
Köpek ve kedilerin deri bozuklukları, önemli sağlık problemleri arasındadır. Hayvanlardaki deri problemlerinin birçok sebebi olabilir ve insanlarda görülen bozukluklara benzer. Hayvanların deri ve kıllarının görünümü, genel sağlık durumunun önemli bir göstergesi sayılır. Köpek ve kedilerin deri problemleri; akut, subakut ya da kronik seyirli olabilir. Deri problemleri, sebeplerine göre immun-mediate ve enfeksiyöz deri problemleri, pire alerjik dermatitisi, herediter ve doğmasal deri problemleri ile başka dahili bir hastalığın deri görünümü şeklinde sınıflandırılır.
İmmun-mediate deri problemleri, immun sistemdeki fonksiyon yetersizliği sonucu görülür. Bunlara bazı örnekler vermek gerekirse demodektik uyuza hassasiyetin artması, çeşitli mantarlara yada bakterilere bağlı nüks eden deri enfeksiyonları sayılabilir. Bu kategori içerisine aynı zamanda atopik dermatitis gibi hipersensitivite bozuklukları ve pemphigus ya da discoid lupus erythematosus gibi autoimmunite tarafından sebep olunan deri hastalıkları da vardır.
Kanin atopik dermatitis, herider ve kronik alerjik bir deri hastalığıdır. Hastalık genellikle 10 aylık ile 2 yaş arasında görülür. Köpeklerin atopik dermatitisleri, özellikle göz ve burun civarı ile ayaklarda kaşıntılara sebep olur. Ayrıca, bu hastalarda sıklıkla görülen kulak enfeksiyonları da önemli bir problemdir. Bazen de ağaç, ot, ve bazı yabani otların polenleri ile evlerdeki toz ve mite’lar da kanin atopik dermatitis ile ilişkili olabilir.
Akut sulu dermatitis (hot spot), akut yangılı bir dermatitis’dir. Deri irritasyonunun olduğu bölge enfekte olabilir ve burasının yalanması ve ısırılması sonucu daha kötü bir hal alır. Akut sulu dermatitis, çok belirgindir ve sekonder olarak Staphylococcus mikroorganizmaları ile çok kısa bir süre içerisinde enfekte olur. Bu enfeksiyon, çok hızlı bir şekilde yayılır. Derinin üst katmanları tahrip olup irinleşerek kılları birbirine yapıştırır. Bu hastalık, topikal antibiyotikler ile birlikte oral antibiyotik ve kortikosteroid’ler ile tedavi edilebilir. Tedaviye, lezyonlu bölgenin kılları kesilip temizlendikten sonra başlanır. Akut sulu dermatitis; pire alerjik dermatitisi, kulak hastalıkları ve diğer alerjik hastalık durumlarında n daha sık görülür.
Köpeklerin enfeksiyöz deri hastalıkları, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan enfeksiyonlar ya da enfestasyonlar şeklinde görülür. Bulaşıcı enfeksiyonlar içerisinde parazitik, bakteriyel, fungal ve viral deri hastalıkları sayılabilir. Bulaşıcı parazitik deri hastalıklarından en yaygınlarından birisi Sarkoptik köpek uyuzu ve bir diğeri de Demodex’ler tarafından sebep olunan uyuzdur. Başka bulaşıcı bir enfestasyonda Cheyletiella mite’larının sebep olduğu hafif dermatitis’dir. Diğer ektoparazitler olarak da pire ve kene enfestasyonları sayılabilir. Ancak, bunlar direk bulaşıcı olmayıp diğer enfekte konakçıların bulunduğu çevrelerden geçebilirler. Ringworm, aynı zamanda Tinea olarak da bilinir ve derinin bulaşıcı fungal bir enfeksiyonudur. Bu hastalık, ismi ile tamamen terstir ve hastalığa solucanlar sebep olmaz . Bu hastalık, köpeklerin yanında diğer evcil hayvanlar olan kedi ve sığırlarda da oldukça sık gözlenir. Bu hastalığa sebep olan en yaygın türler trichophyton ve microsporum’lardır. Bu mantar enfeksiyonları yetişkinlerden ziyade yavruları etkiler.
Bulaşıcı olmayan deri enfeksiyonları, normal bakteriyel ya da fungal deri florasının, deride hastalığa sebep olabilecek şekilde çoğalmasına izin verildiği durumlarda meydana gelir. Köpeklerdeki yaygın örnekleri Staph. İntermedius tarafından sebep olunan Pyoderma ve bir maya türü olan Malessezia pachydermatitis’in aşırı üremesi sonucu görülen Malessezia dermatitis’dir.
Pire alerjik dermatitis’i (Flea allergic dermatitis), köpek ve kedilerin ekzematöz kaşıntılı bir deri hastalığıdır. Etkilenen hayvanlarda pire tükrüğündeki kimyasallara karşı alerjik reaksiyonlar gelişir. Pire alerjik dermatitis’li köpeklerde, kuyruğun üst kısımları ile bacakların arkasından aşağıya doğru egzema belirtileri ve kıl kayıpları görülür. Pire alerjik dermatitis’li kedilerde ise çok değişik deri problemleri görülür. Bunlar feline eosinophilic granuloma, miliar dermatitis ve tımar sırasında orta düzeyde acı veren kıl kaybı şeklindedir.
