak, farinks veya nazofarinksin vibrasyonuna bağlı düşük perdeli horultu sesidir. İngiliz Buldog, Boston Terrieri ve Pug gibi brachiosefalik köpeklerde normal bir belirti olabilir.

Hırıltı üst solunum yolu tıkanmasını gösteren yüksek perdeli inspirasyon sesidir. Hastaya belli mesafeden stetoskopa gerek kalmadan duyulabilir.

Derialtı çıtırtı yumuşak ve hareketli şişkinlikle karakterize palpe edildiğinde köpük zarı gibi hışırdayan deri altında hava veya gaz birikimidir.

Senkop (bayılma) geçici şuur kaybı olup en çok beyin perfüzyonunun azalmasına bağlıdır. Senkop bazen öksürük nöbetleri tarafından oluşturulur ve o zaman öksürük bayılması olarak bilinir

Takipne ve polipne çoğu defa hipoksemive ve/veya hiperkapniye bağlı çok hızlı solumadır. Takipne, anksiete veya ağrıya bir cevap da olabilir. Nefes nefese durumdan (normal köpeklerde ve bazen kedilerde görülen termoregülatör mekanızmadır) ayırt edilmelidir.

Toraks ağrısı göğüs duvarından veya pleura ve perikad gibi göğüs organlarından kaynaklanan ağrı hayvan hareket ettirildiğinde ve toraksa parmakla basınç yapıldığında hırıltıya neden ağur.

Hırıltılar toraks ve trakeanın auskutasyonunda duyulan sürekli müzikal seslerdir. Eskiden kuru harhara denirdi.

Islık larinksin çok dar açılmasına bağlı kuvvetli solukla oluşan yüksek eğimli bir inspirasyon sesidir.

Giriş

Üst solunum yolları nazal boşluklar, nazo- farinks, larinks ve göğüs girişine kadar olan trakeadır. Alt solunum kanalları da toraks içi trakea, bronş, akciğerler, pleura ve pleura boşluğu, diyaframa ve göğüs duvarıdır.

SOLUNUM YOLLARININ KLİNİK MUAYENESİ

Yaş, ve tür gibi faktörler, klinik belirtilerin süresi, ortam ve bakım, yeni nakliye, aşılama ve önceki ve yeni ilaçlamalar solunum hastalığının nedeni ve karakteri konusunda yardımcı olabilir.

Yaş

Genel olarak, genç hayvanlarda konje- nital anormallikler ve onların göstergesi belirlenir. Brachisefalik kedi ve köpeklerde bazen kon- jenital olarak burun deliklerinin stenozlu olduğu gözlenir; şiddetli stenozis üst solunum kanalı tıkanıklığının klinik belirtilerine yol açabilir. Brachisefalik köpeklerde stenoz- lu burun delikleri, yapısal üst solunum kanalının anormallikleri spektrumunun sadece bir elemanı olabilir. Bunlar:

dolambaçlı ve baskılanmış konhalar

yumuşak damak fazlalığı

● tersine dönük laringeal kesecikler

● trakea hipoplazisi

Yarık damak da bütün türlerde konjenital bir anomali olarak meydana gelir ve yeni doğanı disfajiye predispoze kılar. Yeni sütten kesilen buzağılarda toksemi, anoreksi, fever ve hızlı soluma varsa pneumonik pasteurelloz olabilir. Solunum hastalıklı taylarda tutumsuzluk Rhodococus equi ye bağlı pneumoniyi düşündürür. Ahırda tutulan bir atta öksürük ve egzersize intolerans şikayeti varsa kronik obstrüktif akciğer hastalığı akla gelir. Kronik kötüleşen solunum hastalıklı ve 12 yaşlı bir sığırda akciğer pasteurellozuna göre akciğer neoplazmı çok daha muhtemeldir.

Tür

Brachisefalik köpekler üst solunum kanalı konjenital yapısal anormalliklere predispo- zedir. Nazal neoplazi en çok doli- kosefalik (uzun burunlu) köpeklerde meydana gelir. Küçük ırk, orta yaş ve geriatrik köpeklerde (Minyatür Poodle) kronik bronşitise bağlı kalıcı öksürük ve trakea kollapsı şikayeti ile getirilir. Bu hastalıklar birlikte bulunabilir ve kronik mitral regurgitasyondan kaynaklanan sol atriyal büyüme de bulunabilir. Kedilerde bronşitisin klinik belirtileri farklı olup Siyam kedileri özellikle predispoze olabilir. Larinks paralizi en çok yaşlı iri ırk köpeklerde görülür.

Klinik belirtilerin karakteri ve süresi

Bir köpekte yıllardır süren bir öksürük şikayeti kronik bronşitis gibi primer bir solunum kanalı hastalığını akla getirir; kalp hastalığı veya konjestif kalp yetmezliği neden olamaz. Bununla birlikte, geriatrik hayvanlarda aynı anda birkaç kalp-solunum hastalığı bulunabilir. Ayrıca, subklinik hastalıklar ilerleyebilir ve önceden var olan kronik hastalıkları komplike edebilir. Kendiliğinden iyileşme anemnezi komplike olmayan viral tra- keobronşitis gibi kendini sınırlayan enfek- siyöz hastalıkları akla getirir. Klinik belirtilerin mevsime bağlı olarak artması alerjik hastalığı akla getirir. Meradaki sığırlarda sonbaharda akut şiddetli bir solunum güçlüğü akut interstisyel pneumoniyi düşündürür.

Senkop, kalp-solunum hastalıklı bir pette bazen klinik bir belirtidir. Kollapslı trakea gibi hastalıklarla ilgili hipoksi senkopa neden olabilir. Kor pulmonale ile ilgili pulmoner hipertansiyonlu bazı hastalar egzersiz veya heyecanda bayılırlar.

Klinik uyarı

İki aydan fazla süren ahırda tutulan bir atta öksürük şikayeti kronik obstrüktif akciğer hastalığını düşündürür

Ortam ve bakım

Hastanın bulunduğu ortam solunum hastalığı için risk faktörü olabilir. Büyük hayvanlarda solunum kanalının enfeksiyöz ve immun hastalıkları yeterli havalandırması olmayan ve grup halinde kapalı tutulan hayvanlarda yaygındır. Buna örnekler:

domuzlarda pleuropneumoni

domuz ve buzağılarda enzootik pneumoni

tozlu yem verilen sığırlarda kronik inter- stisyel pneumoni

● küflü ot veya saman verilen yetişkin atlarda kronik obstrüktif akciğer hastalığı

Nakliye

Solunum kanalının hastalıkları nakliye stresi ile ilgili bulunmuştur. Sütten kesilmiş ve nakledilen buzağılarda pneumonik pas- teurelloz yaygındır. Atların uzun süren nakilleri akut bakteriyel pneumoni için önemli bir risk faktörüdür.

Aşı durumu

Solunum kanalının birçok enfeksiyöz hastalığının insidansı ve şiddeti aşılanmamış ya da doğal olarak bağışıklık kazanmamış hayvanlarda daha fazladır.

Kedi ve köpeklerde çevresel etkiler

Dışarı- serbest veya başıboş dolaşan köpekler in dirofilariazis, toksikozlar, enfeksiyöz hastalıklar ve traumaya maruz kalma riski yüksektir

İçeri- içerideki hayvanlar da sigara dumanı, tozlu yatak gibi kötü havalandırmalı allergen faktörlere maruz kalabilir.

Kennel öksürüğü başıboş hayvanlarla temasla enfeksiyöz trakeobronşitis (kennel öksürüğü) veya kedilerin enfeksiyöz üst solunum yolu hastalığı bulaşır

Önceki ve yeni ilaçlamalar

Bunlar klinik belirtileri değiştirebilir.

● örneğin kortikosteroidler yangısal hava yolu hastalığından kaynaklanan belirtilerin geçici gerilemesini sağlayabilir

● antibiyotik tedavisi yabancı cisim, neo- plastik veya mikotik nazal hastalığa bağlı burun akıntısının irinli içeriğini azaltabilir veya yok edebilmekle birlikte, tedavinin kesilmesinden sonra prulent içerik genellikle nükseder.

SOLUNUM YOLUNUN FİZİKSEL MUAYENESİ

Solunumun gözlenmesi ve duyulması

Hayvanın tutulmasına bağlı solunumun hızı ve derinliğindeki değişiklikleri en aza indirmek için öncelikle solunum duyulmalı ve görülmelidir. Sonra alt solunum ve üst yolları muayene edilmesi ve son olarak gerekirse özel diyagnostik testler yapılmalıdır.

İyi muayene için sessiz bir ortam gerekir. Hayvan rahatsız etmeden uzaktan gözlenir ve normal ortamların dışında muayene ediliyorsa çoğunlukla hırçın olurlar ve solunumun sayısı ve özelliği değişebilir. Solunum gözlenirken sayı, ritim, tip, derinlik ile soluğun simetrik olup olmadığına ve solunumla ilgili anormal seslere dikkat edilir.

Hız

Solunum hızı, en iyi şekilde hayvanın yan ve arkasında durularak gözlenir. Bu amaçla her iki taraftan kostal arkusun hareketleri ile karın duvarına bakılır. Normal ve istirahat- teki atlarda solunum hareketleri öyle güç algılanır ki hızı belirlemek bile güç olabilir. Böyle durumlarda bir el burun deliklerine yakın tutulup ekspirasyon akışı hissedilerek solunum sayısı belirlenebilir. Soğuk günlerde burundan çıkan havanın buharlaşması solunum sayısını belirlemeyi kolaylaştırır. Bir inspirasyon, bir ekspiras- yon ve ikisi arasındaki duraklama bir solunum siklüsünü oluşturur. Dakikadaki solunum sayısı sayılır.

İnspirasyon ve ekspirasyon süreleri yaklaşık aynıdır. Kedi ve köpeklerde nefes nefese durumu normal bir termoregülatör mekanizmadır.

Ritm

Solunumun ritmi inspirasyon, ekspiras- yon ve duraklamadır. Solunum yolu hastalıklarında duraklama önemli derecede kısalabilir ve inspirasyon ve ekspirasyon fazı veya her ikisi uzayabilir.

Tip

Solunum torasik (kostal) veya abominal tipte olabilir. Torasik tipte, hareket çoğunlukla göğüs duvarı ile yapışır. Abdominal tipte inspirasyon ve ekspirasyon çoğunlukla karın kasları ve diyaframa tarafından sağlanır. To- rasik ve abdominal duvarlar arasında hareketlerin nasıl paylaşıldığı gözlenerek solunumun özelliği değerlendirilir. Uzunlukta aynı iseler solunum kostoabdominal olarak ifade edilir. Sığır, koyun, ve keçilerde karın duvarının hareketi göğüs duvarınkinden daha fazladır.

Atlarda solunum tipi diğer türlerden daha farklıdır. Çünkü bunlar pasif ekspirasyon yaparlar ve bu yüzden inspirasyon sırasında sadece solunum kaslarının aktivasyonuna gerek vardır. Normal ve istirahatteki atlarda inspirasyon ve ekspirasyon bifaziktir. At şöyle nefes alır:

1. Önce karın kasları pasif olarak gevşer

2. Sonra interkostal ve kaslar ve diyaframa aktif olarak kasılır

Soluk verme ise şöyle gerçekleşir:

1. Önce interkostal kaslar ve diyaframa gevşer

2. Bunu karın kaslarının aktif kasılması takip eder ve ekspirasyon sonrası karın ‘asansörü’ oluşturur.

Normal ve istirahatteki atlarda bu ‘asansör hareketi’ çoğu defa gözlenebilir. Bifazik özellik ve özellikle ekspirasyon sonrası asansör hareketi dispneli atlarda abartılı olabilir. Şiddetli yeni doğanlarda paradoksik solunum olabilir: inspirasyonda karın büyürken, oldukça yumuşak göğüs duvarı kollapslı olabilir.

Derinlik

Göğüs ve karın duvarlarının normal hareketleri yüzeysel veya derin olabilir. Solunumun gevşemesi sırasında normal atların burun delikleri, kostal arkus ile interkostal ve karın kaslarının nispeten zor fark edilir.

Göğüs duvarı hareketlerinin simetrisi

Normal olarak, her iki göğüs duvarı simetrik olarak hareket eder. Pneumotoraks veya göğüs duvarının ağrılı durumlarında hareketler tek tarafın hareketleri diğer tarafa göre daha belirgin olabilir.

Dispne

Dispne solunum güçlüğü ya da zorluğu olup aşırı her nefesle karın ve göğüs duvarlarının ve belirgin hareketleridir.

Normal solunum sayıları (sol/dk)

Kedi ve köpekler       15-50

Sığırlar                     12-36

Atlar                           8-12

Poniler                      15-20

Taylar                       30-60

Klink uyarı

Stetoskop olmadan istirahatte duyulabilen solunum sesleri genellikle solunum yolu hastalığını gösterir.

Dispneli hastaların özellikleri

● sinirli yüz ifadesi

● atakta durmayı tercih ederler veya sternum üzerinde yatarlar

● ayaktayken dirsekler göğüsten uzak tutulabilir

● baş ve boyun genellikle yere paraleldir (muhtemelen üst solunum yolundan hava aşışının rezistansının azaltmak için).

İnspiratorik dispne

Abartılı interkostal aktivite ile birlikte inspirasyon fazının uzun ve güç olması ile karakterizedir. Eğer üst solunum yolu tıkalı ise hırıltı da bulunacaktır. İnspratorik dispne üst solunum yolu tıkanmasından, kısıtlamalı akciğer hastalığı veya göğüste kitlesel oluşumlardan kaynaklanabilir.

Ekspiratorik dispne

Abartılı karın eforu ile birlikte ekspirasyon fazının uzun ve güç olmasıyla karakterizedir. Karın eforu anüsün pompalamasının artışına, eğer kronikse atlarda ‘kabarık hat’a neden olur (Şekil 16.1). Ekspiratorik dispne genellikle alt solunum yolunun tıkanmasından (ör, atlarda kronik obstrüktif akciğer hastalığı) kaynaklanır.

Anormal solunum özelliklerinin yorumu

Anormal solunum özellikleri 5 sınıfa bölünebilir:

1. Hızlı derin solunum – bu aşağıdakilerle ilgili olabilir:

● anksiete veya egzersiz gibi fizyolojik nedenler

● akciğer hastalığı, ateş, endotoksemi, anemi ve asidozis gibi patolojik nedenler

2. Yavaş derin solunum – bazen hava yolu şiddetli tıkanmalı hayvanlarda görülür (ins- piratorik ve ekspiratorik hava akışı, inspi- rasyon ve ekspirasyon süresini uzatacak ve solunum sayısını artırmayacak derecede kısıtlandığında).

3. Hızlı yüzeysel solunum – aşağıdakilerle birlikte meydana gelebilir:

● anksiete

● kostaların kırığı veya pleurapneumoni gibi ağrılı solunuma neden olan durumlar

● interstisyel pneumoni ve pulmoner fibro- zis gibi akciğer genişlemesini kısıtlayan akciğer hastalıkları hızlı bir yüzeysel solunuma neden olur.

● toraks hacmini azaltan ve akciğer büyüme- sini sınırlayan durumlar (pleural effüzyon, pneumotoraks ve diyaframa hernisi gibi)

4. yavaş yüzeysel solunum – merkezi sinir sistemi depresyonlu hayvanlarda veya metabolik asidozise cevap olarak meydana gelebilir.

5. Cheyne-Stokes solunumu–bu nadir bulgu, solunum hız ve derinliğinin siklik olarak artması ve azalması ile karakterizedir ve merkezi sinir sistemi hastalığı ile ilgilidir.

Anormal solunum sesleri

Bazı solunum sesleri solunum sırasında stetoskopa gerek kalmadan duyulabilir. İs- tirahatte oluştuklarında genellikle solunum kanalı hastalığını gösterirler. Bunlar ekspi- rasyon hırıltısı, öksürük, horultu, cırlama ve aksırıktır.

Öksürük

Öksürük solunum kanalındaki duyu reseptörlerinin irrite edilerek medulla oblongata- daki öksürük merkezinin uyarılması ile başlatılan bir reflekstir. Öksürük reseptörleri çoğunlukla daha geniş hava yollarında bulunur. Uyarı farinks, larinks ve bronşlardan kaynaklanabilir. Öksürük birkaç adımdan oluşur:

● derin inspirasyonu glottisin kapanması iz- ler

● kuvvetli bir ekspirasyon

● akciğerlerde hava baskılanır

● glottis birden açılır ve patlamalı bir ekspi- rasyona müsaade eder, bu sırada soluğun hızı saniyede birkaç yüz metreye ulaşır.

Öksürüğün amacı aşırı larinksin dista- lindeki solunum yolundan mukus, yangısal ürünler veya yabancı maddeyi çıkarmaktır. Ökürük genellikle solunum hastalığını gösterir. Öksürük nöbeti solunum yolu mukozasında önemli bir irritasyonu akla getirir.

Öksürük genellikle ağrısız olmakla birlikte akut laringitis, bronşitis ve pleuritis ağrılı olabilir ve böyle durumlarda öksürük baskılanmaya çalışılır. Burun veya ağız boşluklarından mukus, yangısal döküntü veya kan atılıyorsa öksürük prodüktiftir. Prodüktif bir öksürük eksudatif lezyonları (bol miktarda yangısal döküntü ve mukusa neden olur) gösterir. Prodüktif olmayan öksürük ise genellikle kuru öksürük olarak bilinir ve en az eksudasyonlu yangıyı gösterir.

Öksürük sık değilse ve klinik muayene sırasında meydana gelmezse hayvanı öksürtmek gerekebilir. Hava yolu yangılı hayvanlarda geçi olarak (30-60 sn) burun delikleri ve ağız kapatılarak veya tekrar solunum torbası kullanarak kuvvetli nefes alma indüklenir ve öksürük tahrik edilebilir. Laringitis ve tra- kitis varsa larinks veya trakeanın dışarıdan palpe edilerek hafifçe basınç yapılması ile öksürük başlatılabilir. Atlar egzersiz başında çoğu defa öksürür, zira hayvan mukus birikintilerini temizler veya hava yolları hava akışı, rutubet ve ısı değişikliklerine reaksiyon gösterir.

Küçük hayvanlarda sert ve kuru bir öksürük genellikle hava yollarının irritasyonuna (kronik bronşitis, kollapslı trakea, büyüyen sol atriyum tarafından ana-kök bronşun baskılanması) bağlıdır. Pulmoner venöz kon- jesyon juxtapulmoner reseptörlerin uyarılmasına ve böylece bronş kasılmasına ve bronşta mukus üretim arışına yol açar. Bu da kalp hastalıklı köpeklerde görülen bir öksürüğü neden olabilir.

Pneumoni öksürüğü yumuşak olabilir. Köpeklerde larinks veya farinks hastalığı (uzamış bir yumuşak damak gibi) yumuşak bir öksürüğe neden olabilir; bazen larinks hastalığı ile birlikte seste önemli değişiklik olur.

Akciğer ödemi ile birlikte

Akciğer ödemi varsa

Öksürük yumuşak ve bazen prodüktif olabilir (pembe ve köpüklü  bir salyaya neden olur)

Dispne genellikle vardır

Klink uyarı

Kedilerde öksürük genellikle primer solunum hastalığına ve nadiren de kalp hastalığına bağlıdır.

Hapşırık

1. Köpeklerde spastik bir inspirasyon çabası olup nazofarinksi irritanlardan temizlemek için yapılan koruyucu bir reflekstir.

2. Atlarda görülmez

3. Tekrarlayan hapşırık nazofaringeal veya paranazal sinüs hastalığını düşündürür

4. Bunu birçok hayvan sahibi bilmez ve yanlışlıkla ‘formda’ olarak algılar

Aksırık

Merkezi bir refleksle havanın karakteristik bir kuvvetle solunum yolundan dışarı çıkarılmasıdır, nazofarinksi temizlemek için yapılır ve nazal mukozanın uyarılmasıyla başlatılır. Bazen aksırık normal hayvanlarda da olur. Kalıcı aksırık burunda yabancı cisim, yangı veya neoplazi gibi lokal bir hastalığı gösterir. Büyük hayvanlarda görülmez.

ÜST SOLUNUM YOLUNUN MUAYENESİ

Burun ve merme

Burun ve merme kitlelerin varlığı, simetri ve depresyonlar yönünden inspekte ve palpe edilmelidir.

Kedi ve köpek

Kedi ve köpeklerde merme başın en uç kısmında yer alıp üst ve alt çeneyi kapsar. Mermenin uzunluğu türler ve ırklar arasında değişir. Burnun apikal (uç) kısmı (nazal planum) hariç kıllı deri ile örtülüdür. Köpeklerde normal planum nemlidir. Yaşlılığa bağlı hiperkeratozda burun kuru ve sert görünümlüdür. Sağlıklı kedi ve köpeklerde akıntı yoktur. Akıntı varsa özelliğine dikkat etmelidir. Kronik nazal akıntılar (nazal aspergilloz ve neoplazide olduğu gibi) burnun kılsız bölgesinin ülserleşmesine neden olabilir.

Sığır

Sığırlarda merme kılsız olup normal olarak sürekli seröz sekresyon sıvısı nedeniyle nemli (ter damlacıkları gibi) ve soğuktur. Sağlıklı sığırlarda burun deliklerinin ventral kısmında az miktarda seröz (berrak ve su gibi) nazal akıntı birikmiş olabilir. Sığır anorek- sik, deprese, toksemik veya piretik (ateşli) ise merme kurudur.