Herediter ve gelişimsel deri hastalıkları, bazı hastalık durumlarında derinin yapısı ya da fonksiyonlarındaki kalıtımsal anormallik şeklinde görülür. Bunlara örnek olarak Saborrheic dermatitis, Ichthiosis, deri fragility sendrom (Ehlers –Danlos sendrom), herediter kanin foliküler displazi ve hipotrikhozis verilebilir.
Bazı dahili hastalık durumlarında çeşitli deri problemleri görülebilir. Bazı sistemik hastalıklar, sanki bir deri hastalığı gibi semptomlar gösterebilir. Bu hastalıklar daha çok hipotroidizm, Cushing’s sendrom’u, ovaryum ya da testis tümörleri gibi endokrinolojik anormallikler sayılabilir.
Köpek ve Kedilerde Alerjiler
Kliniklere getirilen hayvanlarda en önemli sorunlardan birisi deri problemleridir. Kedi ve köpeklerde deri hastalıkları, genellikle enfeksiyöz, immun-mediate, neoplastik, parazitik ve allerjik sebepler ile ilgilidir. Köpek ve kedilerde deri hastalıklarının en yaygın sebeplerinden birisi allerjilerdir. Alerjiler, hayvanın alerjen (polen, küf, bitki, kıl, tüy, ev tozları, pire ve çeşitli insektller) adı verilen maddelere karşı aşırı reaksion göstermesi durumunda meydana gelir. Alerjiler; kontakt alerjileri, inhalant alerjileri ve yiyecek (gıda) alerjileri olarak sınıflandırılabilir. Allerjenlerin solunması, yutulması ya da deriye temasları alerjik reaksiyonlara sebep olur. Yine bazı yiyecekler de alerjilere sebep olur. Köpeklerde deri irritasyonlarının %30’undan daha fazlasında, alerjik deri reaksiyonları sorumludur. Bazı kontakt alerjileri, gerçekte alerji değildir. Bunlar, hipersensitivite reaksiyonlarıdır. Bu kontakt hipersensitivitelerine; pire tasmaları, pire spreyleri, bir çok topikal pudralar ve şampuanlar sebep olabilir. Bu hipersensitivite reaksiyonlarının tedavisinde, sebep olan ajanın kaldırılması yeterlidir. İnhalant alerjileri ise aynı zamanda Atopy olarak bilinir ve çok yaygındır. Daha çok Labrador Retriever, Golden Retriever ve Shih Tzu ırkı köpeklerde görülür. Köpeklerin %10’undan daha fazlası atopy’den etkilenir. Atopy, inhale edilen bir maddeye karşı tip-1 hipersensitivite’dir. İnsanların inhalant alerjilerinde genellikle solunum sistemi ile ilgili bulgular görülürken, kedi ve köpeklerde ise deri ve kulak ile ilgili bulgular görülür. Alerjilerin bir kısmı mevsimsel olabilir. Ağaç ve otlardaki polenlerin artması ve ılık mevsimlerde küf konsantrasyonunun artması klinik bulgulara sebep olabilir. Gıda ve insekt alerjileri mevsimsel değildir. İnsanlarda ve hayvanlarda, alerjilere karşı oluşan belli başlı biyolojik reaksiyonlar aynıdır. Ancak, görünüşte bazı bulgular farklı olabilir. İnsanlarda oluşan alerjilerde, burun ve sinuslarda hiperemi, aksırık, tıksırık, öksürük, hırıltılı solunum, baş ağrısı, gözlerin sulanması, nadiren de kaşıntı ile birlikte deride isilik benzeri kabartılar görülür. Köpeklerde de benzer bulgular görülür. Ancak, köpeklerde inhalant alerjenler, daha çok bacaklarda, karın bölgesinde ve göz çevresinde görülür. Bazen de sekonder enfeksiyon ile birlikte kronik dermatitis ve kronik kulak enfeksiyonları şeklinde görülür. Kedilerde inhalant alerjiler(atopy), genellikle yüzde kaşıntı ve vücudun pek çok bölgesinde uyuza benzer kabuklanmalar ile karakterize milier (miliary) dermatitis şeklinde görülür. Atopy’nin teşhisi genellikle anamnez, klinik bulgular, deri ve kan testleri ile tedaviye verilen cevaba göre konur. Pire alerjik dermatitis’i atopy’ye benzer bulgulara sebep olur. Bu nedenle de hayvanın üzerindeki ve çevredeki pireler tamamen elimine edilmelidir. Köpek ve kedilerde gıda alerjileri, genellikle yüz bölgesinde kaşıntı, bacakları yalama ve inatçı kulak enfeksiyonlarına sebep olur. Gıda alerjilerine karşı oluşan reaksiyonlar kaşıntı, kusma ya da ishaldir. Alerjik durumun kontrol altına alınamaması durumunda kıl dökülmesi, kötü koku ve bakteriel deri lezyonları gelişebilir. Bu nedenle de, kedi ve köpeklerdeki deri problemleri, çok dikkatli ve doğru teşhis edilmelidir. Gıda alerjilerinin ilk teşhisinde uyuz ve pire gibi kaşıntıya sebep olan durumlar ekarte edilmelidir. Ayrıca inhalant alerjilerin tedavisinde kullanılan kortizon tedavisine yeterli cevap vermeme ayırıcı teşhiste önemlidir. Gıda alerjileri genellikle uzun süredir aynı besin maddesi ile beslenen köpeklerde görülür. Mevsimsel deri problemlerinde antihistaminikler, kortizon, immunmodülatörle ve diyet (ördek eti ve patates, balık ve patates, yumurta ve pirinç) kullanılabilir. Böyle tedaviler ile bir çok semptom kontrol altına alınabilir.