● anormal nazal akıntı birikir, kurur ve yüzeye yapışır

● fazla miktarda akıntı (gıda partikülleri ile karışık) mermede birikir

● mermenin yüzeyi kirli görünür ve ağrılı olabilir

● mermede biriken materyal burun deliklerini tıkayacak kadar yayılabilir ve nazal hırıltıya neden olur

Sığırların mermesinde, enfeksiyöz rinotra- kitis (IBR), viral diyare, koriza gangrenoza ve papüler stomatitis gibi spesifik hastalıklarla ilgili lezyonlar görülebilir.

At

Merme tamamen tüylü, çok hareketli ve duyarlıdır. Nazal bölge normal olarak kurudur (birkaç damla seröz damla hariç). Seröz damlalar çoğunlukla göz yaşından ibaret olup nazolakrimal kanal aracılığıyla rostral nazal boşluğa akar ve mermenin lateral kısmına dökülebilir. Köpeklere benzemeksizin atlarda kronik nazal akıntı süresince ventral burun deliklerinde depigmentasyon ve yüzülme nadiren gelişir. Bazı normal atların burun kanatlarında beyaz kıl sahası vardır. Bu, patolojik sekonder depigmen- tasyonla karıştırılmamalıdır.

Burun delikleri ve burun boşluları

Burun delikleri ve boşluklarının muayenesi için burun delikleri inspekte edilir ve deliklerden solunum, burun akıntısı, nazal mukozalar ve nazal boşlukların açıklığı muayene edilir.

Burun delikleri

Burun delikleri ve burun boşluklarının mu- köz membranlarının rostral kısmı ışık yardımıyla veya endoskopla inspekte edilir. Burun delikleri simetrik olmalıdır. Sığırlarda burun delikleri nispeten küçük ve kalın olup atınkine göre daha dardır.

Atlarda burun delikleri, normal solunum sırasında yarım ay şeklindedir. Bununla birlikte tidal volüm arttığında genişler ve yuvarlak olur. Kanat kıvrımı burun deliğinin dorsal kısmında lateral olarak çıkıntı yapar ve burun deliğini dorsal ve ventral geçişlere böler. Dorsal geçiş kör bir kutanöz cepe (nazal di- vertikulum, gerçek olmayan burun deliği) açılır. Ventral geçiş nazal boşluğa açılır.

Gerçek burun deliklerinin genişlemesi sırasında (egzersizde olduğu gibi) atlardaki gerçek olmayan burun deliklerin luminasının boyu küçülür. Bu son yapılar 6-8 cm derinliğinde ve epitel ile sınırlıdır. Bunların çoğu koyu pigmentli deri içerir. Yüzeyinde normal olarak koyu sebasöz sekresyon partikülleri yüzeyinde bulunur. Gerçek olmayan burun deliğinin lateral kısmının yumuşak, oval ve dalgalı şişkinliği epitel katının kistlerine bağlıdır. Atın burun delikleri hareketli olduğundan diğer evcil türlerden farklı olarak nazal mukozanın önemli bir kısmı ve nazal kon- haların rostral kısmı kolayca muayene edilir. Nazolakrimal delik, nazal mukoza ile pigmentli burun deliği epiteli arasında komşu sınır burun deliğinin ventrolateral kısmında kolayca belirlenebilir. Burun boşluğunun çoğu sadece endoskopla görülebilir.

Klink uyarı

Dispneli sığırlarda ve atlarda burun delikleri inspirasyon sırasında tamamen genişler ve şiddetli dispnede kalıcı dilatasyon gelişebilir.

Burun deliklerinden solunum

Ekspirasyon havası, elin sırtı veya biraz pamuk parçası burun deliklerinin önünde tutularak kontrol edilir. Her iki burun deliği el ile kapatılarak (yaklaşık 30 saniye) sonradan hava akışı geçici olarak artırılabilir. Bu da değerlendirmeyi kolaylaştırır. Küçük hayvanlarda, burun deliklerinin açıklığı, hastanın burnu önüne bir ayna veya mikroskop lamı tutularak ve ekspirasyonla oluşan buğuya bakarak değerlendirilir. Normal hayvanlarda burun deliklerinden hava akışı yaklaşık aynıdır. Bir burun boşluğunda tıkanıklık varsa (neoplazi veya kırıkta olduğu gibi) hava akışı azalır veya yoktur. Her delik ayrı ayrı tıkanarak ekspirasyon havası miktarı değişiklikleri değerlendirilebilir.

Eksirasyon havası uzaktan bile hissedilecek kadar kötü kokabilir. Genellikle aşağıdaki durumlara bağlıdır:

● gangrenli pneumoni

● turbinat kemiklerinin nekrozu

● larinksin irinli yangısı

Kokunun kaynağı tek taraflı ise ekspiras- yon havası koklandığında sadece bir tarafta belirlenebilir. Eğer farinksin kaudalinden köken alıyorsa her iki burun deliğinde belirlenebilir. Sığırların ketozisinde ekspirasyon havası tatlı ekşimsi kokabilir. Böyle bir koku kapalı bir alanda belirlenebilir ve ketozis için patognomik sayılabilir.

Burun akıntısı

Aşağıdakilerle karakterizedir.

● tek veya çift taraflı

● sürekli veya aralıklı

● az veya çok

● seröz

● kötü kokulu

● mukoid (mukuslu)

● mukopurulent

● serosanguinöz (seröz ve kanlı)

● hemorajik

● gıda içerir/gastrointestinal içerik

Klinik uyarı

Nazal hava akışını ve ağız boşluğunu ayrı ayrı koklayarak kötü kokunun solunum kanalından veya ağız boşluğundan gelip gelmediği ayırt edilir.

Burun mukozasının yangısı ile mukus üretimi artar ve çok miktarda leukosit varsa akıntı mukuslu (berrak veya hafifçe mat renkli ve visköz) yapısını korur. Bu nedenle, seröz ve muköz burun akıntıları burun mukozasının irritasyona (tahrişe) non-spesifik cevaplarını temsil eder. Purulent (irinli) bir akıntı solunum kanalının bakteriyel enfeksiyonunu akla getirir. Tek taraflı akıntı burun boşluğunun veya komşu yapıların (para- nazal sinüsler ve dişler gibi) tek taraflı hastalığında meydana gelir. Büyük hayvanlarda iki taraflı burun akıntısı genellikle akciğer lezyonlarının bir göstergesi olup Bunlar farinkse mukosi- lier tüylerle veya baş torasik trakeanın seviyesinin aşağısına eğildiğinde oluşan yer çekimi etkisiyle nakledilmiş olan solunum sek- resyonları ile birliktedir. Bu sekresyonlar bir kere farinkse nakledilince genellikle yutulur, fakat fazla miktarda ise her iki taraftan eşit olarak burundan dışarı akar. Viral solunum hastalıkları gibi bazı hastalıklar hem üst hem de alt solunum yollarında yangıya neden olur. Böyle durumlarda, burun akıntısı üst solunum yolu kaynaklı da olabilir.

Bütün türlerde primer bakteriyel rinitis nadirse de bakteriyel enfeksiyonlar burun içi yabancı cisimler kadar neoplastik veya mi- kotik hastalıkla komplike olurlar.

Kedi ve köpek

Küçük hayvanlarda burun akıntısı çoğu defa üst solunum yolu hastalığı ile ilgilidir, fakat bazen bakteriyel pneumonili hastalarda da gözlenir. Genç kedilerde seröz veya muko- purulent akıntı üst solunum yolu enfeksiyonu ile ilgili olabilir. Herpesvirus, calicivirus ve clamidia gibi etkenler üst solunum yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Bu enfeksiyon özellikle genç kedilerde önemli bir morbidite nedenidir. Burun içinde yabancı cisim, neo- plazi veya mikotik enfeksiyon bulunduğunda, mukopurulent akıntı görülebilir. Primer bakteriyel rinitis yaygın değildir. Bununla birlikte, kronik bakteriyel rinosinüzitis kedilerde görülebilir ve kronik mukopurulent burun akıntısına neden olur. Bu, muhtemelen önceki viral enfeksiyonun devamıdır.

Sığır

Sığırlar normal olarak burun akıntılarını yalar, yutarlar ve dış burun deliklerini temiz tutarlar. Kalıcı bir burun akıntısı dış burun deliklerinin ve mermenin dermatitisine neden olabilir. Purulent bir burun akıntısı solunum kanalının herhangi bir yerinde değişik derecede irinli bir yangıyı gösterir. Sığırların akciğer pasteurellozunda mukopurulent bir burun akıntısı yaygın olmakla birlikte akciğer lezyonlarından kaynaklanması zorunlu değildir. Bu vakalarda burun boşluklarının se- konder bakteriyel enfeksiyonu akıntı artışına neden olabilir. Bununla birlikte, kronik irinli pneumonili sığırlarda akciğer orijinli bol irinli burun akıntısı bulunabilir.

Faringitis, faringeal disfaji, ezofageal tıkanma ve ezofagitiste burun akıntısı tükürükle karışık çiğnenmiş gıda partikülleri içerebilir. Burun akıntısında rumen içeriği bulunması burun boşluklarına regurgitasyonu akla getirir (ileri süt hummasında olabildiği gibi).

At

Atlarda burun akıntısı çoğunlukla dış burun deliklerinde birikir ve kolayca belirlenir. Normal atların burun deliklerinde birkaç damla sulu (seröz) akıntı (muhtemelen göz yaşı akıntısı ile karışıktır) çoğunlukla vardır.

Klinik uyarı

Yedikten hemen sonra iki taraflı burun akıntısında taze gıda bulunması faringeal veya ezofegeal disfajiyi veya yarık damağı gösterir.

Atlarda kronik tek taraflı burun akıntısı genellikle nazal septumun kaudal kenarının ucundaki bozukluklara bağlıdır. Örneğin:

Enfekte kaudal maksillar bir sinüsün drenaj ostiumundan kaynaklanan purulent bir akıntı etkilenen tarafta burun boşluğundan aşağı akar.

Klink uyarı

İrin ve kan içeren bir burun akıntısı neoplazi veya mikotik enfeksiyon gibi yıkıcı bir hastalığı düşündürür.

Tek taraflı burun akıntısı ile birlikte aynı tarafta lenfadenopati tek taraflı üst solunum yolu bozukluğunu doğrular.

Submandibular lef düğüm grubu (atlarda 70-150 küçük düğümden oluşur) genellikle palpe edilmez veya zor palpe edilir. Bu lenf düğümleri büyüdüğünde bile, mandibulanın dorsomedial tarafı özel olarak muayene edilmedikçe belirlenemeyebilir. Atlarda çok nadir olarak bu lenf düğümleri neoplazmlarda se- konder olarak büyür. Hemen hemen bütün tek taraflı burun akıntılı vakalarda bazı esas hastalık (diş apsesi veya kötü sinüs drenajı, esas bir sekonder bakteriyel enfeksiyon gibi) söz konusudur. Sonuç olarak, kültürü yapılan bakterinin belirlenmesi ve tedavisi, özel teşhis ve uygun tedavinin (genellikle şirur- jikal) gecikmesine neden olur.

Akciğer hastalığı ile iki taraflı burun akıntısının birlikte olması kesin değildir ve akciğer hastalıklı atların çok az bir kısmında tek taraflı burun akıntısının olmasının izahı yoktur.

Klinik uyarı

Tek taraflı burun akıntısı genellikle aynı taraftaki burun boşluğunun, sinüsün veya nazofarink- sin uç kısmının hastalığını gösterir.

İki taraflı submandibular lenfadenopati bulunması bazen iki taraflı üst solunum yolu bozukluklarına (iki taraflı sinüzitis veta hava kesesi bozuklukları gibi) bağlı olmakla birlikte en çok jeneralize viral solunum enfeksiyonlarına (influenza, herpesvirus 1 ve 4 enfeksiyonları veya gurm gibi) bağlıdır.

Nazal septumun kaudalindeki üst solunum yolu lezyonları (gurmla ilgili faringitis gibi) ile birlikte burun akıntısı iki taraflı olur. Tek taraflı farinks ve hava kesesi bozuklukları ile birlikte aniden fazla miktarda (>50 ml) gelir ve bu akıntı nazofarinkse dökülür ve sonra her iki burun deliğinden akar. Bu yüzden tek taraflı hava kesesi mikozis ile birlikte internal karotis arterden önemli miktarda kanama iki taraflı epistaksise neden olur.

Atlarda solunum mukozası yangısının en yaygın nedenleri viral enfeksiyonlardır (inf- luenza 1 veya 4 enfeksiyonları gibi veya kronik tıkanmalı akciğer hastalığı gibi akciğer alerjileri). Bu durumlarda artan mukus üretimi çok sayıda leukositin özellikle nötrofil- lerin mukusa göçü ile ilgilidir. Nötro- filerin varlığı ile solunum sekresyonları alt ve üst solunum yolu kaynağına bakmaksızın muko- purulent karakter kazanır ve visköz ve solgun olur. Atların çoğu akciğer hastalığında mukopurulent solunum sekresyonları karakteristiktir. Primer bakteriyel solunum mukozası enfeksiyonları (gurm, faringitis veya bakteriyel pneumoni gibi) solunum sekresyon- ları o kadar çok leukosit, özellikle nötrofil içerir ki akıntının karakteri irinlidir. Sonra bunlar çok visköz, beyaz, sarı ve yeşil renkli olur. Renk kısmen bakteriyel pigmente bağlıdır. Anaerobik bakterilerin de bulunmasıyla irinli solunum sekresyonları kötü kokar. Böyle bakteriler atların sinüzitisinde ve de akciğer apselerinde yaygın patojenlerdir.

Gıda içeren burun akıntısı

Faringeal veya ezofagaeal disfajili atların yutma girişiminde, bazı çiğnenmiş gıdalar yumuşak damağın dorsaline doğru yer değiştirir. Bu gıda materyali ve tükürük, özellikle baş aşağı eğildiğinde genellikle bir dakikada veya gıda veya suyu aldıktan hemen sonra her iki burun boşluğuna doğru akar. Soluma sırasında bu gıdanın birazı kaudale doğru yumuşak damak üzerinden larinkse de akar ve trakeaya girer. Akciğerlere doğru giden gıda öksürük reseptörlerini (atlarda daha çok trakeanın distalinde bulunur) uyarır ve hayvan öksürerek aspire edilen gıdanın birazını burun ve ağızdan dışarı atar. Atlarda rostral intratorasik trakeada büyük bir ‘kuyu benzeri’ sarkık bölge vardır. Burası öksürükle veya mukosilier nakil ile ya da başın torasik tra- kea seviyesinden aşağı eğilmesiyle oluşan yer çekimi ile temizlenene kadar çoğu aspire edilen materyali hapseder. Sonra trakea içerikleri nazofarinks ve nazal boşluklardan dışarı atılır. Sonuç olarak, atlarda aspirasyon pnö- monisi genellikle aspirasyonla oluşur.

Ruminantlardan farklı olarak atlarda normal olarak gıda regurgitasyonu yoktur. Bununla birlikte, mide ince bağırsaklarda basınç artarsa gıda materyali burun deliklerinden geri gelebilir. Bu olaya gastrik veya gastrointestinal refluks denir. Bu da çoğunlukla mide ve ince bağırsak yıkanmalarında ve sonradan tıkanmanın proksimalindeki bağırsakta sıvı dolgunluğundan kaynaklanır. Sonra gastrointestinal içeriğin ezofagustan farinkse refluksu meydana gelebilir. Atlarda yumuşak damağın normal subepiglottik pozisyonu nedeniyle çoğu gastrik refluks burun boşluklarından akar. Kısmen sindirilmiş gıda içeren bu sulu akıntı genellikle kötü kokar.

Faringeal veya ezofageal disfajinin tersine, nazal gıda akıntılı gastrointestinal refluks genellikle gıda sindirimi ile ilgili değildir. Zira refluks olan materyal birkaç saat önce sindirilmiş olabilir. Ayrıca, belirgin ileuslu atlar yeme eğilimi göstermez ve gastrointestinal dolgunluk ve abdominal sancı vardır.

Klink uyarı

● gerçek mide sıvısı asidiktir

● ince bağırsaklardan gelen sıvı sarı/yeşil ve alkalidir.

Epistaksis ve hemoraji

Burun kanaması şunlara bağlı olabilir:

● nazal mukozanın travmatik hasarı

● solunum yolunun başka yerinde kanama

● kapillerlerin yırtılabilir hale gelmesi

● trombostopeni gibi kanama bozuklukları

Hasara sistemik bir hastalık veya burun mukozasının lokal bir hastalığı tarafından mukozanın erozyonu veya ülserasyonu neden olabilir. Burun boşluklarında yabancı sisim veya başın travması da kanamaya neden olabilir. Burun mukozası dışındaki yerlerden kaynaklanan kan bütün türlerde potansiyel olarak ciddi bir durumdur. Fazla miktarda ani kan akışı genellikle akciğer kanaması ile ilgili olup at ve sığırlarda ölümcül olabilir.

Tek taraflı epistaksis nazofarinksin rost- ralinde bir lezyonu akla getirir. İki taraflı epistaksis nazofarinksin kaudalinde bir lez- yonu (atlarda egzersize bağlı akciğer kanaması ve sığırlarda akciğer embolizminde olduğu gibi) gösterir.

Bazı vakalarda epistaksis ve hemoptizide kanın kaynağı belirgin ise de genellikle diğer diyagnostik işlemler gerekir (akciğer hastalığının göstergesi anormal sesleri belirlemek için akciğerlerin dikkatli oskultasyonu gibi) Burun boşlukları, nazofarinks, larinks, tra- kea ve büyük bronşun bükülebilir fibe- roptik endoskopla tam bir muayenesi gerekebilir. Pıhtılaşma bozuklukları uygun hematolojik tekniklerle belirlenebilir. Bazı vakalarda burun boşluklarının ve yakın yapıların lezyonlarını belirlemek için başın radyografisi gerekebilir. Hemoptizis veya öksürükle ağız ve burundan kan çıkarılması genellikle alt solunum yolunun hastalığı ile ilgilidir.

Klink uyarı

● Atlarda istirahatte ani burun kanaması çoğunlukla hava kesesi ile ilgilidir ve kesedeki kan damarlarının mikotik erozyonuna bağlıdır.

Kedi ve köpek

Bunlarda epistaksis aşağıdakilere bağlı olabilir:

● lokal hastalık süreci (travma, neoplazi ve fungal enfeksiyon)

● sistemik bozukluklar (trombositopeni ve sistemik hipertansiyon)

Dirofilariazisli bazı köpeklerde yetişkin parazit tedavisini takip eden tromboembolik olaylarla ilgili ciddi hemoptizis gelişir.

Sığır

Sığırlarda epistaksis aşağıdaki nedenlere bağlı burun boşluğu travmasından kaynaklanabilir:

● rumen sondası uygulaması

● burun veya yüz kemiklerinin hasarı

● burun deliklerindeki yabancı cisim

Anaflaksi ile ilgili akut akciğer konjesyo- nunda burun deliklerinde az miktarda pas renkli seröz sıvı gözlenebilir. Akut akciğer ödeminde burun akıntısı küçük kabarcıklar içeren grimsi beyaz veya parlak kırmızı köpüklüdür. Sızıntının miktarı çoğunlukla önemlidir ve geçişi öksürük ve şiddetli disp- neye eşlik eder. Epistaksis dikumarol zehirlenmesi, purpura hemorajika ve fiziksel lez- yonların olmadığı kanama bozukluklarına da bağlı olabilir.

Sığırlarda hemoptizis akciğerlerden öksürükle ağız boşluğu ile her iki burun deliğinden kanın gelmesine neden olabilir. Kanın birazı yutulur. Akciğerlerden gelen kanama, belirgin hemoptizis ile birlikte pulmoner arter anevrizması ve vena cava caudalisten (bu da genellikle yırtılan karaciğer apsesinden köken alır) kaynaklanan tromboembolizmde oluşur.

At

Epistaksis aşağıdakilere bağlı olabilir:

● burun mukozası hasarı

● hava kesesinin hastalığı

● akciğer kanaması

● trombositopeni gibi kanama hastalıkları

Mide sondasının veya endoskobun burundan sokulması sırasında burun mukozasının travmatik hasarı geçici tek taraflı epistaksise neden olur. Burun mukozası lezyonları genellikle aralıklı periyotlarla hafif epistaksise yol açar. Hava kesesinin mikozisinde (inter- nal karotis arteride kapsar) veya ilerleyici ethmoid hematoma denilen bozukluğun erken vakalarında burun akıntısı bol ve tamamen kandan ibarettir. Önceki durumda genellikle bol miktarda saf kan gelir. Egzersize bağlı akciğer kanaması egzersizin sonucu olarak akciğerlerin kanamasına bağlıdır. Çoğu etkilenen atta epistaksis görülmez. Kesin tanı trakeobronşiyal yollarda endos- kopla kan görülmesi ile yapılır. Kan mukusla veya mukopurulent sekresyonla karışık olabilir. Birkaç gün sonra hemoglobin pigmentlerinin hemosi- derine parçalanmasıyla renk kahve renkli olur.

Burun mukozası

Burun mukozası normal olarak somon pembesi rengindedir ve nemlidir. Yetişkin at ve sığırda bir ışık kaynağı yardımıyla burun mukozasının 5-8 cm’lik rostral kısmını (buzağı ve taylarda kısmen daha azını) görmek mümkündür. Burun mukozasının daha kaudal kısımları, daha fazla damarlaşma nedeniyle, sığırlarda mavimsi kırmızıdır.

Burun mukozasının primer hastalığında (jeneralize solunum enfeksiyonları gibi) burun mukozasında aşağıdakiler gelişir:

● yangı

● ödem

● eritem (kırmızılık)

● ülser

● mukopurulent sekresyonlarla kaplanma

Bazı vakalarda (enfeksiyöz bovin rinotraki- tis gibi) burun mukozasının lezyonları kolayca görülür ve karakteristiktir.

Nazal lokal mikotik enfeksiyon, genellikle Aspergillus fumigatus’a bağlı olup gri ve siyah fungal plaklara neden olur. Bunların belirlenmesi için endoskop gerekir.

Burun mukozasının ülserleşmesi

Burun mukozasının belirgin ülseri, atlarda epizootik lenfadenitis ve sığırlarda coriza gibi hastalıkların özelliğidir.

Burun boşluklarının tıkanması

Kedi ve köpek

Burun açıklığının veya bir veya iki burun boşluğunun tıkanması kedi ve köpeklerde oluşabilir. Yaygın nedenler travmatik hasar, yabancı cisim veya tümör bulunuşu veya konjenital anatomik defektlerdir. İnspiras- yon sırasında burun kanatlarının hareketliliği, açıklığı ve akıntı olup olmadığı yönünden dış burun boşluğu muayene edilmelidir. Travmatik hasarını veya burun kıkırdağının yıkımını takiben dış burun boşluğu kollaps olabilir. Her iki burun boşluğunun kol-lapsında açıklık tamamen kaybolur ve bra- hisefalik köpek ırklarında konjenital özelliğidir. Burun kanatlarının iki taraflı stenozu ve inspirasyon kollapsı, brahisefalik hava yolu tıkanma sendromunun özelliğidir. Bu ırklarda dispne yaygındır ve aşağıdakilerin birlikte etkisine bağlıdır:

● anormal burun delikleri

● nazal ve faringeal boşluğun azlığı

● aşırı yumuşak damak

● larinksin muhtemel distorsiyonu ve kol- lapsı

İstirahat halinde burun delikleri aracılığıyla hava yolu son derece dar fakat açıktır. İns- pirasyon sırasında burun boşluğu genişle- mez, fakat kanatlar philtruma karşı içe doğru emilir, böylece hava boşluğu kapanır. Tam kapanma, ağızdan solumayı gerektirirken kısmi kapanmada burundan solunum mümkündür. Dış burun boşluğunun çapı müsaade ettiğinde köpeklerde küçük çaplı fleksibil endoskopla ön rinoskopi kolayca yapılır. Ves- tibulanın, ortak, dorsal ve ventral nazal mea- tusun, dorsal ve ventral konhanın değerlendirilmesi mümkündür.

At

Atların burundan soluması zorunludur, zira uzun yumuşak damağın kaudal kenarı solunum sırasında epiglottisin altına uzanır ve orofarink ile nazofarinks arasında tıkaç oluşturur. Yumuşak damağın kaudolateral yayılmaları larinks etrafında bir tıkaç oluşturur. Bu da solunum sırasında nazofa- rinkse çıkıntı yapar. Bu yüzden rostral larinks solunum sırasında intranazofarigeal bir pozisyonda bulunur.

Bu nedenle nazal hava yollarının tıkanmaları atlarda diğer türlere (bunlarda solunum ağızdan da yapılabilir) göre çok daha önemlidir. Tek taraflı burun tıkanması en yaygın olarak paranazal sinüslerin şişkinliğine (özellikle irin dolu maksillar sinüs veya maksillar kist) bağlıdır.

Atlarda gerçek burun boşlukları dahil nazal yapıların hırıltı benzeri bir titreşimi ile oluşan yaygın şiddetli bir ekspirasyon sesine ‘hatalı burun boşluğu titremesi’ veya ‘yüksek üfleme’ denir. Bu normal sesler çoğu defa egzersizin başlangıcında meydana gelir ve agresif hayvanlarda istirahatte ve çalışırken de duyulur.

Atlarda nazal paraliz

Dorsal yanak sinirlerin hasarı ile oluşan nazal paraliz atletik atlarda çok önemlidir.

Zira at burundan solumak zorundadır

Diğer evcil türlerinkine göre atlarda burun boşlukları çok hareketlidir.

Egzersiz sırasında tidal volümde ve solunum sayısında artışlar hava akışını altmış kat artırabilir. O zaman solunum sesleri, normal hayvanlarda 25 metre uzaktan duyulabilir. Formda olmayan çoğu atta normal solunum seslerinin seviyeleri hızlı çalışma sırasında artabilir ve böyle sesleri çıkaran atlara ‘kalın soluklu’ denir. Hayvan daha formlu olduğunda bu sesler normal olarak kaybolur. Uzun süren ve hızlı egzersizden sonra (yarış gibi) normal formlu hayvanlarda bile egzersiz sonrası dispne görülür. Bunlarda solunum 5-15 dakika boyunca hızlı ve derin olarak devam eder.

Üst solunum yolu tıkanan atlarda istira- hatte anormal solunum sesleri işitilmez. Halbuki gallop durumunda solunum seslerinin fazlalaşması ve anormal sesler meydana gelebilir. Bu egzersize bağlı inspirasyon seslerine hayvan sahibi ‘gürültü’ devre egzersiz yapan attan 50 metreden daha fazla uzaktan duyulabilir. Çok hızlı çalışırken inspirasyon ve ekspirasyon sırasında epiglottisin yukarısındaki yumuşak damağın dorsale deplasmanı ile bazı atlar hırıltı benzeri gürültü yapar (brahisefalik bir köpek gibi).

Klinik uyarı

Hızlı egzersiz sırasında normal ekspirasyon sesleri inspirasyon seslerine göre iki kat daha şiddetlidir.

Egzersiz sahasının olmaması veya topallık gibi başka hastalıklarla seyreden problemler nedeniyle at her zaman koşturulmaz ve bu yüzden tam ve doğru anemnez önemle vurgulanamaz.

Hızlı egzersiz sırasında inspirasyon ve ekspirasyonun belirlenmesi

Üst solunum yolları tıkanıklığından şüpheli atlarda hızlı egzersiz sırasında anormal seslerin olup olmadığını belirlemek için oldukça diyag- nostiktir. Aşağıdakiler gözlenerek yapılabilir:

Soğuk havalarda burundan çıkan nemli havanın yoğunlaşması

Atın yürüyüşünün solunum siklüsü ile ilişkisi; eşkinde ve gallop harekette solunum tamamen eş zamanlıdır, ön bacaklara yere vurduğunda ekspirasyon, ön bacaklar yükseldiğinde inspirasyon meydana gelir.

Klinik uyarı

Muayene sırasında ata egzersiz yaptırılamazsa hayvan sahibi videoya çekebilir veya ses kaydı yapabilir.

Klinik uyarı

Burun tıkanıklıklarını değerlendirmek için burun deliklerine bir tutam pamuk tutulur.

Sığır

Sığırlarda burun boşluklarının tıkanması yaygın olmamakla birlikte bitkisel maddeler gibi yabancı cisimlerle ve burun enfeksiyonu ile ilgili yangısal eksudatla tıkanabilir.

İnspirasyonda bir hırıltı ve bazen horultulu dönemler vardır. Burun tıkanmasında nazal akıntı olmayabilir, fakat burundan ekspiras- yon azalmış ya da tamamen kesilmiştir. Çoğu burun boşluğu tıkanmaları burun deliklerinden bakılarak doğrudan görülemez. burun boşluklarının (eksudatla dolu olan perküs- yonunda mat ses alınır.

Eğer endoskop yoksa burun boşluklarının açıklığını ve tıkayan lezyonun yerini belirlemek için basit bir saha testi uygulanır: inceden kalına doğru urundan mide sondası uygulanır. Hayvana uygun çapta sondanın geç- memesi bir tıkanmanın varlığını gösterir. Lez- yonun özelliğine göre sonda uygulaması, horultuya, bazen epistaksise ve anormal burun akıntılarına neden olabilir. Bu akıntılar laboratuar analiz için toplanmalıdır. Endos- kopi varsa fleksibil fiberoptik olanı çok daha faydalıdır. Lezyonun özelliği ve büyüklüğü ile ilgili dokuları değerlendirmede radyografi de yardımcıdır.

Paranazal sinüsler

Paranazal sinüslerin hastalıkları atlarda sık meydana gelir. En yaygını, atlarda doğal olarak çok zayıf olan drenaj bozulması ile birlikte aşırı eksudat üretimine bağlı mak- sillar sinüslerde irin birikimidir. Diğer evcil türlerde (kedi, köpek, sığır) maksillar sinüsler daha fazla drene edilir ve maksillar sinüzitis sık görülmez.

Kedi ve köpek

Paranazal sinüslerin primer hastalığı küçük hayvanlarda yaygın değildir. Bununla birlikte, aspergilloz veya neoplazi gibi hastalıklar burun boşluklarını etkilediğinde para- nazal sinüsleri de sekonder olarak kapsayabilir. Paranazal sinüslerin muayenesi genel anestezi ve radyografi gerektirir.

At

Atlarda çift paranazal sinüs, rostral ve kau- dal maksillar sinüslerdir (Şekil 16.3). Rostral maksillar sinüsler medial kısımları (infraor- bital kanal ve dental alveolinin dorsali) vent- ral konhal sinüslerle irtibatlıdır. Kaudal mak- sillar sinüsler büyük bir dairesel açıklık aracılığıyla frontal sinüs ile irtibatlıdır. Frontal sinüs kısmına şimdilerde dorsal konhal sinüs ve her iki kısma konhofrontal sinüs deniyor. Küçük olan ve çift etmoidal ve sfenopalatin sinüsler de burun boşluğu ile irtibatlıdır (kaudal maksillar sinüsün orta meatusun kaudal kısmına aracılığıyla). Daha küçük çift rostral maksillar sinüsler daha rostral bir noktada orta meatusu ayrı ayrı drene ederler (Şekil 16.3).

Atlarda maksilar sinüzitise neden olan durumlar aşağıdadır:

● solunum yolu viral ve bakteriyel enfek- siyonları

● kist ve neoplazmlar

● lokal mantar enfeksiyonları

● kaudal yanak diş kökünün apsesi

Bakteriyel sinüzitis kist ve neoplazmalara bağlı sekonder olabilir.

Kalın lateral (eksternal) maksillar duvarı, iri sinüs dolgunluğu ve kemik yumuşaması oluşmadıkça genellikle bozulmaz. Bununla birlikte, ince medial duvarlar kolayca medi- ale, nazal septuma doğru komprese olur. Bu da tek taraflı burun hava akışının bozulmasına yol açar. Nazolakrimal kanal mak- sillar sinüslerin dorsolateral kısmında seyrederken sinüs hastalığı sırasında bu yapının baskılanması tek taraflı epifora (göz yaşı akıntısı) ya neden olabilir. Sinüs hastalığı ile birlikte tek taraflı göz yaşı akıntısı ve nazal hava akışı tıkanıklığı, çoğu defa aynı tarafta purulent burun akıntısı ve sub- mandibular lenf düğümü büyümesi ile birliktedir.

Maksillar veya frontal sinüslerin empi- yemi (irinle dolu olması) ile birlikte (Şekil 16.2) doğrudan buranın altındaki dokuları değerlendirilmesi için sinüsün perküsyonu önemli olabilir. Eksudat dolu bir sinüs (kronik vakalarda duvarları kalınlaşabilir ve deminerali- zasyona uğrayabilir) normal hava dolu bir si- nüse göre rezonansını kaybedebilir. Bununla birlikte, hasta atlar ağrılı bir sinüsün per- küsyonundan hoşlanmaz ve bazen perküs- yon işlemi sırasında göz kapakları hızla kapanır ve oluşan ses mat perküsyon sesi için yanıltıcı olabilir. Genel olarak, ileri sinüs hastalığı bulunmadıkça perküsyona güvenil- mez.

Düşük derecedeki sinüzitiste yapılan klinik muayeneler güvenilir değildir. Bu yüzden, sinüzitisten şüphe edilen vakalarda normal olarak hava dolu olması gereken bu yapılarda karakteristik sıvı hatlarını belirlemek için radyografi gerekir (Şekil 16.4). Bu sahanın radyografik anatomisi karmaşıktır ve aynı yaştaki sağlıklı attan da normal sinüs radyografisi çekerek karşılaştırmak faydalıdır.

Kötü kokulu solunum, özellikle paranazal sinüslerin anaerobik bakteriyel enfeksiyonu ile birlikte üst solunum yolu nekrozunu gösterir. Bununla birlikte, gangrenli pneumoni gibi nekroze akciğer durumlarına da bağlı olabilir. Tek taraflı (veya belirgin asimetrik) nazal kötü koku, kökeninin başın aynı tarafındaki bir yerde olduğunu gösterir. Dental ve özellikle peridontal hastalıklı atlarda kötü kokulu ağız bozuklukları genellikle soluktan değil ağızdan belirlenir.

Klinik uyarı

Atlarda sinüzitisi değerlendirmek için her iki taraftaki maksillar sinüsler üzerin birer el konur ve sıcaklığa dikkat edilir. Lokal basınç yaparak kemiklerin yumuşamasına ve ağrı olup olmadığına dikkat edilir.

Sığır

Anatomik olarak paranazal sinüsler doğrudan yada dolaylı burun boşluğu ile irtibatlıdır. Bunlar dört çifttir:

● frontal – bunlar çok büyüktür

● maksillar-

● sfenopalatin

● etmoidal

Muayenenin birinci kısmı sinüsler ve etrafındaki sahanın normal olup olmadığını gözlemektir. Sonra palpasyonla kırık veya deformasyon olup olmadığına bakılır. Parmaklarla veya pleksor ile perküsyon yapılarak ortaya çıkan sesin karakteri ile sinüsün durumu değerlendirilir. Paranazal sinüsler fron- tal sinüsün ortasından stetoskopla oskulte edilerek de değerlendirilebilir. Parmakla veya pleksor ile frontal ve maksillar sinüs duvarlarına hafifçe vurularak ses oluşturulur. Matlık veya daha güvenilir olan yüzün iki tarafı arasında ses iletiminde asimetri dinlenir. Normal hayvanlarda akustik ses net ve şiddetlidir. Sinüs aşağıdakileri içeriyorsa:

● eksudat

● neoplastik dokular

● dental retensiyon kisti

perküsyon sesi mat olabilir. Bu değerlendirmeler başın her iki tarafındakileri bulguları karşılaştırarak yapılmalıdır. Belirgin farklılıklar diyagnostik olabilir.

Sığırlarda, bazı maksillar sinüsün aktino- mikozisi veya neoplazisi vakalarından başka frontal sinüzitis boynuz çıkarmanın en yaygın sonucudur.

Kraniyal servikal bölge

Kraniyal servikal bölge mandibulanın verti- kal ramusunun hemen kaudalinde olup aşağıdakileri içerir:

● parotis tükürük bezi

● larinks

● tiroid bezi

● paratroid ve faringeal lenf düğümleri

Bölge inspeksiyon ve palpasyonla, la- rinks ve trakea vakalarında oskultasyonla muayene edilir. Her iki taraf muayene edilmelidir. Troid bezinin büyümesi larinksin kaudal böl- gesinde seyreden boynun kranioventral kısmında şişkinliğe neden olabilir. Ezofagusun tıkanması, divertikulumu, stenozisi veya pa- ralizi ile oluşabilen ezofagusun lokal veya genel büyümesi sol juguler olukta değişen derecede şişkinlikle karakterizedir.

Bütün türlerde kraniyal servikal bölgesinin dışarıdan palpasyonu genellikle iki elle yapılır. Bir el her iki tarafta önce  hafifçe sonra giderek artan basınç yapar ve reaksiyona dikkat edilir. Bunun dışında bölgede ağrı olmasa bile hayvan rahatsızlık gösterebilir. Pal- pasyonda yangısal hastalıkları gösteren ısı, ağrı ve şişlik ile ezofageal yabancı cisimler ve neoplaziden kaynaklanabilen derine yerleşik şişliğe dikkat edilir.

Faringeal bölgenin dışarıdan inspeksiyo- nunda parotis tükürük bezinin yangısı, len- fadenitis, troid bezin büyümesi veya neoplazi ile ilgili şişkinlikler görülebilir.

Klinik uyarı

Başın ve boynun uzanmış olarak tutulması karaniyal servikal bölgede ağrıya neden olan hastalıkları gösterebilir.

Farinks

Kedi ve köpek

Bazı küçük hayvanların farinks ve yumuşak damağının kısa bir muayenesi tran- kilizan gerektirmez. Muayene eden bir eliyle üst çeneyi kavrarken alt çene diğer elle açılır. Premolar ve molarlar arasına parmakları yumuşak bir şekilde bastırınca köpek ağzını açmaya cesaret edebilir. Ağız mukozası yabancı cisim veya ülserler gibi lezyonlar bakımından dikkatle muayene edilir. Kedilerde calisivirus enfeksiyonları ağız mukozası ülserine neden olabilir. Dişler de dikkatle muayene edilir. Purulent nazal akıntının önemli bir nedeni diş kökü apsesidir. Farinksin detaylı muayenesi genel anastezi gerektirir. Orofarinks, bademcikler ve yumuşak damak inspekte edilmelidir. Bir kısırlaştırma çengeli kullanarak yumuşak damak uzaklaştırılır ve bir diş aynası ile nazofarinks görülebilirse de fleksibil bir endoskop gerekebilir. Normal mukoza pembe renklidir. Lezyonların karakteri ve yerleri kaydedilmelidir. Faringeal yabancı cisimlerin varlığı dispneye neden olabilir.

Nazofaringeal polipler

● bunlar, nazofarinks görüldüğünde belirlenebilir.

● genç kedilerde yaygın olup aşağıdakilere neden olabilir:

● burun akıntısı

● dispne

● şiddetli solunum sesleri.

At

Farinks, solunum ve sindirimin ortak yolu olarak hizmet eden dikdörtgen muskulo- membranöz bir boşluktur. Orofarinks yumuşak damak, dil ve epiglottis arasındaki fa- rinks kısmıdır. Atlarda mandibulanın büyük vertikal ramusu farinksin lateral kısmının çoğunu örter. Mandibulanın kaudalin- deki farinksi de büyük parotis tükürük bezi örter. Ventral olarak, omohyoid kaslar, cri- cothroid ligament ve hyoid aparat orofa- rinksin vent- ral kısmını tamamen örter. Bu yüzden, atlarda farinksin dışarıdan muayenesi ile çok az bilgi elde edilebilir.

Farinksin içten inspeksiyonu, sadece iri atlarda zor olabilir. Genel anestezi olmadan aşağıdakiler tavsiye edilebilir:

● uygun yardımcı

● trankilizan

● ağız spekulumu

Yumuşak damak ve epiglottis normal soluma pozisyonunda olduğunda dilin tabanı, büyük orta hat epiglottik kıvrım, orofarin- geal duvarlar ve zemin, yumuşak damağın kaudal kısmının uzantısı ve epiglottisin tabanı palpe edilebilir. Bu muayene çoğu defa yumuşak damağın dorsale deplase olmasına neden olur ve sonra epiglottisin tümü ile la- rinksin rostral kısmı palpe edilebilir.

Faringeal disgfaji, faringeal kasları ya da duyu ve motor sinirleri (IX, X ve XI. kraniyal sinirler) etkileyen lezyonlara bağlı nöromus- kuler fonsiyon bozukluğu ile meydana gelebilir. Nöromuskuler fonksiyon bozukluğu, jene- ralize nöral bir bozukluğun (botilusmus gibi) belirtisi olabilir veya lokal bir bozukluğun (hava kesesi mikozisi gibi) sonucu olarak kraniyal sinirlerin hasarı ile birlikte meydana gelebilir. Faringeal disfajinin mekanik nedenleri:

● yarık damak

● yumuşak damağın aşırı rezeksiyonu (sta- filektomi)

● subepiglottik kist

● faringeal yabancı cisim

● belirgin lokal ülserleşme ile birlikte epi- glottik çekilme

Akut faringitis (gurmda olduğu gibi) ağrı ve retrofaringeal lenfadenitise bağlı bazen geçici bir faringeal disfajiye neden olur, fakat diğer klinik belirtiler (iki taraflı purulent burun akıntısı, lenfadenitis ve ateşli cevap gibi) teşhise yardımcıdır.

Köpeklerin aksine, atlarda orofarinkste yabancı cisimlere çok nadir rastlanır, fakat ba- zen arytenoid kıkırdakların lateralinde piri- formis recessus veya orofarinkste bulunur.

Viral solunum enfeksiyonları çoğu kez ‘üst solunum enfeksiyonları’ şeklinde yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar genellikle akciğerlerde en önemli patolojiye neden olurlar. Bununla birlikte, nazofaringeal epitelyum dahil üst solunum yolu epitelyumu (orofaringeal mukoza enfekte olmaz), larinksin mukozası, hava kesesi, burun boşlukları ve sinüslerin yangısının belirtileri iki taraflı mukopurulent burun akıntısı, iki taraflı submandibular lenf düğümlerinin şişkinliği olabilir. Gurmda parotis lenf düğümleri sıkça şişmekle birlikte bunlar, üzerine yatan büyük parotis tükürük bezinin varlığı nedeniyle kolayca belirlenemeyebilir. Bununla birlikte bu sahanın derin palpasyonu ile özellikle parotis lenf düğümlerinin yangısı ile birlikte ağrı ve ısı artışı hissedilebilir.

Palatofaringeal arkus tarafından çevrili olan ezofagusun girişi, larinksin hemen dor- salinde yer alır. Bu saha palpe edilemez ve endoskopik açıdan kaudodorsal nazofaringe- al çatı tarafından normal olarak yıkanır. Eğer bir atta sedasyon yapıldı ise, pa- latofaringeal arkusun veya bazen dorsal faringeal mukozanın mukozal kıvrımı dorsal larinks üzerine kabarır. Bu, sedatif ilaca bağlı kaudal farin- geal konstriktör kasların (thyropharyngeus ve cricopharyngeus) tonus kaybı ile ilgilidir. Bu durum, cricopharyngeal–laryngeal displa- zi denen bozuklukta cricopharyngeus kasının konjenital yokluğuna bağlı palatofaringeal arkusun daha belirgin ve kalıcı prolapsu- sundan ayırt edilmelidir.