Foliküler Displasi (follicular dysplasia)
Foliküler displasi, kıl dökülmesine sebep olan genetik bir hastalıktır. Bu hastalık, yapısal bir anormallikten dolayı kıl folüküllerinin tam olarak fonksiyon yapmaması sonucu görülür. Black hair follicular dysplasia, melez ve safkan köpeklerde görülen kalıtsal bir sendromdur. Kıl kaybı, siyah yada siyah-beyaz köpeklerde çok erken yaşlarda görülür. Black hair follicular dysplasia’nın kalıtsal olduğu bilinmesine rağmen diğer follicular dysplasia’ların kalıtsal olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Foliküler displasia’lı Doberman pinscher ırkı köpeklerde kıl kaybı 1-2 yaşlarında yan taraflarında yavaş bir şekilde başlar ve çok yavaş bir şekilde arka ve yan taraflarda ilerler. Siberian husky ve malamut ırkı köpeklerde de 3-4 aylık iken vücudun primer kılları dökülür ve kılların altındaki deri kıvrımlı ve kırmızı olarak görülür. Kesilen kıllar da tekrar büyümezler. Airedal terrier, Boxer, English bulldog, Staffordshire terrier ırkı köpeklerde kıl dökülmesi 2-4 yaşlarında başlar ve hayvanlara sanki eğer vurmuş gibi arka ve yan taraflarda görülür. Bazen bu dökülen kıllar tekrar büyümezler. Portuguese water dog, Irish water spaniel, Kıvırcık (curlycoated) kıllı retriever ırkı köpeklerde kıl dökülmesi ilk olarak 2-4 yaşlarında arka üst taraflarda başlar ve yavaş yavaş tüm vücuda yayılır. Foliküler displazi’den etkilenen diğer türler olarak da Chesapeak bay retriever, English springer spaniel, German short-haired, Wire-haired (ince kıllı) pointer ve Rottweiler ırkı köpekler sayılabilir. Black hair folicular dysplasia’nın görüldüğü melez yada safkan köpek ırkları olarak American cocker spaniel, Basset hound, Bearded collie, Beagle, Dachshund, Gordon seter, Papillon, Pointer, Saluki ve Schipperke ırkı köpekler sayılabilir. Yavrular doğduklarında üzerlerindeki kıl örtüsü tamamen normaldir. Ancak 4 ay ya da daha uzun bir süre sonra kıl örtüsünün siyah kısımlarında anormallikler görülmeye başlar. Kıl kaybı, tüm siyah kıllar dökülene kadar devam eder. Vakaların çoğunda kıl örtüsündeki değişiklikler çok yavaş bir şekilde ve kalıcı olarak ilerler. Köpeğin sağlığı ile ilgili herhangi bir anormallik belirlenmez. Ancak, bakteriyel enfeksiyonlara hassasiyetleri artar. Deride kuruluk ve kabuklanmalar semptomatik olarak tedavi edilebilir.
Black hair follicular dysplasia’nın çok erken yaşlarda görülmesi ve özellikle siyah kıllarda dökülmenin görülmesi ile kuvvetle muhtemel teşhis konur. Diğer foliküler displazilerin teşhislerinde, kıl dökülmesinin endokrin sebeplerden meydana gelip gelmedikleri yönünden araştırılmalıdır. Kesin teşhis, deri biyopsilerinin alınıp hastalık ile ilgili patolojik değişikliklere bakılarak konur. Deri biyopsileri lokal anestezi altında kolayca alınır ve patoloji laboratuarlarına gönderilir.
Bu hastalıkta genellikle kıl örtüsündeki değişiklikler kalıcıdır. Ancak, kuru ve kabuklu derinin çeşitli şampuanlar ve yağ asit ilaveleri ile semptomatik tedavileri düşünülebilir. Deride oluşabilecek enfeksiyonlar da antibiyotikler ile tedavi edilebilir.