Atta yumuşak damak

Anatomik pozisyonu nedeniyle, genel anestezi yapılmadan ve dilin tabanına bastırmadan ağız muayenesinde yumuşak damağı doğrudan görmek mümkün değildir. Öyle ya- pılmış olsa bile yumuşak damağın ventrodor- sal kısmının sadece çok sınırlı bir bölümü görülebilir. İyi sedasyonlu atlarda, ağız boşluğunun ve farinksin nispi boyutları ile muayene edenin kolu nedeniyle yumuşak damağın ventral kısmının parmakla muayenesi mümkündür. Sonuç olarak, yumuşak damağın muayenesi genellikle endoskopla daha az olarak da nazofaringeal radyografi ile yapılır.

Atta faringeal disfaji

Belirtileri şunlardır:

● yeme sırasında veya yedikten hemen sonra gıda ve salya burun boşluğuna akar

● gıda inhalasyonuna bağlı öksürük

● yutma girişimi sırasında burun boşluklarına akmış olan çiğnenmiş gıda veya froth su buketinde belirginlik

Atta epiglottis bozuklukları

Atlarda epiglottis yetişkinlerde ağızdan palpe edilebilirse de burundan uygulanan endoskopi ile daha doğru teşhis edilebilir. Epiglottisin iki iyi bilinen bozukluğu şunlardır:

● subepiglottik mukozanın kıvrımı tarafından epiglottisin çekilmesi

● subepiglottik kistlerin varlığı

Taylarda, yarık damak en çok yumuşak damağın sadece kaudal kısmını kapsar. Yarık damak ağız ve burun boşluklarının tam olmayan bir ayrımıdır. Bu da yutma sırasında gıda ve sıvıların nazofarinkse geçişine yol açar. Bu materyal birkaç saniye emme içinde buruna (Şekil 16.5) ve daha önemlisi de tra- keaya akar. Bu da yutmadan hemen sonra öksürmeye neden olur. Bazı vakalarda, bu aspirasyon pneumonisine yol açar. Egzersiz sırasında bir at bazen tükürüğünü veya tra- keaya taşınan ve yumuşak damakta biriken aşırı solunum salgılarını yutmak zorunda kalabilir. Yutma işlemi, larinksin palatofarin- geal arkustan geçici olarak ayrılmasını zorunlu kılar. Bu, istirahat halindeki normal atlarda endoskopi sırasında yaygın olarak gözlenebilir (epiglottisi dorsale hareket ettirmek için yumuşak damak görüldüğünde). Bununla birlikte, çok hızlı uygulama sırasında eğer yumuşak damak dorsale doğru yer değiştirirse serbest uç inspirasyon sırasında glottise doğru emilirken ekspirasyonla uzaklaşır. Bu da yumuşak damağın dorsale deplasmanı olarak bilinen akut solunum tıkanmasına neden olur. Bu, genellikle sadece maksimal egzersiz sırasında meydana gelir ve yumuşak damak egzersizden önce ve sonra endoskopik olarak normal görünür. Bununla birlikte yüksek hız tredmill egzersiz sırasında endoskopi yaparak böyle fonksiyonel değişiklikleri muayene etmek artık mümkündür. Yumuşak damağın dorsale deplase olmasından şüphelenilen atlar önceden düzeltici cerrahi işlem yapılıp yapılmadığı yönünden değerlendirilmeli ve hayvan laringotominin yara izi yönünden muayene edilmelidir. Ayrıca, rostral sternothyrohyoideus bölgesi miye- sitomi ve kas yokluğu yönünden değerlendirilmelidir.

Hava keseleri (östaki borusu divertikulumu)

Atta hava keseleri östaki borularının hava dolu divertikulumudur ve bunların fonksiyonu bilinmemektedir. Bunlar mandibulanın ve parotis tükürük bezlerinin medialinde yer alır ve normal atta görülebilir ve palpe edilebilir.

Taylarda bir veya iki hava kesesinin nazo- faringeal ostiumunun konjenital (muhtemelen nöromuskuler) bir defekti, etkilenen kesede tek veya çift taraflı hava birikimine yol açar. Bu, mandibulanın kaudalinde ve bazen altında tek veya çift taraflı şişkinliğe neden olur. Palpasyonda gaz dolu davul gibi ağrısız ve perküsyonda timpanik bir şişkinlik hissedilir.

Hava keselerinde tek veya çift taraflı belirgin irin birikimi (empiyem) ile birlikte, üzerindeki parotis tükürük bezi laterale (yana) doğru yer değiştirir. Bazen bu irin, çok sayıda yumurta benzeri koyulaşır. Bu da kond- roidler olarak bilinir. Çok büyüyen hava kasesi larinksin lateralinde deri altında olarak uzanan hava kesesinin tabanı ile birlikte mandibulanın açısı ile larinks arasında kau- dolaterale doğru çıkıntı yapar. Bu da ağrısız yumuşak şişkinliğe neden olur.

Hava kesesi mikozisi bu yapının daha yaygın bir bozukluğudur ve genellikle medial bölümün dorsal kısmını kapsar. Bu durum, çok sayıda önemli sinirlerin ve medial bölümün damarlarının hasarına bağlı geniş ve dramatik klinik belirti sahnesine neden olabilir. Bu klinik belirtilerin birlikteliği ile hava kesesi hastalığının teşhisi çoğu defa mümkündür. Hava kesesinin medial bölümünde seyreden büyük internal karotis arterin erozyonunun sonucu olarak fazla miktarda ve hatta ölümcül iki taraflı epistaksis meydana gelebilir. Kanama sadece bir hava kesesinde meydana gelse de böyle büyük miktarda kan nazofarinkse ve her iki burun deliğine doğru akar. Kraniyal sinirlerin (IX, X, XI.) hasarı faringeal disfajiye neden olabilir ve X. kra- niyal sinirin hasarı aynı tarafta ani larinks paralizinin başlangıcına da neden olabilir. Hava kesesinden geçen kraniyal sempatik trunkusun hasarı Horner sendromuna neden olur. Soğuk havalarda atlarda tek taraflı yüz terlemesi sık görülmez, fakat ptozis (göz kapağı düşmesi) ve pupilla daralması (miyozis), Horner sendromlu atlarda, daha çok gözlenir.

Endoskopi, hava keselerinin muayenesi için seçilecek bir tekniktir.

Klinik uyarı

Baş tgravması ile ilgili olmayan ve istirahatteki bütün şiddetli epistaksis nöbetleri (>1 litre) hava kesesi kaynaklı olarak değerlendirilmelidir.

Sığır

Ağız padanı ile farinks, glottis ve larinksin epiglottisinin çoğu ile proksimal ezofagus ağız boşluğundan palpe edilebilir. Farinksin çoğu doğrudan ya da yetişkinlerde 4 cm çapında ve 45 cm boyunda ve buzağılarda daha küçük basit sert bir pleksiglas spekulum yardımıyla görülebilir. Ağız bir padanla açık tutulur ve spekulum dilin tabanına doğru yerleştirilir ve farinkse ilerletilir. Dili bir kaldıraç gibi kullanarak ve spekuluma doğru bir ışık tutarak farinks ile glottis ve epiglottis kolayca görülebilir. Muayene sırasında hayvan ses çıkarırsa ses telleri kapanır ve trakeanın proksimal kısmı da görülebilir. Larinksin yangısal lezyonları genellikle kolayca görülebilir. Bu muayene metodu aşağıdaki lezyon- ların belirlenmesi için faydalıdır:

● yabancı cisimler

● faringeal lenf düğümlerinin büyümesi

● farinksin travmatik hasarları

Yetişkin sığırlarda apseler ve tümörler gibi şüphe edilen lezyonları değerlendirmek için laringeal rima glottidisi de palpe etmek mümkündür. Sığırlarda, boğazın (ağız boşluğu ile farinks arasında dar boşluk) kıstağına el sokulduğunda faringeal refleks başlar ve farinksin kasılmasını yutma hareketleri ve hafif öğürme takip eder.

Faringeal refleks

Farinks paralizi varsa bu reaksiyon yoktur veya zayıftır. Aşağıdakilerde olduğu gibi:

● botilusmus

● kuduz

● listeriozis

● faringeal pleksus (glossopharyngeal, spinal accessor sinirler ile n vagusun faringeal kolundan oluşur) veya hipoglossal sinirlerin lezyonları.

Farinjitisin klinik belirtileri şunlardır: ano- reksi, kanlanma ve gıda renginde tükürük, ağızdan gıda akışı ve öksürük. Su, genellikle yutulsa da normalden dada yavaş hızla yapılır. İnspirasyon uzar ve şiddetli bir hırıltı ile seyreder.

Larinks

Larinksin üç temel görevi vardır:

● gıda aspirasyonunu önlemek

● hava akışının regülasyonu

● phonation

Kapanma için beş çift kas (cricoarytenoi- deus lateralis, ventrikülaris, vokalis, inter- arytenoideus ve cricothyroid) ve açılma içinse sadece bir çift (cricoarytenoideus dor- salis) kas vardır.

Kedi ve köpek

Larinks palpasyonla dikkatli bir şekilde değerlendirilir. Normal larinks simetrik olup yumuşak manipulasyon önemli değişikliğe neden olmaz. Anemnez ve fizik bulgulara göre fonksiyonel veya yapısal anormalliklerden şüphe edildiğinde larinksin doğrudan muayenesi endikedir. Larinksin fonksiyonu değerlendirilir, zira hasta hafif bir anestezi planından iyileşir. Larinks fonksiyonu olarak, inspirasyon sırasında vokal kıvrımların aktif açılması dikkati çekerken aynı durum larinks paralizli hastalarda gerçekleşmez. (Şekil 16. 6). Bu lezyon larinksi çoğu defa asimetrik olarak etkiler ve bu da teşhiste yardımcıdır.

At

Atlarda en önemli larinks bozukluğu larin- geal recurrent sinirin hastalığı ile oluşur ve larinksin tek traflı paralizine (hemipleji) yol açar. Bu, genellikle tek taraflı kısmi paraliz olduğundan duarum daha doğru olarak laringeal hemiparezis denir. Etiyoloji bilinmediğinden idiopatik laringeal hemiparezis veya hemipleji deyimi kullanılır. Bununla birlikte, hemiparezis ifadesi teknik olarak total laringeal paraliz veya subklinik hastalı kapsamaz ve bu yüzden recurrent laringeal nöropati (RLN) deyimi daha çok kullanılır. Bu deyim laringeal kas fonksiyon bozukluğunun subklinikten total paralize kadar bütün derecelerini kapsar. Primer klinik belirti, yorucu egzersiz sırasında larinksin yetersiz açılmasına bağlıdır. Bu da anormal solunum seslerine ve de egzersiz performansının azalmasına neden olur. Bazı ileri vakalarda, anormal kişneme bulunabildiği gibi ses anormallikleri de bulunabilirse de aspirasyon çok nadirdir.

Arytenoidlerin muskuler procesusunun çıkıntısını belirlemek için larinksin dorso- rostral kısımları iki taraftan palpe edilmelidir. M. cricoarytenoid dorsalis’in önemli at- rofisi varsa aynı tarafta muskuler processus daha belirgin olur. Her bir tarafta laringeal kasılma derecesi karşılaştırılmalıdır. Bunun için aşağıdakileri yapmak faydalıdır:

● ata bakarak, mandibula gözlemcinin sol omuzunda tutulur

● iki elin parmakları her sternocephalicus tendosunun altına kadar ilerletilir.

● parmaklar larinksin dorsumu boyunca rostromedial olarak arytenoidlerin musku- ler procesessusa kadar hareket ettirilir.

Çoğu iri atta biraz laringeal kas paralizi bulunmakla birlikte çok belirgin olana kadar klinik belirti ortaya çıkmayabilir. Laringeal kas fonksiyonunun daha sonraki değerlendirmesi ‘arytenoid depresyon manevrası’dır. Bu işlemde larinksin sağ tarafı üç-dört parmakla sabitlenirken sol arytenoid muskuler procesusa rostromedial yönde sağ işaret parmağıyla basınç yapılır. Şiddetli RLN’li atlar bu işlem sırasında inspirasyonda genellikle hırıltılı sesleri çıkarır.

Larinksi kapatan kaslar (cricothyroid hariç) da laringeal recurrent sinir tarafından iner- ve edilir ve RLN’de açan kaslara göre genellikle daha şiddetli atrofiye olurlar. Bununla birlikte, genellikle klinik açıdan önemli değildir. Etkilenen kapatıcı kasların çoğu troid kıkırdağın derininde olup palpe edilemez. Ne var ki, laringeal fonksiyonu değerlendirmek için kapatıcı kas fonksiyonu önceden yaygın olarak kullanılırdı. Normal bir at aniden korkarsa (başının önünde hızlı bir çubuk dalgalandırmak gibi) ani ve kısa bir hırıltı yapar. Hırıltı oluşumu normal olarak hızlı larinks kapanmasına bağlıdır. RLN’de kapatıcı kas hasarı bu işlem sırasında uzun süren ve düşük eğimli bir hırıltıya neden olur.

Laringeal recurrent sinirin hastalığı

● laringeal kas disfonksiyonunun bütün derecelerini kapsar

● daha iri atlarda yaygındır

● küçük ırk atlarda nadir görülür

● kapanma, açılma ve phonationu etkileyebilir

● ağır egzersiz sırasında yetersiz larinks açılması anormal solunum seslerine ve kötü performansa neden olur.

Larinks fonksiyonunu değerlendirmede en yaygın ve etkili klinik teknik atı hızlı egzersiz yaptırmak ve hızlı hava sırasında üst hava akış girdabını gösteren anormal solunum seslerini dinlemektir.

● ilk olarak egzersiz sırasında RLN’li atlar anormal bir ‘ıslık benzeri’ inspirasyon sesi çıkarır

● sonraki veya daha hızlı egzersizle bu ıslık sesleri kaba seslere döner

● şiddetli RLN ile birlikte bu sesler çok şiddetli ve bifazik olur (hem inspirasyon hem ekspirasyonda).

Egzersizden hemen sonra larinksin pal- pasyonunda hava akışı turbulansına bağlı olarak geçici bir fremitus belirlenebilir. Yoğun egzersizden sonra birkaç saniye anormal solunum gözlenebilir. Burun deliği tıkanınca bu sesler azalır.

Klinik uyarı

Eğer larinks paralizinden şüphe edilirse bir cerrahi iyileşme dokusu palpe edilebilir. Bu da aşağıdakiler bağlı olabilir:

● deri altı laringotomi (orta hat, cricotyroid liga- mentin ventralinde)

● laringoplasti (sol eksternal maksillar venin ventralinde)

Egzersizden önce ve sonra endoskopi la- rinks kas fonksiyonunu kontrol etmek için seçilecek bir yardımcı tekniktir. Normal ve istirahatteki bir atta glottis elmas şeklindedir (dorsal tarafları oluşturan arytenoid kıkırdakların iki kornikulası ve tabanı oluşturan iki vakal kıvrım ile birlikte, Şekil 16.7). Belirgin sol taraflı RLN’li atlarda sol arytenoid ve vokal kıvrım istirahatte bile mediale deplase olmuştur. Bu, genellikle klinik yönden önemli larinks kas disfonksiyonunun bir belirtisidir. Daha derin soluma ile (burun delikleri yaklaşık 30 saniye kapatılarak yapılabilir) ary- tenoidlerin açılma hızı değerlendirilebilir ve bir tarafın geciken açılmasının kanıtı için karşılaştırılabilir. Klinik yönden normal birçok atta endoskopide açılma sırasında sol arytenoidin titremesi görülmekle birlikte burun deliklerinin kapatılmasından sonra veya treadmill endoskopi sırasında sol arytenoid tamamen açılır ve daha önemlisi tam açık kalır.

Epiglottis, larinksin rostral kısmı olan küçük yaprak şeklinde kıkırdaktır. Önceden belirtildiği gibi, atlarda yumuşak damak solunum sırasında normal olarak epiglot- tisin altına kadar uzanır. Yumuşak damağın veya epiglottisin disfonksiyonu ya da bu iki yapının arasındaki inkoordinasyon yumuşak da- mağın dorsale deplase olmasına neden ola- bilir. Bu duruma, bazı atlarda (özellikle standartbreed) epiglottisin hipoplazisi veya zayıf- lığı predispoze kılmaktadır. Epiglottisin boyu, en iyi şekilde, endoskopi veya lateral radyo- grafi ile değerlendirilebilir. Epiglottisin çekil- mesi (gevşek epiglottis mukozasının bir kıv- rımı epiglottisin apeksi üzerine dorsal olarak katlanır) de endoskopi ile görülebilir. Çekil- miş epiglottiste oluşan yangının derecesine bağlı belirtiler, disfajiden egzersizle ilgili hava akışı tıkanmasına kadar değişebilir ya da etkilenen vakalar asemptomatik olabilir.

Sığır

Larinks ağrı, büyüme yönünden dışarıdan palpasyonla muayene edilir ve ve öksürük olup olmadığı hafif basınçla başlatılabilir. Normal sığırda larinks üzerinden oskultas- yonla inspirasyon ve ekspirasyonla eş zamanlı net solunum sesleri dinlenir. Larinks hastalıkları şunlardır:

● laringitis

● ödem

● stenoz

● yabancı cisimler

● travmatik hasar

● kırıklar

Larinksin daralmasına neden olan hastalıklar inspiratorik dispne, inspiratorik hırıltı ile dışarıdan palpasyonla ağrı ve öksürük gibi anormal solunum seslerine yol açabilir. Fa- ringitis, laringitis ve trakitise neden olan üst solunum yolu enfeksiyonları sığırların şiddetli yaygın hastalıklarında (sığırların enfeksi- yöz rinotrakitisi=IBR, ve buzağı difterisi) belirgin bir özelliktir. Laringitiste, eksudasyon varsa hırıltı duyulur. Glottis kasılı ise (larin- gitis, alerjik ödem veya tümörde olduğu gibi) larigeal sesler tiz ve kaba olur. Böyle vakalarda bir üzerindeki deri sıkıca palpe edildiğinde bir vibrasyon veya titreşim (laringeal fremitus) belirlenebilir. Larinksin yangı ve ödemi burun endoskopisi ile veya ağız boşluğu muayenesi ile (silindirik pleksiglas sonda ile kolayca yapılır) görülebilir.

Trakea

Trakea larinksten ana bronşa kadar uzanır ve tüp benzeri bir yapıdan ibaret olup bir seri tam olmayan kıkırdak halkalar tarafından açık kalması sağlanır. Servikal (boyundaki) trakea aşağıdakiler ile ilişkilidir:

● dorsal olarak ezofagusun proksimal kısmı

● lateral olarak tiroid bezi, karotis arter, ju- guler ven, vagus ile sempatik ve recurrent laringeal sinirler, trakeal ve servikal lenfatik kanallar ile servikal lenf düğümleri.

Ezofagus üçüncü servikal vertabradan itibaren kaudal olarak trakeanın sol tarafına bükülür.

Trakeanın servikal kısmı üzerini örten deri ve tüylerin bakılarak şekil veya pozisyon, iyileşme izleri veya trakeotomi yaraları yönünden muayene edilir. Palpasyonla ağrı, lokal şişlik ve deformasyonlar anlaşılır. Gelişme ile ilgili defektler şunlardır:

● bir veya daha fazla noktada daralma

● dorsoventral veya lateral kollaps

● trakea halkalarının bazılarının uçlarının üst üste binmesi

Değişik derecede trakitisli hayvanlarda tra- keaya hafifçe parmakla basarak ve masaj yaparak öksürük başlatılır.

Boynun ventral kısmında bulunan ağrılı şişlikler tekmeleme gibi travmaya bağlı olabilir.

Kedi ve köpek

Köpeklerde trakea hemen hemen her iki uçta halka şeklinde iken orta kısımda dor- soventrale doğru hafifçe düzleşir. Kıkırdak segmentler dorsal kısımda birleşmez. 5. Kosta hizasında ikiye ayrılarak çok geniş açı oluşturur.

Trakea palpasyonla dikkatle değerlendirilir ve hayvanı öksürtmek için de kullanılır. Bir el proksimal trakeaya nazik bir şekilde basınç yaparken hasta öksürük yönünden gözlenir.

Köpeklerde trakea kollapsı çoğu defa kaz sesi öksürüğüne ve inspiratorik dispneye neden olur. Bu, göğüs girişi hizasında trakeaya parmakla hafifçe basınç yaparak artırılır.

Kedilerde trakea köpeklere göre nispeten daha kısa olmakla birlikte anatomik yönden benzerdir.

At

Cricoid kıkırdağın kaudal kısmı ile ilk trakea halkası arasındaki boşluk –cricotra- cheal ligament- palpasyonda cricoid kıkırdağın büyük boyu ile kolayca belirlenebilir, zira bu ligament trakea halkaları (interannular ligamentler)arasındaki boşluklardan dada geniştir. Bazı atlarda başları normal bükülmüş pozisyonda bile cricotracheal boşluk çok büyük olabilir ve ligament gevşek görülebilir: parmakla basılırsa hava yolu boşluğuna kolayca itilir. Bu anatomik özelliğin, hızlı çalışma sırasında inspirasyon sırasında hava akışı tıkanmasına neden olduğuna dikkat edilmektedir. Birçok atta, özellikle safkanlarda ilk beş-sekiz halka özellikle ventral kısımda bir derecede yassılaşmıştır. Kraniyal boyun nispeten ince sternothyro- hyoideus kasları tarafından örtüldüğü için burada trakeal halkaların ventral kısımlarında belirgin bir çıkıntı palpe edilebilir. Hemen hemen her vakada bu deformasyonun klinik önemi yoktur ve böyle yerlerde trakeal lumenin endos- kopisi ile çok yeterli boyda ve uygun hava akışı görülür.

Küçük ponilerde, özellikle Shetlandlarda trakea halkalarının konjenital olarak dor- soventral düzleşmesi genellikle hırıltıya neden olur. Bu bozukluk genellikle kaudal ser- vikal ve intratorasik trakeayı kapsar. Kaudal servikal trakeanın palpasyonu çok zor olabilir, zira:

● deri kalındır

● distal servikal trakeanın üzerini daha iri kas örter

● bu poniler çoğunluk aşırı kiloludur

Bununla birlikte, juguler olukta derin lateral palpasyonda anormal bir keskin trakea kenarı hissdilir. Ayrıca, lateraldan basınca düz bir trakea normal yuvarlaklıktakine göre uzağa gitmez. Böyle vakalarda kaudal servi- kal trakea üzerine orta hattan derin bir basınç yapılırsa hırıltıya neden olur. Bununla birlikte asfeksi oluşumundan kaçınmak için bu işlem dikkatli yapılmalıdır.

Sığır

Trakeanın çapı, ata göre sığırlarda nispeten daha azdır (yaklaşık 4 cm). Sığırlarda larin- gotrakitis kendiliğinden öksürük, ağrı, la- rinksin ve servikal trakeanın palpasyonunda öksürük ve değişik derecede inspiratorik dispne ile karakterizedir.

ALT SOLUNUM YOLUNUN MUAYENESİ

Alt solunum yolu palpasyon, oskultasyon ve toraksın perküsyonu ile muayene edilir.

Toraksın palpasyonu

Göğüs duvarı aşağıdakileri belirlemek için palpe edilir:

● kırık kostalar

● yaralar

● deri altı amfizem

● göğüs ağrısı

Her kostanın tam uzunluğunun palpasyonu ile yeni bir kırık veya iyileşen kırığın kallusu (özellikle genç taylarda) belirlenebilir. Pneu- motorakstan şüphe edilirse tüm toraks kafesi travma yönünden dikkatle palpe edilmelidir. İnterkostal aralıkların sert palpasyonu pleu- ropneumonili veya perikarditisli hayvanlarda ağrılı bir cevaba neden olur. Toraks ağrılı hayvanlarda şunlar olabilir:

● sinirli yüz ifadesi

● hareket emeye isteksizlik veya yatmak isteği

● sürekli bir ön bacağa dayanma

● dirsekler ayrık duruş

● yüzeysel solunum

● yumuşak baskılanmış öksürük

Toraks duvarının palpasyonu ile vücut kon -düsyonu değerlendirilebilir. Normal bir bireyde kostalar palpe edilebilirse de iyi kon- düsyonlu ve formda yarış atında olduğu gibi kolayca görülemez. Prekordium ve belirlenen apeks kalp vurusunun maksimal şiddet noktası palpe edilir. Bu işlem kedilerde kraniyal toraksı bir elin baş ve diğer parmakları arasında nazikçe sıkıştırarak yapılır.

● normal genç kedilerde göğüs kafesinin bir uysallığı belirlenebilir

● kraniyal toraksta kitlesel lezyonlu (ör, me- diastinal lenfosarkoma) hastalarda ve bazı yaşlı kedilerde bu basınç uygulanamaz.

Trakea yırtılması

Belirtileri aşağıdadır:

● boynun ventralinde lokalize ağrılı şişlik deri altı amfizemi (palpasyonda çıtırtı sesi) yırtık trakea mukozasından hava ve muhtemelen ga oluşturan bakteri sızıntısı

● haftalar veya aylar sonra hasta hayvanlarda hırıltı gelişebilir (trekea kıkırdaklarının hasarı ile oluşan trakea daralmasının sonucu olarak)

Klinik uyarı

Atta toraks palpasyonuna cevabı yorumlarken birçok hayvanda bu işlem rahatsızlık yarattığı için egzersiz uyarısı

Derialtı amfizem

Deri altı dokularda hava vaya gaz, yumuşak ve hareketli şişliklerle karakterize olup palpe edildiğinde krepitus denen köpük örtüsü gibi çıtırdar. Sekonder olarak aşağıdakilerle oluşur:

● alveolün intrapulmoner yırtılmasına enden olabilen şiddetli hava yolu tıkanması ile birlikte hava peribronşiyal dokulara ve sırtın deri altı dokularına doğru çekilir

● sığırlarda akut pulmoner amfizem

● üst solunum yolu cerrahisi veya travması

● bütün türlerde, özellikle sığırlarda solunum yoluna girmeksizin cerrahi sonrası lapara- tomi pneumoperitoneumu

Deri altı ödem

Ventral toraksın deri altı dokularında sıvı birikimi pleuropneumoni ile birlikte yaygındır. Kraniyal toraksta kitleleri olan hastalarda başın lenfatik ve venöz drenajı bozulduğunda baş ve boyun ödemi görülebilir.

Solunum yolunun oskultasyonu

Hayvanlarda akciğer muayenesinde en çok oskultasyon, özellikle akciğerlerin oskultas- yonu kullanılır. Maliyetsiz, hızlı ve genellikle bazı diyagnostik bilgi sağlar. Oskultasyon bazen lezyonların yeri ve karakteri ile hasta akciğerde oluşan değişiklikler hakkında bilgi sağlayabilir. Klinik tecrübe ile birlikte kaliteli bir stetoskop gerekir. İdeal olarak, oskultas- yon sessiz bir ortamda yapılmalıdır. Uygulama, tecrübe ve çevredeki seslere negatif adaptasyonla birlikte solunum yolunun oskul- tasyonu değerli bilgiler sağlayabilir.

Solunum yolunda meydana gelen seslerin mekanizmaları ile normal ve anormal akciğerlerde seslerin iletilmesi ve zayıflamasının anlaşılması son yıllarda önemli ilerlemeler elde edilmiştir.

Ses dalgalarının fiziği

Ses, değişen bölgelerde basınç artışı ve azalışı ile oluşan duyulabilir vibrasyonlardan ibarettir. Bir ses dalgasının iniş ve çıkışları, değişen basınç artış ve azalış bölgeleri ile uyumlu olarak S şeklinde ifade edilir. Ses dalgaları 20-20.000 Hz‘lik frekanslık ise duyulabilir.

Sesin üç temel özelliği vardır:

● frekans

● şiddet

● süre

Frekans, bir zaman biriminde örneğin saniyede titreşim sayısı ölçümüdür (Hz). Yüksek frekansta bir titreşim, yüksek-perdeli, düşük frekans ise düşük perdeli bir sese neden olur. Şiddette dört faktör yer alır:

● titreşimlerin amplitüdü

● enerjiyi üreten kaynak

● titreşimlerin gitmesi gereken mesafe

● onların gittiği ortam

Titreşimlerin süresi uzun veya kısa olabilir. Bir sesin kalitesi, sesi make up yapan kom- ponent frekansların bir sonucudur. Bir keman ve bir gitar çalarken aynı nota, her biri ile ilgili daha yüksek frekanstaki harmonikler veya aşırı tonlar nedeniyle farklı kalitede olacaktır. Kalite, ayrıca sesin süresi ve tekrar ediliş özelliğini de tanımlar. Örneğin, müzikal kalitede demek, kulağın ses dalgalarının periyodik özelliğini tanıması ve onları gürültüden veya nadir sesten ayırt etmesi demektir.

Etraftaki ortamın damping etkisine bağlı olarak, ses dalgaları zayıflayarak iletilir. Bu da dalgaların amplitüdünün, üretim kaynağından ve hareket ettiği ortamdan uzaklaştıkça azalması demektir. Farklı fiziksel özellikli media arasında, örneğin viseral pleura ile değişik akciğer parankiması arasında engellendiğinde yansıma meydana gelir. İletilen ses enerjisi oranı iki ortam arasındaki akustik özelliklerin matching derecesine bağlı olup buna akustik impedans denir ve özellikle onların respective dansiteleri ile belirlenir.

1. Yakın mathced akustik özellikli dokuların engellerinde az veya hiç yansıma olur ve ses enerjisinin çoğu iletilir.

2. Belirgin farklı özellikte dokuların (örneğin, hava dolu akciğer ve muskuler göğüs duvarı) engellerinde (Şekil 16.9) ses büyük oranda iletilir.

Hava akışının ve üretilen seslerin tipleri

Borularda doğrusal hava akışı

Düz pürüzsüz bir boruda yavaşça akışı takiben gazlarda yayılma hatları doğrusal özellikte (burada her bir gaz tabakasının yolu borunun duvarları ile paralel bir yolu takip eder) düzenlenir.

Oskultasyon ve perküsyon için anatomik sınırlar

Kedi ve köpek

Oskultasyon sahasının dorsal sınırı para- vertebral kasların lateral kenarıdır. akciğerin bazal kenarı 6. kostanın kostokandral kavşağından 11. interkosrtal aralıkta paraverteb- ral kasların kenarına kadar eğri biçiminde yayılır. Akciğerlerin kraniyal lobları pektoral bacak tarafından örtülür ve akciğerlerin kra- niyal kısımlarını değerlendirmek için oskul- tasyon mümkün olduğu kadar kraniyalden ve dorsalden yapılmalıdır.

At

Akciğer oskultasyon ve perküsyon sahasının dorsal sınırı büyük paravertebral kasların lateral kenarı olup bunların en laterali kostaların açılarında sona erer. Kraniyal kenarı m. triceps oluşturur ve pektoral bacağın pozisyonu ile değişir. Ayakta duruş pozisyonunda olekrenon 5. kostokondral kavşağın transversal planındadır. Akciğerin bazal kenarı 6. kostanın kostokondral kavşağından 11 ve 12. kostaların ortasından 16. interkos- tal aralıkta paravertebral kasların kenarına kadar uzanır. Her kraniyal bölgenin yaklaşık dörtte biri pektoral bacak tarafından örtülür. Bu yüzden akciğerlerin kraniyal kısımlarını auskulte etmek için stetoskop aksillaya kadar yukarıya itilmelidir.

Sığır

Oskultasyon ve perküsyon sahasının dor- sal sınırı paravertebral kasların lateral kenarıdır. Ayakta duran yetişkin bir sığırda ole- kranon, 5. kostanın sternal ucuna paraver- tebral yakındır. Akciğerin bazal kenarı 6. kostanın kostokondral kavşağından 11. in- terkostal aralıkta spinal kasların kenarına kadar uzanır. Akciğerlerin kraniyal lobları pektoral bacaklar tarafından örtülür. Bu yüz- den, akciğerin kraniyal kısımlarını değerlendirmek için oskultasyon aksillada mümküm olduğu kadar önde ve yukarıda yapılmalıdır (Şekil 16.11). Bu, enzootik pneumoni şüpheli buzağıların oskultasyonunda özellikle önemlidir, zira bunlarda lezyonlar hastalığın erken dönemlerinde akciğerlerin kraniyoventralinde en belirgindir.

Normal solunum sesleri

Normal solunum sesleri her bir akciğer içinde  muhtemelen her lob içinde bölgesel olarak üretilir. Spesifik bir lobtan duyulan solunum sesleri bu loba hava girişinin sonucudur. Normal solunum sesleri aşağıdakilere bağlı olarak farklılaşır:

● göğüs duvarının kalınlığı

● hayvanın yaşı

● solunum hareket özellikleri

● oskultasyon yeri

Akciğerlerin, trakeanın ve larinksin os- kultasyon tekniği

Her iki akciğer sahasının tüm kısımları ile trakea ve larinks sistematik biçimde oskulte edilmelidir. Solunum sesleri aşağıdakiler yönünden değerlendirilir:

● akustik özellikler

● solunum siklüsündeki (inspirasyon ve eks- pirasyon) zamanı

● harici seslerin anatomik yeri

● ses olmayan yerler

Mevcut lezyonların karakterini değerlendirme için bu değişikliklerin yorumu gerekir. Solunum seslerinin akustik özellikleri ve önemleri Tablo 16.1’de özetlenmiştir.

Sığır

Akciğerler üzerinden duyulan sesin şiddetini değerlendirmek için larinks, trakea ve trakeal bifurkasyon sahasının hizasında toraksı auskulte ederek başlamak tercih edilir. İnspirasyon ve ekspirasyon seslerini dinlemek için stetoskopun diyagramı larinksin dış kısımları üzerine ve sonra servikal trakea konur.

Sesler Akustik özellikleri Önemleri ve örnekler
Normal solunum sesleri Yumuşak esinti sesleri; ekspirasyona göre inspirasyonda daha uzun ve daha şiddetlidir; trakea ve akciğerler üzerinden duyulur Normal solunum yolu
Solunum seslerinin duyulabiliğinin artması Solunum seslerinin şiddetinde hafif veya orta derecede artış; trakea ve akciğerler üzerinden inspirasyon ve ekspirasyonda duyulur Solunumların sayısı ve derinliğinde artışa neden olan herhangi bir faktör (ateş, heyecan, egzersiz, yüksek çevre ısısı, akciğer hastalığı). Harsh sonlum sesleri, alveol kollapsına veya doluluğuna neden olan ve bronş lumenini açık bırakan herhangi bir hastalıkla birlikte akciğerler üzerinde duyulur. Örnek akciğer sertleşmesi ve atelektezi.
Solunum seslerinin duyulabilirliğinin azalışı Akciğerler üzerinde inspirasyon ve/veya ekspirasyonda solunum seslerinin duyulmasının azalması. Jeneralize ve lokalize Obez hayvanlar, pleural effüzyon, akciğerde veya pleura boşluğunda kitlesel lezyon, pneumotoraks, diyaframa fıtkı, tıkayıcı (akciğer) hava yolu hastalığı (bronş lumeninin eksudatla dolu olması)
Çıtırtı sesleri Kısa süre, kesik, müzikal olmayan solunum sesleri. Kaba olanları en çok akciğer hastalıklı hayvanlarda büyük hava yolları üzerinden inspirasyonda ve ekspirasyonda duyulur. İnce olanları ise kısa süreli şiddeti az ve daha yüksek perdelidir Kaba çıtırtılar muhtemelen büyük hava yolundaki hava kabarcıklarının titreşimlere neden olmasıyla şekillenir. Ekspirasyon sırasında bir seri kapalı hava yolunun ani patlamalı açılmasıyla ince çıtırtılar meydana gelir. Erken veya geç inspirasyonda belirlenebilir.
Hırıltı sesleri Sürekli müzikal tipte gıcırdama ve ıslık sesleri, akciğerler üzerinden duyulur Büyük hava yollarının narrowing; Atların kronik tıkanmalı akciğer hastalığında ekspirasyonda polifonik wheezing yaygındır.
Pleuritik sürtünme sesleri ‘kumbiberi’ sesi; grating; yüzeye yakın ses; inspirasyon ve ekspirasyonda; kesintili eğiliminde ve öksürükten etkilenmez Pleuritis; pleural effüzyonla birlikte azalma veya yok olma
Cırlama İnspirasyonda yüksek perdeli bir ses olup larinks ve trakea üzerinden stetoskopla veya stetoskop olmadan duyulabilir Toraks dışı hava yollarının özellikle larinksin (ödema bağlı) tıkanması. Başlıca örnek buzağı difterisi veya at ve köpeklerde trakea kollapsı
Horultu Horultu sesi (düşük perdeli, kaba ve törpü sesi gibi) faringeal ve laringeal böler üzerinden inspirasyonda ve ekspirasyonda stetoskop olmadan duyulabilir Üst solunum yolunun kısmen tıkanması, yumuşak damak ve nazofarinksin anormalliklerine bağlı
Ekspirasyon horultusu Ekspirasyonda şiddetli horultusu trakea üzerinde ve çoğu defa stetoskopsuz göğüsün oskultasyonunda duyulabilir Şiddetli diffuz akciğer amfizeminden kaynaklanan ağrıya bağlı; yoğun sertleşme; akut pleurizi ve peritonitis
İletilen üst solunum yolu solunum sesleri İnspirasyon sırasında toraks dışı trake üzerinden oskultasyonla duyulan anormal üst solunum yolu sesleri Üst solunum yolunda (larinks, nazofarinks, burun boşlukları ve üst trakea) hava yollarının daralmasına neden olan solunum sekresyonlarının birikmesine yol açan anormalliklerin bulunduğunu gösterir
Solunum yolunun oskultasyonda duyulan eksraneous sesleri
Deri altı dolularda çıtıtı sesleri Deri üzerinde stetoskopun hareketi ilee oluşan şiddetli yüzeysel çıtırtı Deri altı amfizem
Peristaltik sesler Çağıltı, ızgara, gurultu, şapırtı sesleri akciğerler üzerinden duyulabilir. Karından iletilen gastrointestinal sesler. Solunum seslerinin olmaması gibi başka kanıt olmadıkça diyaframa fıtığını göstermez

Akciğerlerin oskultasyonu için göğüs duvarı topoğrafik olarak dorsal, orta ve ventral üç bölüme ayrılabilir. Akciğerlerin kraniyovent- ral kısmlarının muayenesinde aksillar bölgede mümkün olduğu kadar kraniyal ve dorsal olarak oskultasyon yapmak kritiktir. Solunum seslerinin artan şiddet ve hastalık göstergesi adventious sesler aksillada net olarak duyulabilir, oysa pneumonili bir hayvanda akciğerlerin üst üçte biri üzerindeki sesler normal sınırlar olabilir. Akciğerin dorsal, orta ve ventral bölümlerinin karşılaştırılması anormalliklerin belirlenmesinde faydalıdır.

Örneğin, pleural effüzyonla birlikte akciğer sesleri toraksın ventral üçte biri üzerinde azalabilir veya hiç duyulmayabilir ve orta ve dorsal üçte bir bölümlerde de normal sınırlar içinde olabilir. Çeşitli anatomik seviyelerde sadece seslerin şiddetini kıyaslayarak subtle anormallikler belirlenebilir. Kıyas için toraksın her iki tarafında oskultasyon yapmak gerekir. Akciğer sesleri zor duyulabildiğinde hayvanı hipervantilate yapmak gerekebilir. Bir elle burun delikleri tıkanarak veya büyük hayvanlarda yapıldığı gibi rostral yüz üzerine 1-2 dk süreyle plastik bir torba veya rektal muayene eldiveni bağlanarak (Şekil 16.12) hipervantilasyona neden olur ve normal ve anormal solunum sesler vurgulanır. Hayvan daha az derin solursa bu sesler net bir şekilde duyulmayabilir.

Aşağıdaki sorular dikkate alınmalıdır:

● servikal trakea ve toraksın auskultasyo- nunda duyulan solunum seslerinin duyulabilirliği normal mi?

● solunum seslerinin duyulabilirliğinde bölgesel farklılıklar var mı?

● anormal solunum sesleri var mı? Eğer varsa, nedir? Yeri neresidir? Ve solunum sik- lüsünün hangi döneminde meydana gelmektedir?

Solunum seslerini tanımayı öğrenmek normal hayvanlarda düzenli ve sistematik klinik uygulama gerekir. Öğrenciler normal hayvanların solunum sesleri ile familiar olmak için kariyerlerinde erkenden farklı evcil hayvanların solunum yolunu auskulte etmeye başlamalıdır.

At

Ausultasyonun önemli dezavantajı, özellikle obez atlar gürültülü veya klinik ortamlarda muayene edilirken toraks üzerinde belirlenebilen solunum seslerinin nispeten duyulmaz- lığıdır. Distal servikal trakea ve iki akciğer sahası oskulte edilmelidir, zira solunum sesleri genellikle burada göğüs duvarında olduğuna göre daha şiddetlidir ve ayrıca solunum hastalıklı atlarda burada solunum sekres- yonları birikir. Bu yerde kaba çıtırtılar en kolay belirlenebilir. Oskultasyon sırasında aşa- ğıdağıdakileri yapmak için klinisyen kostal arkusu ve karın duvarını gözlemelidir:

● seslerin meydana geldiği solunum siklü- sünün dönemini belirlemek

● inspirasyon ve ekspirasyon seslerinin nispi şiddetini değerlendirmek

Klinik uyarı

Tıkalı bir bronş bronşiyal seslerin iletilmesini bloke eder ve solunum seslerinin önemli derecede azalmasına veya yok olmasına neden olur

Sığırlarda akciğerlerin oskultasyonu için tavsiye edilen bir metot

● oskultasyon, kalbin bazisinin hizasında toraksın orta üçte biri üzerinde başlar

● birkaç solunum siklüsünün (inspirasyon, ekspirasyon ve durak) solunum seslerini dinlerken aynı anda göğüs ve karın duvarlarının hareketleri gözlenir

● akciğer sesleri en kaudal kenarlarında daha az dinlenir oluncaya kadar stetoskop göğüs duvarı boyunca kaudale doğru hareket ettirilir

● bütün akciğer sahası muayene edilene kadar, bir dama tahtası gibi, stetoskop sistematik olarak yatay ve ve dik yönlerde hareket ettirilir

● solunum seslerinin özelliklerinde bir değişiklik olup olmadığı ve harici seslerin bulunup bulunmadığını anlamak için her bir yerde en azından iki solunum siklüsü dinlenir

● normal sahalarla kıyaslandığında aynı anormalliklerin tekrar duyulabilirliğinden emin olmak için anormallik sahaları yeniden oskulte edilir.