Köpeklerde Seborrhea
Seborre (Seborrhea), keratinizasyon defekti ile karakterize bir deri hastalığıdır. Bu bozukluk, deride aşırı yağlanma ya da kuruma şeklinde gözükür. Yağlanma şeklinde gözlenen S. oleasa ve kuru şekilde gözlenen ise S. sicca olarak adlandırılır. Ancak, köpeklerin çoğunda her iki tip (S. oleasa ve S. sicca) kombine olarak da bulunabilir. Normalde, yüzeydeki deri hücreleri, her zaman kuru ve yıpranmıştır. Derinin daha derin katmanlarında yeni deri hücreleri (keratinosit) üretilir. Derinin derin katmanlarında üretilen yeni hücreler, sürekli olarak yüzeye doğru göç ederler. Bu göç genellikle 3 hafta sürer. Bu döngü, seborre’li hayvanlarda değişmiştir ve büyük ölçüde hızlanmıştır (birkaç gün). Böylece deri yüzeyinde çok fazla keratin (ölü deri hücresi) birikir. Bu nedenle de seborre, “keratinizasyon bozukluğu” olarak adlandırılır. Hasta hayvanların derisi, katlanmış, kuru veya belli derecede yağlı bir görünüm alır. Yapılan muayenede ölü hücreler deri üzerinde bir katman şeklinde görülür. Bu durumda deri, kuru ve kabuklu (kepek) görünür. Kılların etrafı kümeler halinde kabuklanır. Derideki aşırı aktif yağ bezleri (sebaceous gland), karın üzeri, koltuk altı, kulaklar, dirsekler ve topuk bölgesinde biriken muma benzer yağlı bir salgı sekrete ederler. Yine bu yağlı birikim, derinin herhangi bir bölgesinde de görülebilir. Bu durum hayvanlarda çok kötü bir kokuya sebep olur. Seborrhea’li köpek ve kedilerde sekonder deri ve kulak enfeksiyonları çok yaygın görülür. Hastaların çoğu aşırı kaşıntılı da olabilir. S. sicca ya da kuru seborrhea, sadece kabuklanma ya da kepeklenme ile kendisini gösterirken, S. oleasa ise deride kepeklenmenin yanında aşırı yağlanma ve çok kötü kokma ile karakterizedir. Seborrheic dermatitis, deride katlanma, aşırı kepeklenme ve yağlı bir görünüm ile kendisini gösterir. Seborrhea, primer ya da sekonder olabilir. Primer seborrhea, genellikle genetiktir. Sekonder seborrhea, bir çok sebebe bağlı olarak görülür. Bunlar arasında metabolik bozukluklar (hipotiroidizm, Cushing’s hastalığı ya da hiperadrenekortisizm, diyet yetersizlikleri, malabsorbsiyon, maldigesyon ve pankreatik hastalıklar), internal parazitler, eksternal parazitler (pire, kene ve bit konakları), hipersensitiviteler (gıda alerjileri, inhale alerjileri ve pire alerjisi), mantar (ringworm) enfeksiyonları ve bazı otoimmun hastalıklar sayılabilir. Bazı köpek ırkları örneğin Cocker spaniel, Springer spaniel, West highland terrier, Doberman, Golden retriever, Dachshund ve Shar–Peis genetik olarak primer seborrhea’ya sahip olabilirler. Böyle vakalar idiopatik seborrhea olarak tanımlanır ve genellikle 2 yaşından önce görülür. Miniature schnauzer ırkı köpeklerde görülen ve Scnauzer Comedo Syndrom adı verilen spesifik bir idiopatik seborrhea formu vardır ve bu form, kalıtsaldır.
Hastalığın teşhisi; klinik bulgular, dermatolojik muayene (lezyonların durumu, dağılımı, kıl dökülmesinin olup olmadığı ve deri biyopsisi) ve başka organ ya da sistemelerdeki hastalıkların belirlenmesi ( hormon analizleri, biyokimyasal parametreler ve paraziter muayene)’ne göre konulmalıdır.
Tedavide, hastalığa sebep olan asıl neden belirlenir. Sekonder deri problemleri düzeltilir ve köpeğin rahatlatılması amacıyla palyatif tedaviye önem verilir. Pyoderma’nın tedavisi için Staph. Aureus’a karşı hassasiyeti bilinen bir antibiyotik kullanılmalıdır. Malessezia enfeksiyonuna karşı ketakonazol gibi bir antifungal kullanılmalıdır. Seborrhea’nın kontrol altına alınması ve derinin hızla normal konumuna ulaşması için sekonder enfeksiyonların tedavisi yanında antipuriritik tedavi ile şampuan tedavisi yapılmalıdır. Şampuan tedavisi ile deri üzerindeki bakteri ve maya sayısı kontrol altına alınır. Kepeklenme, yağlanma ve puriritis’in derecesi azaltılabilir. Bu tedavi aynı zamanda epidermal iyileşmeye yardımcı olur. Piyasada keratolitik, kerotoplastik, emolient (yumuşatıcı), antipuriritik ve antimikrobiyel etki alanları esas alınarak üretilen pek çok ürün vardır. Keratolitik ürünler; sülfür, salisilik asit, katran, selenyum sülfit, propilen glikol, yağ asitleri ve benzol peroksit içerirler. Bunlar deri yüzeyindeki ölü ve hasara uğramış hücrelerin atılmasına yardımcı olur. Deride kabuklanma ve kepeklenmeyi azaltarak derinin daha yumuşak bir hal almasına sebep olurlar. Kerolitik özellik taşıyan şampuan ya da kremler sıklıkla tedavinin ilk iki haftasında (14 gün) deride kabuklanma ve kepeklenmeyi artırabilirler. Ama banyo ile bu kabuklar ve kepekler atılabilir. Hasta sahipleri bu konuda uyarılmalıdır. Keratopllastik ürünler, keratinizasyonun normalleşmesine ve kepeklenmenin azaltılmasına yardımcı olur. Keratoplastik ajanlar olarak katran, sülfür, salisilik asit ve selenyum sülfit sayılabilir. Yumuşatıcılar (emolient) olarak laktik asit, sodyum laktat, lanolin, mısır, Hindistan cevizi, yerfıstığı ve pamuk tohumu gibi pek çok yağlar sayılabilir. Bu ürünler derinin kuruması ve kabuklanmasını azaltır. Bu etkiyi transepidermal su kaybını azaltarak yaparlar. Antibakteriyel şampuan ve kremler; benzol peroksit, klorhexidin, iodine, etil laktat, ve triklosan ihtiva ederler. Antifungal şampuan ve kremler klorhexidin, sülfür, iodine, ketokonazol ve mikonazol ihtiva ederler. Aynı zamanda borik asit ve asetik asit de topikal antimikrobyallar olarak kullanılabilmektedir.