Klinik uyarı

Göğüs ağrılı veya şiddetli dispneli hayvanlarda kuvvetli hipervantilsyon konrendikedir

Oskultasyon, at hipervantile olana kadar yapılmalıdır: bu, solunum seslerinin duyulabilirliğini önemli derecede iyileştirir ve bu yüzden muayenenin hassasiyetini artırır. Burun deliklerini 30-60 saniye tıkayarak veya burun üzerinden rektal eldiven bağlanarak hipervantilaston kolayca başlatılır. Burun deliklerinin tıkanması daha iyi tolere edilse de çoğu defa yutmayı ve çiğnemeyi başlatır. Bu da solunum seslerini maskeleyebilen gürültüye neden olur. Kuvvetli hiper- vantilasyon, harici sesleri ve öksürüğü başlatırsa veya solunum sayısının normale dönmesi için geçen süre çok uzun olursa solunum yolu hastalığından şüphe edilmelidir.

Kedi ve köpek

Oskultasyon sessiz bir ortamda yapılır. İri ırk köpekler veya kritik derecede hastalar hariç muayene masasında ayakta iken os- kultasyon en iyi yapılır. Kedilerde mırıldama ve köpeklerde nefes nefese hali güvenilir os- kultasyonu engeller. Bazen akan su sesi veya hafif zararlı uyarı (sürülen alkol kokusu gibi) kedinin mırıltısını durdurur. Burun deliklerinin kısaca tıkanması da etkilidir. To- raksı oskulte ederken bir elle köpeğin ağzının kapalı tutulması nefes nefese durumu önler.

Brahisefalik köpekler inspirasyonda çok şiddetli horultu seslere sahip olabilir ve bunlar normal solunum seslerini engelleyebilir.

Solunum seslerinin sınıflandırılması ve yorumu

Normal solunum sesleri

Normal hayvanlarda normal solunum sesleri, hava yolları içinde havanın hareketinin bir sonucu olarak meydana gelir. Bu, katı solunum dokularının dalgalanmasına (doku titreşimi) ve gaz basıncının hızlı dalgalanmalarına (aerodinamik ses oluşumu) neden olur. Sesler, büyük hava yollarında (>2 mm) girdaplı (dönerek) hava akışı tarafından mey- dana gelir ve trakeobronşiyal lumen boyunca yayılan ses olarak akciğer dokularından pe- rifere ve göğüs duvarına iletilir. Ses normal olarak fitre edilir veya azaltılır, zira akciğer içinden dışarıya göğüs duvarına doğru ilerler. Bu da muhtemelen toraksın çeşitli kısımlarında duyulan seslerde farklılıklara yol açar. Bu yüzden, göğüs duvarında işitilen normal akciğer sesleri, asıl akciğerde ve solunum yolunda herhangi bir yerde çok merkezli kaynaklar tarafından üretilen bireysel gürültülerin bir bileşimidir. Akciğer sesleri kadar nazal, laringeal ve trakeal sesler to- raks üzerinde duyulabilir. Küçük hava yolları (<2 mm) ses dalgalarını kötü geçirir ve muhtemelen solunum seslerin oluşumu ve iletilmesine katkıda bulunmaz.

Normal solunum sesleri larinks, trakea ve akciğer üzerinden oskultasyonla net bir şekilde duyulabilir. Bunların özellikleri hayvanın yaşı, solunum biçimi, göğüs duvarının kalınlığı ve oskultasyon yerine göre değişir. Servikal trakea üzerinden ve trakeanın bifur- kasyon yeri üzerinden net duyulabilen solunum seslerine önceleri sırayla trakeal ve bronşiyal sesler denirdi. Akciğerlerin periferi üzerinden duyulabilen solunum sesleri zayıftır ve bunlara önceleri veziküler sesler denirdi. Bronşiyal ve veziküler terimleri solunum sesleri olarak değiştirilmiştir.

Solunum yolunun farklı yerlerinden duyulabilen normal solunum sesleri aşağıdadır:

● burun boşluğu solunum sesleri–burun boşlukları veya burun deliklerinden oskul- tasyonla duyulan solunum sesleri

● larinkste duyulan normal solunum sesleri–larinksin ventral kısmı üzerinde auskul- tasyonla duyulabilen solunum sesleri ser- vikal trakeada duyulan normal solunum sesleri-büyük hava yollarında üretilen nor- mal solunum sesleri ince peritrekeal (tra- kea etrafında) dokulardan etkili bir şekilde iletilir ve distal servikal trakeanın oskultas- yonunda net duyulabilir. Normal olarak yumuşak üfleme sesleri olup ne sert ne de harici sesler tarafından eşlik edilir. Bunlar, yaklaşık eşit olan inspirasyon ve ekspiras- yon gürültüsünün duyulabilirliği ile birlikte erken inspirasyon ve erken ekspirasyon sırasında belirgin olarak duyulur.

● toraks üzerinde duyulabilen normal solunum sesleri-büyük hava yollarında üretilen solunum seslerinin sadece bir bölümü göğüs duvarına ulaşır. Geri kalanı ise zayıflanma ve refleksiyona bağlı olarak kaybolur (Şekil 16.13). Sonuç olarak, normal istirahat solunumu sırasında toraks üzerinde belirlenen solunum sesleri çoğu defa net duyulmaz ve yorumu zordur. Bu kayıp, normal olarak yüksek frekanslı sesler için düşük frekanslı seslere göre daha büyüktür. Normal olarak, solunum sesleri ins- pirasyon sırasında daha şiddetlidir ve atta sola göre sağ akciğer üzerinde daha şiddetlidir.

Yetişkin atlarda ve muhtemelen diğer iri atlarda pulsatile inspirasyon ve ekspirasyon solunum sesleri servikal trakea ve kraniyal akciğer sahalarından duyulabilir. Bu pulzas- yonlar kalp vurusu ile eş zamanlı olup vuru çok güçlü ve solunum derin ve yavaş olduğunda en iy belirlenir. Bu, muhtemelen büyük hava yollarında havanın hızında değişikliklere neden olan kalbin hareketine bağlıdır.

Solunum seslerinin duyulabilirliğinde değişiklikler

Normal solunum seslerinin amplitüd veya şiddeti ile süresi artabilir veya azalabilir. Bu da onların duyulabilirliğinin artması ya da azalması demektir.

Yüksek amplitüd veya duyulabilirlik

Amplitüd veya duyulabililikte bir artış, solunum hastalıklı hayvanlarda meydana gelen solunum seslerinin genellikle ilk ve en yaygın anormalliktir.

Tüm akciğer sahasında normal solunum seslerinin duyulabilirliğinin artışı, hipervan- tilasyona bağlı olarak en yaygındır. Bu, büyük hava yollarında hava akışını hızını artırarak solunum sesi oluşumunu artırır. Hi- pervantilasyonun çok sayıda nedeni vardır:

● egzersiz

● solunum yolu hastalığı

● anksiete

● yüksek çevre ısısı

● asidozis

● fever

● şiddetli anemi

● kalp yetmezliği

Klinik uyarı

Solunum seslerini yorumlarken boyunu ve durumuna dikkate al. Sesler ince hayvanlarda daha belirgin olabilir

Hava akış hızını artıran herhangi bir akciğer hastalığında solunum sesleri normale göre genellikle daha şiddetlidir. Bunlar sertleşme, akciğer ödemi ve atelektazidir. Bu anormal durumların akustik özellikleri yüksek frekanslı solunum sesleinin etraftaki sağlıklı hava yollarının üzerinde yer alan göğüs duvarına etkili bir şekilde iletilmesini sağlar (Şekil 16.13). İleten hava yollarının solunum sesleri genellikle hava içeren akciğere göre sert akciğerden çok daha etkili geçer (hava dolu olandan değil). Sadece hasta bir loba iletici hava yolları eksudatla tıkandığında veya pleural bir effüzyon bulunduğunda sesler azalır.

Düşük amplitüd veya duyulabilirlik

Solunum seslerinin amplitüdü azalabilir, barely duyulabilir veya duyulmayabilir. Düşük duyulabilirliğe çoğunlukla boğuk akciğer sesleri denir ve ses kaybında bir artıştan kaynaklanırlar, zira büyük hava yollarından stetoskopa iletilirler. Tüm toraks üzerinde solunum seslerinin duyulabilirliğinin jenera- lize azalması obez hayvanlarda yaygındır, zira kalın göğüs duvarı ses iletimini önemli ölçüde azaltır. Nadiren, solunum seslerinin jene- ralize bir azalması hipovantilasyonda oluğu gibi hava akışı hızının azalmasına bağlı olabilir. Solunum seslerinin bölgesel kaybı pleura boşluğunda aşağıdakile bulunduğunda meydana gelir (Şekil 16.13):

● hava

● serbest sıvı

● bağırsaklar

Böyle durumlarda solunum sesleri doku/hava veya doku/sıvı arayüzeylerde (bunlar hemen hemen tam akustik bariyerler olarak etkir) refleksiyonla büyük oranda kaybolur. Akciğer parankimasında hava birikimi (amfizem veya akciğer hiperenflasyonunda olduğu gibi) refleksiyona bağlı ses kaybını artırır. Bu, nadiren klinik olarak belirlenir. Bazı normal hayvanlarda, özellikle atlarda istirahatte öyle sessiz solunuma yaparlar ki normal solunum sesleri duyulmayabilir.

Anormal solunum sesleri (crackles ve wheezes)

Adventitous solunum sesleri normal solunum seslerine eklenir ve iki büyük gruba ayrılır:

● sürekli olmayan sesler (çıtırtılar)

● sürekli sesler (hırıltılar)

Solunum seslerinin ayırt edilmesi ve klinik önemi Tablo 16.1’de özetlenmiştir.

Harici solunum sesleri genellikle sadece solunum yolu hastalıklı hayvanlarda bulunsa da özel bir harici ses spesifik bir hastalık olayına veya etiyolojiye atfedildiğinde klinis- yen dikkatli olmalıdır. Tersi de doğrudur: harici seslerin olmaması özellikle pneumo- ninin iyileşme dönemlerinde akciğer hastalığının varlığını engellemez.

Harici solunum sesleri ard arda gelen solunumlarda genellikle solunum siklüsünün aynı döneminde meydana gelir. Oluştukları dönemde belirlenmelidir, zira o esas hava yolu fonksiyon bozukluğunun yeri ve özelliğine bakarak bilgi sağlayabilir. Harici solunum seslerinin maksimal şiddet yeri de belirlenmelidir, zira bu genellikle fonksiyon bozukluğunun yerini gösterir. Harici solunum seslerinin özelliği, yeri ve duyulabilirliği zamanla, esas hava yolu disfonksiyonundaki değişikliklere veya öksürükle hava yolu sek- resyonlarının temizlenmesine bağlı olarak değişebilir.

Çıtırtı sesleri

Bunlar kısa süreli, müzikal olmayan ve zamanla kesilen ve devam etmeyen anormal seslerdir. İki tipi tanınabilir.

Kaba olanlar şiddetli, kısa süren (tipik olrak 10-30 mn), müzikal olmayan, bubling seslerdir. Bunlar muhtemelen en yaygın işitilen harici solunum sesidir. Bunlar özellikle hipervantilasyon sırasında distal servikal trakeada en şiddetli olup inspirasyon ve ekspirasyon sırasında duyulabilirler. Bunlar muhtemelen hava kabarcığı ile oluşur ve büyük hava yolları içinde sekresyonların titreşimine yol açarlar.

İnce olanlar kabalara kıyasla daha kısa sürer (tipik olarak 1-10 ms), daha az şiddetli ve daha yüksek perdelidir. Kulağa yakın, parmaklar arasında birinin bir rolling a lock ile uyarılabilirler. En ince çıtırtılar ekspirasyon sırasında anormal derecede kapalı olan bir dizi hava yolunun birden patlayıcı bir şekilde açılmasıyla meydana gelir (Şekil 16.14). Duyulabilen sesler azalan ve artan hava yolu basınçlarının ani eşitlenmesi veya hava yolu duvarlarının gerginliklerindeki ani değişikliğe bağlıdır. Bazı hayvanlarda ince çıtırtılar büyük hava yollarındaki sekresyonlarda hava patlaması ile oluşabilir. İnce çıtırtılar çoğunlukla periferal ve ilgili akciğer sahasında belirlenebilir. Çoğunlukla interstisyel akciğer hastalığına eşlik ederler.

Çıtırtı sesleri için akciğer içinde sıvı varlığı zorunlu değildir. Bu, öksürüklü ve mitral kapak regurgitasyona bağlı kalp üfürümlü yaşlı bir köpeğe uygun düşer. Çıtırtı sesleri hastada sadece akciğer hastalığını (bu kar- diyojenik akciğer ödemi veya belki bronşitis ve hava yolu kollapsı olabilir) akla getirir. Klinik muayenenin geri kalanından elde edilen bilgi ayırıca tanıda kullanılmalıdır.

Hırıltı sesleri

Bunlar sürekli (>250 ms) ıslık, müzikal, squeaking seslerdir. Bunlar, havanın daralan hava yollarından geçerken duvarların açık ve kapalı pozisyonları arasında titreşimine neden olmasıyla şekillenir (Şekil 16. 14). Bir hava yolu lumeni hava yolunu daraltırsa ederse duvar açık ve hemen hemen kapalı durumlar arasında titreşir ve sürekli sese neden olur. Hırıltının şiddeti, perdesi ve süresi hava akışının hızına ve hava yolunun mekanik özelliklerine bağlıdır. Hırıltı sesleri çoğu normal insanlar ve bütün astımlı insanlar tarafından kuvvetli bir ekspirasyon yaparak (düşük akciğer volümlerinde santral habva yollarının dinamik bir kollapsını başlatır) ortaya kanabilir.

Hırıltı sesleri bütün solunum siklüsünde duyulabilir veya dinamik hava yolu kollapsı tarafından abartılırsa inspiratorik ve ekspi- ratorik olabilir (Şekil 16.15). Ekspiratorik hırıltı en yaygınıdır:

● ekspiratorik hırıltılar ve ekspiratorik disp- ne intratorasik hava yollarındaki kısmi tıkanmayı gösterir (atların kronik tıkanmalı akciğer hastalığında olduğu gibi)

● inspiratorik hırıltılar ve inspiratorik dispne toraks dışı hava yolarında kısmi tıkanmayı gösterir (iki taraflı larinks paraliz ve servi- kal trakea kollapsına olduğu gibi)

Toraks dışı hava yollarının şiddetli tıkanması çoğu defa özellikle şiddetli inspirasyon hırıltısına neden olur. Buna stridor denir ve genellikle stetoskopsuz duyulabilir. Daha az olarak da atelaktazisli, akciğer sertleşen ve- ya sınırlayıcı akciğer hastalıklı hayvanlarda geç inspiratorik hırıltı duyulabilir. Böyle du- rumlarda önceden kollapslı hava yollarına hava hava girişi ile akciğer büyür ve geç inspirasyon sırasında hava yolları genişler, böylece hırıltı sesleri oluşur.

Hırıltı sesleri yüksek perdeli/müzikal veya düşük perdeli/sesli ve monofonik (tek tonlu) veya polifonik (çok tonlu) olup solunum sik- lüsünde oluşum zamanı ile karakterizedir. Sabit bir monofonik hırıltının tek bir nota sabit perde, yer ve zamanlaması vardır. Tek bir hava yolunun genellikle solitary kitlesel lezyon tarafından tıkanmasını gösterir. Bu trakeal bifukasyonun distalinde nispeten yaygın değildir.

hırıltılar göğüs duvarı, servikal trakea ve burun deliklerinde sıkça duyulur, zira bütün büyük hava yollarından ve göğüs duvarından çok az ses kaybıyla iletilir.

Bir hırıltının perdesi stenozlu hava yolundan havanın doğrusal hızı kadar sert yapıların kütlesi ve elastikliği tarafından belirlenir. Bu yüzden, yüksek perdeli hırıltıların kısa periferal hava yollarına ve düşük perdeli hırıltıların da büyük santral hava yollarına atfedilmesi doğru değildir.

Geç inspirasyon çıtırtı sesleri

Kısıtlayıcı akciğer hastalığında meydana gelir ve akciğerin kompliansını veya distensibilitysini azaltır ve düşük akciğer volümlerinde hava yolu kapanmasına neden olur. Akciğerin dependent bölgesinde  geç inspirasyon çıtırtıları kronik la- teral yatalaklığa veya hareketsizliğe bağlı olabilir.

Erken inspirasyon çıtırtı sesleri

Tıkanmalı akciğer hastalıklı hayvanlarda (intra -torasik hava yolunun daralması sonucu eks- piratorik hava yolu kollapsına neden olur) meydana gelir.

Polifonik hırıltılar

Bunlar bir tel gibi aynı anda zamanlaması, başlaması, sona ermesi, perdesi farklı birkaç farklı notadan oluşur. Bunlar çoklu hava yolu tıkanmasını gösterir ve en fazla aşağıdaki durumlarda duyulur:

● akut astımlı kedilerde (bronş daralması)

● kronik tıkanmalı akciğer hastalıklı atlarda

● bronşitisli sığırlarda (BRSV’a bağlı viral interstisyel pneumonide olduğu gibi)

Pleural sürtünme sesleri

Solunum sırasında pleural membranların hareketi, pleura sıvısının kaygan özellikleri nedeniyle normal olarak sessizdir. Viseral ve parietal pleura sürtünmesi ile birlikte yangılandığında sürtünme rezistansı pleural sürtünme seslerine neden olabilir. Bu sesler klasik kaba seslerden (bunlar kum tozu ovularak çıkarılabilir) çıtırtılara benzer seslere kadar önemli derecede değişir. Bunlar, yeni deri gıcırtısına da benzetilmektedir. Bu da bu seslerin tanınmasını zorlaştırır ve akciğer hastalığı ile oluşan çıtırtılardan ayırt dilmesi güçleşir. Genel olarak, bunlar sürekli ve sürekli olmayan seslerin bir kombinasyonu olup kolay duyulabilir ve stetoskopun diyaf- ramasına çok yakın gibidirler. Pleura hastalığının çıtırtıları genellikle daha şiddetli, daha düşük perdeli ve derin akciğer hastalıkla ilgili olanlara göre daha fokaldir. Pleural sürtünme sesleri genellikle inspirasyon ve ekspi- rasyonun ikisinde de duyulur ve solunum siklüsünde aynı dönemlerde sürekli nüks olma eğilimindedir. Bu, özellikle teşhiste yardımcıdır.

Çoğu pleural sürtünme sesi geçici olup pleura, büyük miktarda pleura sıvısıyla ayrıldığında kaybolurlar. Bu yüzden pleural sürtünme seslerinin olmaması pleuritisin olmadığı anlamına gelmez. Kronik pleuritiste pleura yapışık olabilir ve sürtünme sesi oluşmaz.

İletilen anomal üst ve alt solunum yolu solunum sesleri

Anormal solunum sesleri üst solunum yolundan akciğerlere iletilebilir ve anormal sesleri olarak yanlış anlaşılabilir. Larinks veya trakeanın kısmen tıkanması (kısıtlayıcı bir ip trafından boynun mekanik daralması veya hastalığında ya da üst hava yolunda aşırı solunum sekresyonlarının varlığına bağlı) değişik derecede horultu ve hırıltıya neden olabilir. Bunlar akciğerlere iletilir ve öncelikle inspirasyonda duyulur. Daha alt trakeanın oskultasyonunda inspirasyon sırasında bu seslerin duyulması trakeanın üst kısmından iletildiklerini doğrular.

Dış kaynaklı sesler

Oskultasyon sırasında bazı bazı harici (dışarıdan kaynaklı) sesler normal veya anormal akciğer sesleri ile çakışır. Pratik yaparak ve dikkatli teknikle solunum seslerine odaklanarak onlara aldırmamak  mümkündür. Dış kaynaklı sesler deri ile tüy ve kıllardan, kalpten, kas kasılmasından, gastrointestinal kanaldan ve kedi mırıldaması ile ilgilidir.

Deri ile tüy ve kıl sesleri yüzeysel kaşınma sesleri olup stetoskop kıl veya tüylü deriye karşı sertçe dayanmazsa meydana gelirler. Bunlar çıtırtı sesleri ile karıştırılabilir ve stetoskop göğüs duvarına iyice yaslandığında kaybolur. Deri altı amfizemi hışırtı ve çıtırtı seslerine neden olur.

Akciğerlerin oskultasyonunda kalp sesleri de duyulur. Kalbin maksimal şiddet noktası bölgesinde normal akciğer seslerini duymak zor olsa da harici sesler belirlenebilir. Harici solunum sesleri kalp üfürümleri ile karıştırılabilir. Klinisyen kalp ve solunum seslerini, seslerin kalp veya solunum siklüsü ile uyumlu olup olmadığına dikkat ederek ayırt edebilir. Burun deliklerini 30 sn tıkayarak solunumun kuvvetle kesilmesi ile sadece kalp auskulte edilmiş olur.

Kas kontraksiyonları, özellikle m. triceps’in titremeleri düşük perdeli bir gurultyu sesine neden olur.

Gastrointestinal sesler normal hayvanın göğsü dinlenirken sıkça duyulabilir. Bunlar:

● yutma

● geğirme

● retikulorumen kontraksiyonu

● gastrointestinal motilite

seslerini kapsar. Bunlar (sporadik olup şiddet ve süreleri değişiktir ve solunum siklüsü ile ilgisizdir) solunum seslerinden ayırt edilmelidir. Bunların varlığı başka belirtiler olmadıkça diyaframa fıtığını göstermez.

Kedi mırıldaması

Bu karakteristik bir ses olup bütün solunum seslerini gölgeler. İntrinsik (içsel) larinks kaslarının ve diyaframanın oldukça düzenli aralıklı aktivastonundan (25-30 defa/s) kaynaklanır. Her bir larnks kas aktivasyonu glottisin kapanmasına ve yüksek transglootal basınç gelişimine neden olur. Bu yüksek basınç glottisin açılmasıyla disipated edildiğinde mırıldama oluşur.

Toraksın akustik perküsyonu

Endikasyonlar

Akustik perküsyon pleural ve yüzeysel pa- rankimal lezyonları belirlemek için invazif olmayan bir tekniktir (Şekil 16.16). Akciğerlerin oskultasyonunda solunum seslerinin şiddeti düşük olduğunda endikedir. Akustik perküsyonu engelleyen en yaygın anormallik pleural bir effüzyon ya da akciğerlerin veya pleura boşlukta kitlesel lezyon tarafından akciğer seslerinin boğulmasıdır (Şekil 16. 17).

Amaç, lezyonların varlığını gösteren matlık veya rezonansın arttığı bölgelerin olup olmadığını belirlemektir. Teknik, stetopkop yardımı olmadan yapılır. Genel olarak, oskultas- yon daha fazla bilgi sağlar.

Perküsyonun dezavantajları

● diyagnostik yeterliliğe ulaşmak için çok uygulamak gerekir

● akciğerlerin sadece büyük kitlesel lezyonları belirlenebilir.

●perküsyon ses dalgaları birkaç cm derinliğe ulaşır ve böylece sadece pleural ve yüzeysel parankimal lezyonlar belirlenebilir

Anatomik sınırlar

Akustik perküsyonla belirlenen klinik olarak normal torasik sahalartekrar üretilebilir ve kolayca belirlenebilir boundarilere sahiptir. Küçük ve büyük hayvanlarda m.triceps brachii akciğerin perküsyon sahasının kra- niyalini oluşturur. Akciğerler daha öne uzansalar da bu sahada perküsyon engellenir. Perküsyon sahasının dorsal extenti paraver- tabral kasların hemen ventralindeki hayali bir çizgi ile belirlenir. Kaudal kenar türlere göre değişmekla birlikte ruminantlarda ve küçük hayvanlarda olekranonun hemen kaudal noktasından 11. interkostal aralığın, atlarda da 16. interkostal aralığın dorsal kısmına uzanır. Sığırlarda kaudal kenar, ole- kranondan 9. kostanın ortasından geçip 11. interkostal aralığa uzanan hemen hemen düz bir çizgidir. Atlarda kaudal kenar ole- kranonun hemen kaudalinden 16. interkos- tal aralığa uzanan crescent şeklinde bir çizgi olup üzerinde yer alan bağırsakta gaz bulunması kaudoventral sınırları belirlemeyi zorlaştırır.

Perküsyon tekniği

Kostalar ve interkostal aralıklar üzerinden perküsyon oldukça farklı tonlara neden olduğundan klinisyen bu işlemi interkostal aralıklar üzerinden yapar. Bununla birlikte, obez hayvanlarda (kostalar ve interkostal aralıklar palpe edilemez) imkansız olabilir.

Perküsyon sistematik olarak yapılmalıdır. Genellikle toraksın kraniyodorsalinden başlanır ve her bir interkostal aralığı dorsalden ventrale inerek sonra diğer interkostal aralığa geçilir. Toraksın her iki tarafını perküte etmek ve kıyaslamak gerekir.

Akustik perküsyon için çeşitli teknikler bulunur. Tercih edilen teknikler el veya alet yardımyla yapılır (Şekil 16.18). Parmaklar pleksor ve pleksimetre gibi kullanılabilir. Sol elin orta parmağı uzatılır ve göğüs duvarına karşı distal flankslarına sertçe vurulur. Elin diğer kısımları göğüs duvarına temas etmemelidir, zira titreşimleri azaltır. Sonra distal interfalangeal eklemlere diğer elin parmak uçları (yarı bükük, katı ve sıralı olarak) ile birden vurulur. Oluşan sesin azalmasından kaçınmak için sağ el hemen çekilir.

Dolaylı perküsyon metodu büyük hayvanlarda kullanılabilir. Bir pleksor ve pleksimet- re gerekir (Şekil 16.18C). Pleksor lastik başlı bir küçük çekiçtir; pleksimetre de interkostal aralığa uyan metal bir platedir (bir kaşık da kullanılabilir). Pleksimetre interkostal aralıkta sert çiçimde tutulurken pleksorla iki çabuk uniform tap yapar (bilek hareketi yaparak) (Şekil 16.18D). Sonra pleksimertre diğer farklı noktaya kaydırılır, perküsyon tekrarlanır ve oluşan sesler karşılaştırılır. Perküsyon vuruşları çabuk yapılırken pleksi- metre yeni bir noktaya hızla kaydırılır ve farklı rezonanslar belirlenmeye çalışılır. Normal hayvanlarda yukardaki perküsyon sahasının dışı kalbin üzeri hariç değişik derecede rezonanslara neden olur. Kalbin üzerinde ise matlıkla karşılaşılır. Bir anormallik belirlendiğinde bulguları değerlendirmek için muayene tekrarlanır.

Klinik uyarı

Toraks üzerindeki matlığı ve rezonansı artan sahalar renkli bir grease kalemi veya yapışkan bant ile delineated edilir.

Akustik perküsyon seslerinin yorumu

Normal olarak, akciğer sahaları (Şekil 16. 19) üzerinden perküsyon düşük perdeli yankı yapan sese neden olur ve buna rezonant denir. Oysa bu sahanın dışında perküsyon sönük, daha yüksek perdeli, mat denen bir sese neden olur. Normal atlarda, inspirasyon ve ekspirasyon sonunda bazen artan ve azalan rezonanslar belirlenir. İnce göğüs duvarlılarda (yeni doğanlar ve ince yapılı yetişkinler gibi) daha yankılanan bir ton üretir. Kronik obstriktif pulmoner hastalıklı atlarda akciğer sahalarının büyümesini belirlemek için per- küsyon kullanımı anlatılsa da aslında bununla nadiren belirlenebilir.

Büyük hayvanlarda toraksın perküsyonu sırasında en yaygın anormal bulgu ventral kısmın matlığı olup sıvı çizgisi denen yatay bir çizgi ile delineated yapılır (Şekil 16.17). Kraniyo-ventral matlık en çok aşağıdakilere bağlıdır:

● pleural effüzyon

● bronkopneumoniye bağlı akciğerlerin sertleşmesinin yayılması

● perikardiyal effüzyon

At ve sığırların akustik perküsyonunda anormal bulgular

● ventralde mat saha- pleural effüzyon, diyaframa fıtığı, önemli dereced kalp büyümesi, önemli miktarda perikardiyal effüzyon

● herhangi bir yerde mat saha- pleura veya akciğer apseleri veya neoplazisi

● dorsalde artan rezonans- pneumotoraks

● herhangi bir yerde artan rezonans- amfizemli bulla

● öksürük- perküsyon, sadece altta yer alan akciğer parankiması hastalığı varsa öksürüğe neden olur

● ağrı- sadec altta yer alan göğüs duvarı, pleura ve akciğer parankiması hastalığı varsa ağrılıdır.

Klinik uyarı

Karma normal yansımalı nota sadece klinik olarak normal birçok hayvanda toraksın perküsyonuyla elde edilen sahsi tecrübeden öğrenilebilir.

Çok yankılanan bir ses daha titrek, düşük perdeli ve artan hava densitesi ile ilgili daha uzundur. Çok yankılanan sese, normal olarak daha genç hayvanlarda ve derin inspi- rasyon sırasında rastlanır. Büyümüş bir rezonans (yankılama) sahasının ve toraks üzerinde timpani varlığının ayırıcı tanısında aşağıdakiler dikkate alınır:

● pneumotoraks

● gastrointestinal kanal kısımlarının toraksa fıtıklaşması ile ilgili timpani

● akciğer amfizemi (özellikle bulous amfizem)

Solunum yolunun endoskopisi

Solunum yolu endoskopla görüntülenebilir. Ekipman soğuk ışığı bir fiberptik kablodan fleksibil bir endoskoba geçiren bir ışık kaynağından ibarettir. Işık iletimi yapışık olmayan glass fiber setleri ile olur. Görüntü iletimi de yapışık glass fiber setleri ile veya endos- kopun ucundaki küçük bir kamera ile olur. Bir hava ve su pompası objektif lensleri temizlemeye ve buğuyu silmek mekanizma sağlar. Özel diyagnostik amaçlar için aşağıdaki enstrumanlar endoskopun bir kanalından geçirilebilir:

● kateterler

● biyopsi forsepsi

● sitolojik fırçalar

● problar

● swablar

● klavuz kabloları

Fotograflar ve videolar da alınabilir. Önü görme konisi yaklaşık 60°’dir. Skopinin ucu, boş bir kanalın duvarlarını görmek için en azından 180° her iki yönde dönebilir.

Bu teknik atlarda yaygın olarak kullanıldığı için atlarda anlatılacak olsa da diğer türlerde de kullanılabilir ve

Klinik uyarı

● endoskopi normal olarak istirahat halinde yapılır

● hızlı egzersizden yaklaşok 30 dk sonra egzersize bağlı akciğer kanamasını endoskopi ile belirlemek mümkündür

● yüksek hızkı tread milde egzersi yapan bir atta endoskopi yapılabilir

At

1 m uzunluğunda fleksibil fiberoptik en- doskop ile aşağıdakiler muayene edilir:

● nazal geçişler

● etmoturbinatlar

● sinüslerin nazomaksillar delikleri

● larinks

● trakea

Gastroskop (1 m uzunluğunda) ve kolonos- kop (2 m uzunluğunda) atların endoskopisi için rutin olarak kullanılmaktadır.

Atlarda üst solunum yolunun diyagnostik endoskopisi genellikle bilinci yerinde ve ayaktaki hayvanda yapılır ve bu yüzden sahada kolayca yapılabilir. At zaptırapta alınır. En- doskop soğuk havada biraz sertleşir ve en- doskopi önce ısıtılalarak uç sıcak suda kayganlaştırılır. Bir burun meri sondası gibi burundan ventral meatusa sokulur. Direk görüntü altında nazofarinkse ve trakeaya kadar ilerletilir.

Klinik uyarı

Endoskop burun boşluğuna yaklaşık 15 cm girdikten sonra sonra genellikle bir rahatsızlık azalır

Ventral meatusta görülecekler aşağıdakiler le sınırlıdır:

● burun boşluğunun tabanının mukozası

● konha

● nazal septum

Eksudat görülebilse de bu, kaudalden kaynaklanır. Nazal geçişin dorsokaudal sınırına doğru etmoid turbinatlar parmak benzeri çıkıntılar şeklinde görülebilir.

Klinik uyarı

Etmoid hematomlar atlarda kronik düşük miktarda tektaraflı epistaksisin bir nedenidir.

Bir atta paranazal sinüslerin çok küçük na- zal deliklerinden geçirilemese de sinüzitisi doğrulamada endoskopi çok değerlidir. Fron- tal, dorsal konhal, kaudal maksillar, kaudal ventral konhal, etmoidal ve sfenopalatin sinüslerin bozuklukları ile birlikte, kaudal maksillar sinüsün drenaj deliğinden akıntı çoğunlukla olur ve bu da orta meatusun kaudal kısmında, etmoturbinatların aşağısında görülür. Çok küçük rostral maksillar ve ventral konhal sinislerin bozulukları ile birlikte, orta meatus boyunca burun boşluğunun orta yolunda akıntı görülür. Komşu konhal mukozanın lokal şişkinliği ve kırmızılaşması görülür.

Nedeni bilinmeyan kronik vakalarda sinü- zitisi araştırmak için kullanılan bir teknik de direk sinoskopidir. Fiberoptik endoskopun veya artroskopun doğrudan maksillar veya frontal sinüse sokulmasıyla yapılır (Şekil 16. 20). Sedasyon ve üzerine yer alan derinin lokal anestesi ile kolayca yapılır. Küçük ve yeteri kadar geniş bir delik açarak endos- kopun sinüse girmesi sağlanır.

Endoskop burun boşluğundan kaudale doğru geçtikçe nazofarinkse (dorsal olarak dorsal faringeal recessus içine ulaşır) girer. Recessusun kaudal duvarını, hava kesesinden sadece ince bir doku sahası ayırır. Dor- sokaudale bakarak, farinksin lateral duvarında hava keselerinin iki deliği görülmelidir. Bunlar tamamen yıldız benzeri mukoza flabı ile örtülmüştür. Sadece at ostiayı açmak için yutkunduğunda.

Endike olduğunda hava keselei görülebilir. Klavuz kablosunu takip ederek hava kesesi deliğinden endoskop sokulur. Genellikle ka- palı biyopsi zımba biyopsi portundan ve hava kesesi deliğinden geçer. Sonra endoskop pro- bu takip eder. Stilohyoid kemik tarafından hava kesesi ikiye bölünür. Kesenin duvarında, özellikle dorsokaudal kısımda arterler, venler ve sinirler görülebilir. Endoskop nazo- farinksten kaudale doğru ilerlediğinde epi- glottis görüntüye gelir. Normal epiglottisin taraklı kenarı vardır. Her bir kenara paralel seyreden iki küçük kan damarı vardır.

Klinik uyarı

Epiglottisin edgesi düz ise ve kan damarları görünmüyorsa bu saha epiglottisin çekilmesi yönünden dikkatli muayene edilmelidir.

Larinks hemipleji ve hemiparesis yönünden dikkatle değerlendirilir.

Trakea anormal solunum slgıları yönünden inspekte edilebilir. Uzun bir endoskop (yetişkinlerde >2 m) varsa ana bronşa kadar inilerek akıntı yeri belirlenebilir. Bununla birlikte, bu tam olmayabilir, zira akıntılar çoğunlukla aralıklıdır ve yerler gözden kaçabilir.

Endoskopide, normal atların trakeası enlemesine kesitte yuvarlaktır ve solunum sek- resyon lekelerini içermemelidir. Trakea normal olarak medial planın sağına doğru bükülür, zira kalbin bazisi çevresini geçer ve 5-6. interkostal aralıklar hizasında ikiye ayrılır. Asimetrik bronşiyal anotomi tarifi normaldir. Alt solunum yolunun endoskople muayenesinde anormal bulguların özeti aşağıdaki gibidir:

1. Kraniyal torasik trakea içinde aşırı solunum salgıları (miktara göre 1-5 arasında derecelenir)

● mukopurulent sekresyonlar- en çok atların akciğer hastalıklarında

● purulent sekresyonlar-bakteriyel bronko- pneumoni, pleurapneumoni veya apse

● kan- akciğer kanaması

● köpüklü sıvı- pulmoner hipertansiyon, kalp yetmezliği veya alveolitis

2. Mukozal yangı- hiperemi ve ödem. Mukoza şişkinliği normal olarak keskin karina ve broşital bifurkasyonları körleştirebilir

3. Trekea kollapsı (küçük ponilerde ev minyatür atlarda yaygındır)

4. Yabancı cisimler (nadir)

5. Hava yolu neoplazisi (nadir)

6. Kitlesel lezyona bağlı hava yolu tıkanması (nadir)

7. Yetişkin akciğer kıl kurtları (Dictyocaulus arnfieldi) (nadiren görülür).

Sığır

Sığırlarda solunum yolunun endoskopla muayenesi rutin olarak yapılmaz. Sedasyon yapmaya gerek yoktur. Nazal septum kau- dodorsal olarak taper, bir taraftan iki etmo- turbinat da görülebilir. Faringeal septum nazal septumla devam eder ve farinksin kau- dodorsal duvarı ile birleşir. Ses tellerinin görünümü atlarda görülenlere benzer. Sığırlarda laringeal kese olmayıp ses tellerinin rostralinden laringeal ventrikül gözlenmez. Daha yuvarlak aritenoid kıkırdaklar çoğunlukla tam açık olarak korunurken endos- kobun ucu ile larinksin dokunsal uyarılmasıyla kapanabilir. Sığırlarda aritenoid kıkırdağın boynuzsu processusu daha belirgin olup atlara göre daha rostral olarak çıkıntı yapabilir.

Bronkoskopinin bazı kullanımları

● hava yolu çapında dinamik değişikliği değerlendirmek

● kavrama forsepsi ile yabancı cisimlerin çıkarılmasına yardım etmak

● seçici diyagnostik örnekler almadan önce solunum yolununinpeksiyonu steril fırçalar kullanarak sitoloji ve bakteriyel kültür için swablar elde etmek

Kedi veköpek

Önceden anlatıdığı gibi fiberoptik bronkos- kopi anestezili hastada yapılabilir. İnhalas- yon anestezisi yapılırsa bronkoskop, endo- trakeal sondadan geçirilir. Bazı vakalarda anestezi dezavantajlı olmakla birlikte hava yollarının doğrudan görülmesini sağlar.

YARDIMCI DİYAGNOSTİK TESTLER

Solunum sekresyonları ve eksudat- larının laboratuar değerlendirilmesi

Solunum yolunda yangısal bir olaydan şüphe edildiğinde mikrobiyolojik ve sitolojik muayene için sekresyonlar ve eksudat örnekleri toplanabilir. Amaç, çevresel ve ortak flora (üst solunum yolunda yaygındır) ile bulaşmamış örnek elde etmek ve solunum enfeksiyonu vakalarında lezyondan sorumlu etkeni izole etmektir. Bu da burun boşlukları veya farinksten swab olarak vaya:

● transtrakeal aspirasyon

● trakeal lavaj

● bronkoalvealar lavaj

● pleural effüzyon  örneği

● doku biyopsisi

ile yapılabilir.

Nazal ve nazofaringeal swablar

Üst solunum yolunun hastalığı ile ilgili vi- rusların izolasyonu için nazofaringeal swab- lar yeterlidir. Bunun için bol miktarda burun akıntısı toplanır ve swablar nakil sırasında virus nakil ortamında tutulur, zira viral patojenler çabuk inaktive olur.

Küçük hayvanlarda burun hastalığı araştırılırken burun boşluğunun radyogafik muayenesini takiben rinoskopi yapılır. Burun boşluklarını görüntülemek için bir otoskop, artroskop veya pediatrik fleksibil endoskop kullanılabilir. Fleksibil endoskop orofarinkse de sokulabilir ve geriye doğru bükülerek na- zofarinks ve koanae görülebilir. Bu saha bir diş aynası ve kalem şeklinde lamba kullanarak ağızdan da görülebilir. Rinoskopiyi takiben nazal hastalık belirtili hastalardan nazal dokunun sitolojik ve histopatolojik örnekleri alınabilir. Nazal yıkamada şunlar yapılabilir:

● nazal meatusa idrar kateteri gibi fleksibil bir kateter sokulur

● sonra tekrar aspire edilecek serum fizyolojik enjekte edilir

● elde edilen sıvı sitolojik olarak muayene edilir

Kesin tanı için çok sık histolojij analiz gerekir. Doku örnekleri almak için biyopsi forsepsleri kullanılabilir. Mümkünse, rinoskopi klavuzluğunda doku örneği elde edilir. Burun deliklerinden gözün medial kantusuna olan mesafe dikkatle ölçülür ve cribiform plate yırtılmasından kaçınmak için biyopsi aletinin boyu ile karşılaştırılır.

Transtrakeal aspirasyon

Alt solunum yolu hastalığını değerlendirmek için trakeobronşiyal sekresyonların toplanması ve değerlendirilmesi faydalıdır. Akciğer hastalıklı çoğu atta fazla miktarda solunum sekresyonları toraks girişine yakın tra- keanın en dependent kısmında toplanır (Şekil 16.21 AB). Bu sekresyonların belirlenmesi akciğer hastalığı için çok hassas gösterge ise de etiyolojiyi belirlemek için genellikle sito- lojik ve bakteriyolojik analiz gerekir. Trans- trakeal aspirasyonun bakteriyolojik analizi antibiyogram için faydalı olabilir.

Büyük hayvanlar

Perkutanöz transtrakeal aspirasyon pratik bir metot olup atlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu metot sığır, koyun ve keçilere adapte edilebilir. Yetişkin sığır bir yere dayanmalı veya baş sıkıca tutulmalıdır. Baş hafifçe yüksek olarak tutulur ve aşağıdaki işlemler yapılır:

1. Seçilen yerin üzerindeki deri aseptik olarak hazırlanır ve lokal anestezi yapılır. Geçiş için uygun yer eksternal trakeanın en distal kısmıdır. Burası başka dokular ile örtülü olmayıp trakea yakalanır ve halkalar kolayca palpe edilir.

2. Uygun boyda bir kanül ve kanül trakeanın uzun eksenine dik olarak iki trakea arasından sert bir şekilde itilir. Trakea mukozası delinir ve trokar lumendedir. Trokar çekildiğinde kanülden akan hava duyulabilir.

3. Sonra kanül trakeaya doğru itilir ve içinden kateter geçirilir. 14 gauge x 6 cm’lik kanül içinde 30 cm’lik polietilen bir kateter kullanılabilir.

4. Trokar geri çekilir ve 20 ml steril serum fizyolojik enjekte edilir. Yetişkin at ve sığırlarda yeterli aspirasyon sıvı almak için 30-50 ml daha vermek gerekir.

5. Katetere bir enjektör takılır ve trakeanın en alt ucundan (toraks girişinin hemen dis- tali) verilen sıvı ve solunum sekresyon- ları aspire edilir.

6. Mikrobiyolojik değerlendirme için örnek steril nakil tüpüne, histolojik analiz için diğer basit tüplere alınır.

Öksürük daima oluşursa da başka kompli- kasyonlar (deri altı amfizemi, pneumomedias- tinum ve selulitis gibi) da görülebilir.

Normal atlarda trakea skresyonları çoğunlukla makrofajlarını ve sütun şeklinde silialı epitel hücrelerini, az sayıda kübik epitel hücreleri ile lenfositleri ihtiva eder. Nötrofillerin oranları değişken olup normal ve ahırdaki atlarda %20’den daha az, çoğu normal ve çayırdakilerde %5’ten daha azdır.