Feline acne
Felin akne, kedilerde yaygın olarak görülen bir problemdir. Bu problem, kedinin çene ve dudak kenarlarında görülen siyah noktalardır (comedone; blackhead). Genellikle semptomlar fark edilmeyecek düzeyde hafiftir. Akne, herhangi bir yaş, cinsiyet ve türde görülebilir. Yağ bezleri (sebaceous gland), derinin yağlanmasında görevli yağları (sebum) sekrete ederler. Sebum, derinin kuruması ve irritasyonunu önler. Bu yağ bezleri yaygın olarak dorsalde, göz kapaklarnda, çenede, kuyruk kaidesinin yüzeyinde, dudaklarda, skrotum ve prepisyum’da bulunur. Bu bezler, kıl folükülleri ile bağlantılıdır. Bezler, aynı zamanda bölgesel işaretlerdir ve dikkatli bir hayvan sahibi, hayvanının yüzünü ovalarken bu bölge üzerindeki yabancı bir objenin görülmesinde rol oynar. Akne’de fölüküller siyah yağlı bir materyal ile bloke edilir (siyah nokta). Bu siyah noktalar, irrite olarak şişebilir ve pustullara sebep olabilir. Feline akne’nin kesin sebebi bilinmemektedir. Ancak, muhtemel sebepleri arasında sayılabilecek durumlar olarak stres, immun sistemin baskılanmış olması, kontakt ya da atopik dermatitis, plastik çukur yiyecek kapları (bunlar alerjik reaksiyonlara sebep olabilir ve mikroorganizmaları tutabilir), kötü tımar malzemesi ve giysiler, aşırı aktif yağ bezleri ve yiyecek alerjileri sayılabilir.
Hayvanlarda klinik bulgu olarak çene ve muhtemelen dudaklarda kir gibi gözüken çok sayıda siyah nokta (comedone ya da blackhead) görülür. Bunlar, sekonder olarak enfekte olduklarında küçük apseler gelişebilir. Bu apselerin açılması durumunda kabuklar oluşur. Daha şiddetli vakalarda sızıntılı apseler, kıl dökülmesi ve çenede çenede şişlik gelişebilir. Böyle vakalarda kaşıntı görülebilir. Kaşıntı, kedinin kendi kendini tırmalamasına ve daha fazla travmaya sebep olur. Bu bulgulara benzer başka durumlar da vardır. Bu nedenle de hayvan en kısa sürede hekime götürülmeli ve doğru teşhisi konarak tedavisi yapılmalıdır. Demodex (demodicosis) uyuzu, malessezia (maya) enfeksiyonları, alerjiler, ringworm (mantar) ve eosinofilik granuloma kompleks adı ve rilen hastalıklarda yukarıdaki bulgulara benzer hastalık semptomları ile seyreder. Bu hastalıklar, deri kazıntısı ve deri biyopsisi alınarak ekarte edilmelidir. Eğer, sekonder bakteriyel enfeksiyonlardan şüpheleniliyorsa, kültür ve hassasiyet testleri yapılmalıdır. Feline akne’nin tedavisi, durumun şiddetine bağlıdır. Hastalık, kolayca kontrol altına alınabilir. Ancak, tedavisi zordur. Tedavide aşırı yağın giderilmesi amaçlanmalıdır. Eğer, vaka hafif (sadece birkaç siyah nokta var) ise, topikal tedavi yeterlidir. Bu amaçla antiseborreik şampuanlar (%3 ya da daha düşük benzoyl peroxid içeren) şampuanlar kullanılır. Yine hafif vakalarda bölge antibiyotikli sabunlar, hidrojen peroksit ve iodine (betadine) ile irrite etmeden temizlenir. Topikal olarak vitamin A ve retinoidler (sentetik vit A) uygulanabilir. Daha şiddetli vakalarda ise deri, benzol peroxid yada klorhexidin içeren krem ya da jeller ile temizlenir. Yangıyı azaltmak için topikal Enfeksiyonun tedavisi için oral antibiyotikler kullanılır. Yine şiddetli yangıyı gidermek için prednison gibi glikokortikoidler de oral olarak kullanılır. Ayrıca, oral retinoid (Isotretionin) tedavisi düşünülebilir. Ancak, bu ilaçların insan ve kedilerde teratogenic (doğum defektleri) etkileri söz konusudur. Felin akne’den korunmak için plastik yiyecek kaplarından cam, seramik ya da metal kaplara dönülmelidir. Bu kaplar günlük olarak temizlenmelidir. Yemeklerden sonra kedinin çene ve ağız bölgesi temizlenmelidir.
Köpeklerde Kıl Dökülmesinin (allopecia) Sebepleri
Kıl dökülmesi veteriner dermatolojide çok yaygın karşılaşılan bir problemdir. Bir çok hayvan sahibi hayvanlarını görünüşle ne göre seçerler. Hayvanda kıl dökülmesi, sahipleri için can sıkıcı bir problem haline gelir. Allopesi (allopecia), kıl kaybıdır. Ancak daha çok görülen ve kılların normalden daha az olduğunu tanımlayan terim ise hipotrikosis (hypotrichosis)’dir. Bu bozukluklar, generalize olabildiği gibi sadece kıl rengi ile sınırlı yada ekstremiteler dışındaki diğer bölgelerde görülebilir. Bu ektodermal defektler, konjenital olabilir ya da sonradan yavaş yavaş gelişir. Köpeklerde kıl dökülmesine sebep olan bir çok durum ve hastalık vardır. Bunların bazılarının normal olduğu ve bir kısmının da ciddi bir hastalık durumuna bağlı olduğu düşünülebilir.