Kedi ve köpek

Mümkünse, trastrakeal aspirasyon sedas- yonsuz yapılır, zira sedasyon öksürük refleksini inhibe eder. Yukarıda büyük hayvanlar için anlatılan işlem uygun değişikliklerle kedi ve köpeklerde de uygulanır.

Büyük hayvanlardaki komplikasyonlar sık değildir. Hasta anestezili iken endotrakeal sondadan trakeal yıkama yapılabilir. Örnek komplikasyon riski transtrakeal aspirasyona göre daha fazladır. Bununla birlikte, bu tekniğin küçük hayvanlarda, özellikle kedilerde avantajları (laringeal travma riski daha azdır) vardır.

Bronkoalveolar lavaj

Bronkoalveolar lavaj (BAL) distal hava yolları ve alveollerden kaynaklanan hücreler için güvenli ve nispeten basit bir tekniktir. Atlarda akciğer hastalığının, özellikle kronik akciğer hastalığının araştırılmasında BAL sıvısı sitolojisi önemsiz olmasına rağmen kronik obstriktif akciğer hastalığında en duyarlı metot olarak dikkate alınır. BAL sıvısı sito- lojisinin muayenesi ve yorumu RS sitolojiye göre daha kolaydır ve ayrıca akciğer histo- patolojisi ile korelasyonu iyidir. BAL sıvısı sitolojisi ile jeneralize akciğer hastalıkları (abseler gibi) için akciğer histopatolojisi arasında iyi bir korelasyon olsa da yanlışlıkla normal bir sahanın yanıltıcı bilgi verebilir.

Teknik

Tekniğin detayları başka yerde anlatılmıştı. Kısaca, BAL uzun (>2m) bir endoskop veya markalı bir BAL kateteri kullanarak alınır. Trakeal karina ötesine endoskop veya ka- teteri geçirirken öksürüğü en aza indirmek için ata sedasyon yapılmalıdır. At zaptırapta alınır ve endoskop veya kateter distale doğru, genellikle 3. veya 4. jenerasyon bronkusa kadar itilir. Steril serum fizyolojik (200-300 ml, öksürüğü en aza indirmek için yaklaşık 37 C’de) içeri verilir ve hemen 50-60 ml’lik enjektörle nazikçe aspire edilir. Verilen sıvının yaklaşık yarısı aspire edilir. BAL komp- likasyonları çok nadirdir.

Yorum

Normal hayvanlardan alınan BAL sıvısı hakim olarak makrofajları ve lenfositleri, daha az olarak da aşağıdakileri içerir:

● silialı kolumnar epitel hücleri

● nötrofilleri

● eozinofilleri

● mast hücrelerini

Trakeal aspiratların bakteriyolojik analizi

● aerobik ve anaerobik bakteriyel kültürler yapılmalıdır

● trakeanın normal olarak steril olmaması nedeniyle semikantitatif teknikler kullanılmalıdır

● normal sekresyonlar genellikle az sayıda karışık bakteri folarası içerir

● alt solunum yolu bakteriyel enfeksiyonlu hayvanların sekresyonları daha fazla sayıda hakim olan tek patojenik bakteri türü içerir.

İrinli pneumonide ve atların kronik obstriktif akciğer hastalığında hücreler daha çoktur ve hakim olarak nötrofiller ve bol mukus bulunur. Çok sayıda eozinofil bulunuşu anormal olup transpulmoner parazit göçünü veya idiopatik pulmoner eozinofilisini ifade eder. Hemosiderin yüklü makrofajların varlığı da önceki akciğer kanamasını gösterir. Lavaj sıvısının üst solunum yolu bakterileri ile kaçınılmaz kntaminasyonu nedeniyle atlarda lavaj sıvısının bakteriyel kültürü değersizdir.

Pleuroskopi

Pleura, mediastinum, perikardiyum ve diyaf- ramayı etkileyen lezyonları doğrudan görebilmek ve bunkardan örnek alabilmek için bir endoskop pleura boşluğuna yerleştirilebilir. Pleuroskopinin komplikasyonları pneu- motoraks, enfeksiyon ve akciğer yırtılmasına bağlı solunum fonksiyon bozukluğunun kötüleşmesidir.

Klinik uyarı

Pleuroskopi, sadece lezyonlar ultrasonografi ve radyografi gibi daha az invazif teknikler kullanarak yeterince değerlendirilemediği zaman endikedir

Pleurosentezis (torakosentezis)

Pleura boşluğunun parasentezi pleura kesesinde sıvı veya hava varlığından şüphe edildiğinde değerlidir. Büyük miktarda pleu- ral effüzyonlu bir hayvanda pleura sıvısının çekilmesi semptomatik bir rahatlama sağlayabilir. Ayrıca, pleura sıvısı anormal sayıda ve tipte hücreler ve enfeksiyöz etken yönünden muayene edilmelidir.

Kedi ve köpek

Radyografik değerlendirmeye rağmen pleu- ral effüzyonun nedeni belli olmadığında to- rakosentezis endikedir. İşlem sternal veya lateral yatan bir hayvanda kelebek kateteri ile yapılabilir. Deri iğne ile delinmeden önce aseptik olarak hazırlanır ve lokal anestezi yapılır. Lokal effüzyonların sentezisini klavuz olarak radyograflar faydalı ise de genellikle, sağ toraksın yarısındaki 7. veya 8. interkos- tal aralık seçilir. Nazik aspirasyonla örnek elde edilir ve sitolojik ve bakteriyolojik analiz için gönderilir.

Klinik uyarı

Pleurosentezis, pleural effüzyon dispnenin nedeni olduğunda endikedir

Trakosentezisin komplikasyonları

Bunlar nadir olup şunlardır:

● hayvanın kollapsı

● pneumotoraks

● akciğer veya kalbin delinmesi

s

Büyük hayvanlar

İğnenin yerleştirilmesi için en yaygın yer 6. veya 7. interkostal aralıkta perküsyonla belirlenen sıvı hattının aşağısıdır. Uygun aspiras- yon yerini belirlemek için ultrasonografi faydalı olabilir. Seçilen yeri kaplayan deri asep- tik olarak hazırlanır ve lokal anestezi uygulanır. hazırlanır ve lokal anestezi uygulanır. Yetişkin bir at veya sığırda 12-14 gauge’lik ve 8-10 cm uzunluğunda bir iğne veya pleura kateteri dikkatli olarak interkostal aralığın kaudal kısmından sokulur. Pleura boşluğuna girilir girilmez sıvı iğneden dışarı akmaya başlar.

Akciğer biyopsisi

Sadece vakanın kontrolü için histolojik bir teşhis esas olduğunda ve bronkoalveolar lavaj gibi daha az invazif tekniklerle böyle bir teşhis konamadığında perkutanöz akciğer biyopsisi endikedir. Teknik potansiyel olarak zararlıdır ve bulalı veya kavite oluşturan lez- yonlu ya da pıhtılaşma bozukluklu hayvanlarda kontrendikedir.

Akciğer biyopsisinin potansiyel komplikasyonları

Bunlar şunlardır:

● akciğer kollapsı

● pneumotoraks

● hemotoraks

● hemoptizis

● enfeksiyonun yayılması

● neoplazi

MEDİKAL GÖRÜNTÜLEME

Üst solunum yolunun radyografisi

Kronik burun akıntılı hastaların teşhisinde burun boşluğunun ve frontal sinüslerin araştırılması önemlidir. Atlarda sinüzitis ve diş kökü hastalığından şüphelenildiğinde bu özellikle önemlidir. Burun hastalığının belirtisini gösteren bütün küçük hayvanlarda burnun tam seri radyografisi tavsiye edilse de sadece ağız açık iken burun boşluğunun gözlenmesi ile bilgi sağlanmaktadır. Yıkıcı olaylar ve kitlesel lezyonlar belirlenebilir:

● burun yapılarının eriyen kemik lezyonları veya turbinat ayrıntısı kaybı neoplastik ya da ileri mantar hastalığını düşündürür

● paranazal sinüslerin yer alması ile mantar hastalığı radyogarafik olarak görüntülenebilir

● agressif neoplazmlar sinüsleri istila edebilir, fakat genellikle köpeklerde burun boşlundan kaynaklanır. Atlarda tersi doğrudur.

Radyografik muayene ile elde edilen bilgi bazen biyopsi girişiminde faydalıdır. Toraksın ve üst solunum yolunun inspiratorik ve eks- piratorik görüntülerinin muayenesi hava yolu kollapsının belirlenmesinde duyarlılığı artırabilir.

Toraks radyografisi

Kedi ve köpek

Diğer teknolojilerde ilerlemelere rağmen to- raks radyografisi, kedi ve köpeklerde solunum yolunun invazif olmayan değerlendirilmesinde bir köşe taşıdır. Yeteri kadar bilgi etmek için teknik faktörlere dikkat etmek esastır. Göğüs radyografisi alınırken güvenilir ve faydalı olması için radyografi tekniği, hastanın pozisyonu ve solunum fazı dikkate alınmalıdır.

İnspirasyon sonu radyografisi akciğer parankiması bakımından en faydalısıdır. Yoruma sistemik yaklaşım tavsiye edilir. Kemik yapıların dikkatli muayenesinden sonra kalbin görüntüsü değerlendirilir. Büyük damarların muayenesini periferal akciğer damarları dikkatle değerlendirilir. Kronik solunum hastalığı bezen pulmoner vasküler hastalıkla (pulmoner hipertansiyon ve cor pulmonaleye neden olur) komplike olur. Pulmoner arterlerin kıvrımları ve distale doğru zayıflaması kor pulmonalenin radyografik görüntüsünde bir kısım olabilir. Pulmoner venler genellikle küçük olup pulmoner perfüzyonun azaldığını ifade eder.

Akciğer parankimasının radyografik muayenesinde bir örnek tanıma sistemi uygulanmaktadır:

1. Bir bronşiyal pulmoner görüntü bronşiyal yapıların belirginliği ile karekterizedir. Bu görüntü genellikle bronş duvarlarında yangısal hücrelerin veya yapısal elemanların (fibrosis) varlığını ifade eder ve genellikle kronik bronşitis gibi primer solunum hastalıkları ile ilgilidir.

2. Bir interstisyel pulmoner görüntü, selüler infiltratların veya ödemin vasküler ayrıntıyı tıkadığında ortaya çıkar. İnterstisyel pul- moner görüntünün nedenleri değişir ve varlığı aşağıdakileri akla getirir:

● pulmoner ödem

● yangısal hastalık

● neoplastik hastalık

3. Hava bronkogramı alveoler pulmoner görüntünün belirtisidir. Akciğer parankimasında sıvı veya hücrelerin bulunuşu hava dolu bronşa göre zıtlık oluşturur.

4. Vasküler özellikler proksimal pulmoner ar- ter büyümesi ile karekterizedir ve patent duktus atreiozus ile oluşan sağdan sola geçişler gibi bazı konjenital kalp  bozuklukları kadar kor pulmonaleli hastalarda distal zayıflama meydana gelir.

5. Soldan sağa sistemik veya pulmoner geçişli hastalarda bir hiperperfüzyon görüntüsü dikkati çeker. Pulmoner venöz dolgunluk sol ventriküler dolum basınçlarının arttığını (mitral ve aortik kapak hastalığı kadar miyokardiyal hastalıkla komplike olur) akla getirir.

Büyük hayvanlar

Büyük hayvanlarda solunum yolu hastalıklarının teşhisinde göğüs radyografisi rutin olarak kullanılmaz. At ve sığırları irilikleri radyografi kullanılışını sınırlar. Referans hastanelerde güçlü X-ray makinalar bulunmaktadır. Sadece lateral görüntü alınabilir. Yetişkin at ve sığırlarda toraksın iri oluşu görüntü alınmasını zorlaştırır. Ayrıca, solunum siklü- süne bağlı olarak radyografik görüntü önemli derecede değişmektedir. Radyografi ile aşağıdakiler belirlenebilir:

● büyük kitlesel lezyonlar

● pneumotoraks

● kosta kırıkları

● diyaframa fıtkı

● pleura effüzyonu

● şiddetli egzersize bağlı pulmoner hemoraji lezyonları

Atlarda göğüs radyografisinin tekniği ve yorumu iyi tanımlanmıştır. Buzağı ve tayların (6 aylık) taşınabilir radyograflarla toraksın filmi alınabilir ve hemen hemen küçük hayvanlar kadar net görüntü ve faydalı diyag- nostik bilgi elde edilebilir.

Toraks ultrasonografisi

Ultrasonografi invazif olmayan yararlı bir teknik olup büyük ve küçük hayvanlarda aşağıdaki yapıların lezyonlarını görüntüleyebilir:

● yüzeysel akciğer parankiması

● kraniyal mediastinum

● pleura boşluğu ve göğüs duvarı

Perküsyon ve oskultasyona göre daha sen- sitiftir. Pleural effüzyonun belirlenmesi ve araştırılması ile akciğer biyopsisi veya tora- kosentez yerinin seçilmesinde özellikle yararlıdır. Ultrasound doku-hava yüzey aralığında total olarak yansıtıldığı için derinden normale kadar havalı akciğer parankimasının görüntüleri alınabilir. Göğüs ultrasonografisi ve radyografisinin diyagnostik değerleri aşağıda listelenmiştir. Herhangi bir hastalık olayının tam bir değerlendirmesi için her ikisi de gerekebilir. Göğüs ultrasonografisi tekniği iyi tanımlanmıştır.

Kraniyal mediastinumun ultrasonografik muayenesi küçük hayvanlarda yapılmaya değer olabilir. Ekokardiyografi dahil toraks sonografisi pleura effüzyonunu belirlemede faydalıdır.

Ultrasonografi ve radyografinin avantajlarının karşılaştırması

Ultrasonografinin avantajları

● kraniyal mediastinum, göğüs duvarı, pleu- ra ve yüzeysel akciğer parankima lezyon- larının görüntülenmesi için daha faydalı

● ventral toraks boşluğu (radyografik olarak görüntülenmez, zira kalp ve abdominal yapılar tarafından gizlenir) lezyonlarının görüntülenmesi için daha faydalı

● lezyonların ultrasound eşliğinde biyopsisi mümkündür

● torakosentez için uygun yerin belirlenmesi için çok faydalı

● ekipman nispeten pahalı olmayıp, taşınabilir, kullanımı güvenlidir ve radyografik ekipmana göre daha çok bulunur.

Radyografinin avantajları

● derin parankimal ve kaudal mediastinal lezyonların görüntülenmesinde faydalı

● interstisyel akciğer hastalığının görüntülenmesinde daha faydalı

● pneumotoraksın görüntülenmesinde daha faydalı

Klinik uyarı

Toraks radyografisi, özellikle taylarda neonatal ve Rhodococcus equi pneumonilerinin belirlenmesinde değerlidir.

Fluoroskopi

Fluoroskopi büyük hava yollarının, özellikle trakenın kollapsını belirlemede aynı şekilde faydalıdır. Hayvan genellikle yana yatar vaziyettedir. Trakeal palpasyonla öksürük refleksinin uyarılması hava yolu kollapsına yol açabilir.

MR ve BT

Teknolojideki ilerlemeler toraks boşluğunun ve üst solunum yolunun üç boyutlu görüntülenmesini mümkün kılmaktadır. Bilgisayarlı tomografi (BT) geleneksel bir dizi röntgeni yan yana koyarak çalışır; MR (manyetik rezonans (MR) görüntüleme, iç organ ve dokuları çok net ve ayrıntılı biçimde görüntüleyebilen bir yöntemdir. MR’da x ışınları yerine radyo dalgaları ve güçlü bir manyetik alan kullanılır. Vücut manyetik sahalara konu olduğunda belirlenen enerji ile üretilen görüntüler elde edilir.

MR görüntüleme ve BT

MR ve BT bir seri tomogrofik görüntü sağlar ve bunlar mediastinum kadar üst ve alt solunum yollarındaki kitlesel lezyonları için çok uygundur. Bununla birlikte, bu çok pahalı görüntüleme teknolojisi yurt dışında bile genellikle büyük referans merkezlerde kullanılmaktadır.

Akciğer fonksiyon testleri

Akciğer fonksiyon testleri atlarda kullanılmaktadır. Onlarda düşük derecedeki sub- klinik solunum hastalığını belirlemek için önemli olabilir. Arteriyel O2 ve CO2 seviyeleri, intratorasik basınç ölçümleri ve akciğerin me kanik ölçümleri (özellikle tread mill egzersiz sırasında) da etkili olmakla birlikte bunlar araştırma merkezlerinde kullanılmaktadır.

Pulse oksimetre sayesinde ışık pigmentsiz deri kıvrımından geçer ve dokunun ışık ab- sorbe ediş özellikleri analiz edilir. Pratik olarak, ışık kaynağı ve sensörü olan küçük bir klip deriye tutturulur ve Arteriyel pulzasyon sırasında ışık absorbsiyonu, geri absorbsi- yonun derecesi ile karşılaştırılır. Venöz kan, doku ve kemiğin geri absorbsiyondan sorumlu olduğu sanılmaktadır. Absorbsiyon özelliklerinin ilişkisi anlık oksihemoglobin saturas- yonu belirlemeyi sağlar. Klinik olarak bu pa- rametre arteriyel oksijenin kısmi basıncını ölçmek için kullanılabilir. Saturasyon belirlenmesinin doğruluğu çeşitli faktörlerden (do- ku perfüzyonu, deri pigmentasyonu ve anatomik klip yeri) etkilenmekle birlikte arteriyel oksijenizasyon parametresini sürekli gösteren ticari cihazlar vardır.

Arteriyel kan gaz analizi

Arteriyel CO2 konsantrasyonunun ölçülmesi alvealer vantilasyonunun değerlendirmesini, arteriyel O2 ve CO2’nin ölçümü akciğerde gaz değişimi hakkında bilgi sağlar. Büyük hayvanlarda arteriyel kan, iğnenin (21g, 3,5 cm) kaudal servikal juguler oluktan trakea- nın alteral kenarına doğru yöneltilerek a. carotis’ten elde edilir. Diğer kan alınabilecek yerler:

● transversal fasiyal arter

● brachial arter

● lateral metatarsal arter

Küçük hayvanlarda kan genellikle femoral veya pedal arterden alınır (25g iğne ile). Arter kanı genellikle iğneden fışkırır veya damlar. Enekler anaerobik olarak toplanmalı, buzda tutulmalı ve 4 saat içinde ölçülmelidir. Bu tekniğin dezavantajları pahalı alet ve hızlı analiz gerektirmesidir. Yanıltıcı sonuçlar örneğin kazara hava ile veya venöz kanla temasına ya da anksiete ile oluşan solunum değişikliklerine bağlı olabilir.

İMMUNOLOJİ

Alerji testi

Bazen alerjik akciğer hastalığı teşhisini doğrulamak ve aşağıdakileri belirlemek için gerekebilir:

● etkilenen hayvanın hastalığı kötüleştiren allergenlere maruz kalması

● hayvanın ortamından allergenlerin elimi- nasyonu hastalığın gerilemesini sağlar

Bu teknik özellikle atlarda kronik obst- riktif akciğer hastalığını doğrulamak için faydalıdır (düşük derecede olduğunda veya diğer muayeneler yetersiz olduğunda). Birkaç saat küflü ot veya samanlı ortamlarda tutulan cronik obstriktif akciğer hastalıklı atlarda akciğer yangısı ve fonksiyon bozukluğu kötüleşir. Bu etkenlerin uzaklaştırılması ile birkaç hafta içinde hastalık tamamen geriler.

İntradermal antijen testi

Küf antijenleri ile intradermal test atların kronik obstriktif akciğer hastalığının teşhisinde faydasız gibi görünmektedir. Birçok normal atta küf antijenlerine karşı intra- dermal testpozitif olup küf antijenlerine der- mal ve akciğer reaktiviteleri arasındaki korelasyon önemsizdir.

Seroloji

Solunum yolu enfeksiyonlarının laboratuar teşhisinde seroloji kullanılır. Son zamanlarda, ticari olarak mevcut olan virus antijen belirleme kitleri 24 saat içinde burun sekresyonlarında viral antijenleri belirlemeyi mümkün kılar.

Gelen Aramalar:

atlarda solunum sistemi muayenesiatlarda solunum hastalıgıbuzağıda hızlı solunumburundan tek taraflı sulu kan gelmesiakci̇ğer sesi̇ di̇nle hayvandandasığırlarda solunum sesleriÖKSÜRÜK İÇİN UYARI FARİNKS BAŞLARweezing inspiratorikbuzalarda ak ciger masajı nasıl yapılırbuzaların dizinde şiş toplanmasıveterıner patoloji solunum sistemı sorularıciğerlerden gelen solukta kaynama seslerihayvanlara serum nasıl takılırhayvanlarda kalp ve akciğer sesleriinekte akciğerlerin muayenesi
EKLENME TARİHİ
Bu haber 13 Eylül 2010, 22:24 tarihinde eklendi.
OKUNMA
Bu Haber 4.800 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
YORUM YAZIN

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  1. gulden diyor ki:

    sağol sağol teşekkür teşekkür nediyim daha!.

  2. maestro diyor ki:

    ne kadar zamandır arıyorum bu yazıyı.

  3. sinan1 diyor ki:

    Haberler kısmınında acılmasını bekliyoruz.

Benzer Haberler
Reklam
Popüler Haberler & Yorumlar
Yazarlarımız
Sponsor Reklam Alanı
egevet anatolia vet iddaa
promosyon Promosyon T-shirt PROMOSYON
Anket
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz ?
Gayet güzel
iyi
Normal
Berbat
Eski hali daha güzeldi