Allopessi ya da kıl dökülmesine sebep olan hastalık ya da durumlar kısaca özetlenecek olursa;
Akantozis nikrikans (Acanthosis nicricans): Bu hastalığın primer formu Dachshund ırkı köpeklerde kalıtsal olarak görülebilir. Hastalığın sekonder formlarına da sürtünme, hormonal anormallikler ya da hipersensitivite durumları sebep olabilir. Semptom olarak da derinin koyu renk alması ve sekonder formda da kaşıntı ve kıl dökülmesi görülür. Teşhiste anamnez ve fiziksel muayene dikkate alınmalıdır. Hastalığın senonderformu gözlendiğinde esas sebebin belirlenmesine yönelik testler yapılmalıdır. Hastalığın primer formunun tedavisi yoktur. Hastalığın sekonder sekonder formu ise bilinen bir hastalık ya da durum varsa ona yönelik olmalıdır. Bazı vakalarda steroidler ve Vit E ilaveleri denenebilir.
Neurodermatitis (Acral lick dermatitis): Hayvanların kendilerini yalamaları sonucu yaladıkları bölgede travmalara sebep olur. Buna muhtemelen anxiety (huzursuzluk, sıkıntı) ve stres sebep olabilir. Bazı hayvanların kendileri yalama durumu saplantı (obsessive) haline gelir. Böyle hayvanlar kendilerine zarar verirler. Klinik bulgu olarak sıklıkla yalanan bacakta sınırları belirgin kılsız kırmızılaşmış alanlar görülür. Bu durum kronikleşirse daha kötü bir vaziyet alır. Hastalığın teşhisinde anamnez önemlidir. Tedavide stres ya da sıkıntıya sebep olan durum biliniyorsa, ekarte edilmeli hayvanalrın kendisini yalamasını önleyecek önlemler alınmalı ve bu davranışını değiştirecek medikasyonlar (psikolojik tedavi) gerekli olabilir.
Adrenal sex hormonlarına bağlı dermatozis: Bu bozukluk, daha yaygın olarak Pomeranian, Chow chow, Keeshonden ve Samoyed ırkı köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak butların arkası, kuyruk ve boyundan başlayan bir kıl dökülmesi şeklinde görülür. Bu kıl dökülmesi daha sonra gövdeye doğru yayılır. Hayvanın kıl örtüsü, yavru eniklerin kıl örtüsüne benzer ve deri koyu bir renk alır. Hastalığı teşhisi hormon tayini ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide opsiyonel olarak mitotane kullanılabilir.
Alerjik ve irritant kontakt dermatitis: Bu tip dermatitisler, bazı ilaçların, nikel gibi metallerin, kavuçuk, yün ve plastik gibi materyallerin boya yada halı ve klim koku gidericileri gibi kimyasallar ile zehir gibi bazı irritan maddeler deride alerjik reaksiyonlara sebep olarak kontakt dermatitis’e neden olur. Klinik bulgu olarak alerjik ve irritan maddeye direk maruz kalan ve kılları dökülen deri bölgesinde kızarıklık, küçük şişlikler ve su toplanmaları görülür. Kronik olaylarda kaşıntı ve kıl dökülmesi vardır. Teşhiste, alerjenlerin belirlenmesi amacıyla alerjik deri testleri yapılabilir. Tedavide köpeğin alerjene maruz kalması ya da çevredeki irritanlar ile teması sınırlandırılmalıdır. Steroidler ve antihistaminikler kullanılabilir.
Allopesia areata (Allopecia areata): Otoimmun (autuimmun) bir bozukluk olduğu düşünülmektedir. Baş, boyun ve vücudun belli bölgelerinde kıl dökülmesi görülür. Bu hastalıkta kaşıntı yoktur. Teşhiste, kılların mikroskopik muayenesi ve biyopsi yapılabilir. Bu hastalık, tedaviye ara sıra cevap verir.
Atopy (alerjik inhalant dermatitis): Köpeklerin polen, mite ve mayaları inhale etmesi sonucu görülen alerjik reaksiyonlardır. Hayvanlarda klinik bulgu olarak ayakların yalanması, kulakların yangılanması, kaşıntı, kızarıklık ve kıl dökülmesi görülür. Bu durumda enfeksiyonlar ya da akut sulu dermatitis (hot spot) gelişebilir. Teşhiste intradermal ya da serolojik (kan) testleri yapılabilir. Tedavide, eğer alerjen madde biliniyorsa, hayvanın bu maddeye maruz kalması önlenmeli ya da azaltılmalıdır. Ayrıca, tedavi amacıyla steroidler, yağ asit ilaveleri, biyotin, antihistaminikler, çeşitli şampuanlar ve immunoterapi yapılabilir.
Black Hair Follicular Dysplasia/allopecia/dystrophy: Karışık renkli köpeklerde nadiren görülen herediter bir hastalıktır. Bu hastalık, yaygın olarak Bearded collie, Basset hound, Saluki, Beagle, Dachshund ve Pointer ırkı köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak genellikle 3-6 haftalık köpek yavrularında koyu ya da siyah renkli kıllarda dökülme ve kepeklenmeler görülür. Teşhis, klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kepeklenmelere karşı şampuanlar kullanılır.
Kallus (Callus): Özellikle büyük cüsseli köpek ırklarında uzun süre basınca maruz kalan bölgelerde görülür. Klinik bulgu olarak dirsek gibi bölgelerin sürekli basınca maruz kalması sonucu kılsız bölgeler ve kalınlaşmalar görülür. Bu bölgeler, sekonder olarak enfekte olabilir. Teşhis, anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavide hayvana daha yumuşak altlıklar ve etkilenen bölgelere yumuşak bandajlar sağlanabilir.
Kastrasyon’a cevap veren dermatozis: Bu bozukluk, kısırlaştırılmamış köpeklerde daha çok görülür. Genellikle Chow chow, Samoyed, Keeshonden, Alaskan malamute, Miniature poodle ve Pomeranian ırkı köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak genital bölge ve boyunda simetrik kıl dökülmesi görülür. Bu kıl dökülmesi daha sonra gövdeye doğru yayılır. Deri daha koyu görünür ve şiddetli kepeklenmeler oluşur. Kılların rengi solgunlaşmış ve canlılığını kaybetmiştir. Teşhiste fiziksel muayene ve anamnez dikkate alınmalıdır. Kıl dökülmesine sebep olan diğer durumlar elimine edilmeli ve hormon düzeylerinin belirlenmesi için kan örnekleri alınmalıdır. Tedavide hasta hayvan kastre edilmelidir.
Kemoterapi (Chemotherapy): Hayvanlarda da kemoterapiye bağlı kıl dökülmesi görülür. Bu kıl dökülmesi direk tedavi ile ilgilidir. Teşhis anamneze göre konur. Kemoterapi kesildikten sonra kıllar tekrar uzar.
Cheyletiella (Tavşan Uyuzu) Uyuzu : Cheyletiella mite (mayt)’larının sebep olduğu bir enfetasyondur. Klinik bulgu olarak deride kaşıntı, pul pul dökülme ve eğer şiddetli ise kıl dökülmesi görülür. Teşhiste deri kazıntısı ve mayt’ın mikroskopik muayenesi yapılır. Mikroskopik muayenede mayt’ların görülmesi oldukça zordur. Tedavide pyrethrin, fibronil, selamektin ve %1 selenyum sülfit şampuan kullanılabilir.
Renk açılması/değişime uğramış allopesi (color dilution/mutant allopecia): Açık kahverengi ve açık siyah renkli köpekleri etkileyen herediter bir bozukluktur. Yaygın olarak Doberman, Dachshund, Great Dane, Yorkshire terrier, Whippet ve Greyhond ırkı köpeklerde görülür. Bu kalıtsal bozukluk, 6 ay civarındaki köpek yavrularının açık kahverengi ya da açık siyah renkli kıllarında incelme ile başlar ve daha sonra kıllar dökülebilir. Bu hayvanlarda sıklıkla sekonder olarak folliculitis gelişir. Teşhiste hayvanın ırkı, anamnez ve kıl örtüsü rengi dikkate alınmalıdır. Kesin bir tedavisi yoktur. Ancak, hayvanların aşırı tımar edilmesi ya da şampuanlar ile sık sık yıkanmasından kaçınılmalıdır. Ayrıca deri sekonder bakteriyel enfeksiyonlara karşı sürekli kontrol edilmelidir.
Konjenital hipotrikozis (Congenital hypotrichosis): Bu bozukluk, kılların konjenital olarak yetersiz olmasıdır. Klinik bulgu olarak yavrular kılsız ya da az kıllı olarak doğarlar. Bu hastalığın görüldüğü yavrular, kıllı doğsalar dahi 4 aylık oluncaya kadar tüm kıllarını kaybedebilirler. Teşhis, klinik muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Hastalığın tedavisi yoktur.
Cushing’s hastalığı (hyperadrenocorticism): Bu hastalığa, vücuttaki kortikosteroid konsantrasyonunun artması sebep olur. Kortikosteroid konsantrasyonunun artması, ya vücuttaki üretimlerinin artması ya da uzun süre yüksek dozda kortikosteroid tedavisinin yan etkisi olarak görülür. Bu hastalıkta klinik bulgu olarak allopesi, derinin incelmesi, hiperpigmentasyon, derinin kolayca berelenmesi ya da yırtılması, seborrhe, letarji, susuzluk hissi, ürinasyonun artması ve karnın sarkması gibi bulgular görülür. Teşhiste adrenal bez fonksiyon testleri, idrar analizleri ve kimyasal profil yapılabilir. Eğer hastalık, adrenal bir tümörden kaynaklanıyorsa o,p-DDD (mitotane) kullanılır ya da cerrahi olarak tümör alınır. Yüksek dozda steroid kullanımından kaynaklanıyorsa ilaç kesilmeli ya da doz düşürülmelidir.
Dönemsel yada mevsimsel allopesi: Kılların büyümesi yılın belirli dönemlerinde dörurur. Bu dönemlerde boyun ve vücudun çeşitli bölgelerinde sınırları belirgin simetrik kıl dökülmesi görülebilir. Deri daha koyu renkli görülebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur. Ancak vitamin takviyesi yapılabilir.
Demodex uyuzu: Demodex soyuna bağlı parazitler sebep olur. Daha çok immun sistemi zayıf hayvanlarda meydana gelir. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, kepeklenme, püstül, ülserler, kaşıntı ve bazen de deri renginde koyulaşma görülür. Teşhis, deri kazıntısı ve mikroskopik muayene sonucuna göre konur.Tedavide steroidler kullanılmaz. Çeşitli antiparaziter ilaçlar ve banyolar (amitraz) yaptırılır. Moksidektin (0.4 mg/kg/gün PO, 40-120 gün), milbemisin oksim (1-2 mg/kg/gün, 80 gün) ya da ivermektin (0.6 mg/kg/gün, 70 gün) kullanılabilir.
Dermatomyositis: Bu hastalığa bazı türler predispozedir ve sebep bilinmemektedir. Dermatomyozitis, travma ve ultraviyole ışınları ile daha da kötüleşebilir. Klinik bulgu olarak deride kızarıklık, kıl dökülmesi, kepeklenme, deride kabuklanma, yüz, kulak ve kuyrukta sıyrıklar ile çene kaslarında atrofi görülebilir. Hastalığın teşhisi, deri biyopsisine göre konur. Hastalığın tedavisinde, hayvanların travma ve ultraviyole ışınlarına maruz kalması minimize edilmelidir. Yine, vit E, yağ asitleri ve kısa süreli prednisone kullanılabilir. Sekonder enfeksiyonlara karşı antibiyotikler kullanılır. Şiddetli vakalar tedaviye cevap vermezler. Bu vakalarda ötenazi düşünülmelidir.
Diyabetes mellitus: Diyabet’li hastalarda immun sistemin bozulması, hayvanları enfeksiyonlara ve deri problemelrine karşı hassas hale getirir. Hasta hayvanlarda deri incelir, kıl dökülmesi, seborrhe ve nüks eden bakteriyel enfeksiyonlar görülür. Diyabeti kontrol altına alınamayan hayvanlarda epidermal metabolik nekrozis ya da xantoma (deride sarı lekeler) oluşur. Hastalığın teşhis açlık kan şekerine ve insülin konsantrasyonuna bakarak konur. Hastalığın tedavisinde diyet, ekzerzis ve duruma göre insülin tedavisi verilir.
İlaç ya da enjeksiyonlara bağlı deri reaksiyonları: Nadiren inhalasyon ve yaygın olarak da oral ya da topikal olarak uygulanan ilaçlar (penisilin, sulfanamid ve sefalosporin) 2 hafta içerisinde deri reaksiyonlarına sebep olabilir. Hayvanlarda, bu reaksiyonlar oldukça değişken olabilir. Klinik bulgu olarak genellikle kıl dökülmesi, kaşıntı, deride kızarıklık, şişlik, papül, kabuklanmalar, ülser ve sızıntılı yaralar görülebilir. Teşhis, anamnez, klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kullanılan ilaç derhal kesilmeli ve semptomatik tedavi yapılmalıdır.
Epidermal metabolik nekrozis ( hepatocutaneous disease, necrolytic migratory erythema): Yaşlı köpeklerin yaygın olmayan bir deri hastalığıdır. Karaciğer hastalığı, diabetes mellitus ve pankreatik tümör bulunan köpeklerde deri lezyonları gelişebilir. Hayvanlarda görülen deri lezyonları olarak kıl kayıplı ülserli alanlar, deride kızarıklık ve kabuklanmalar görülebilir. Ayrıca, böyle hayvanların taban yastıklarında kalınlaşmalar görülebilir. Teşhiste asıl hastalık belirlenmelidir. Hasta hayvanlardan deri biyopsileri alınmalıdır. Esas hastalık tedavi edilmeli ve destekleyici tedavi yapılmalıdır. Prognoz iyi değildir.
Erythema multiforme: Kanser ve diğer hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile enfeksiyonlarda, deride görülen hipersensitivite reaksiyonlarıdır. Reaksiyon olarak kıl dökülmesi, ağız, kulak, kasık ve axilla (koltuk altı) civarında veziküller ile bazen de ülserler görülebilir. Ayrıca, hastalar depresif ve ateşlidirler. Benzer bulgulara sebep olan diğer hastalıklar ekarte edilmeli, anamnez ve deri biyopsisine göre teşhis konulmalıdır. Sebep biliniyorsa ortadan kaldırılmalı ve lezyonlar tedavi edilmelidir.
Östrojen’e cevap veren dermatozis (Ovarian imbalance tip II ): Östrojen yetersizliği ile ilgili dermatoz olayları daha çok kısırlaştırılmış genç köpekler ile Dachshund ve Boxer ırkı köpeklerde görülür. Kıl dökülmesi, hayvanların genital bölgelerinden başlar ve daha sonra vücudun diğer kısımlarına yayılır. Kılların rengi soluklaşır ve hayvanların kıl örtüsü, yavruların kıl örtüsüne (pupy coat) benzer. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve tedaviye verilen cevaba göre konur. Tedavide östrojen verilebilir. Ancak, şiddetli yan etkilerinden (meme ve vulvada büyüme, seborrhea, solunum problemleri ve kansere predisposizyon) dolayı dikkatli olunmalıdır.
Pire alerjik dermatitis’i (Pire ısırık hipersensitivitesi): Pire tükrüğü, bazı hayvanlarda şiddetli reaksiyonlara sebep olabilir. Hassas hayvanlarda yoğun bir kaşıntı, kıl dökülmesi, kızarıklık, papül, kabuklanma ve kepeklenme görülür. Bu durum bazen enfekte olabilir ve sulu dermatitis gelişir. Teşhiste pire ya da pirelerin görülmesi yeterlidir. Tedavide pire kontrolü yapılır. Kaşıntı için antihistaminik ve kortikosteroidler kullanılabilir.
Foliküler distrofi (follucular dystrophy): Kılların büyüme ya da gelişimindeki anormallikleri ifade eder. Bu durum, konjenital olabilir. Bazı türler hastalığa predisposedir. Ancak, bu hastalık enfeksiyonlar, kanser ilaçları, hormonlar ve bazı hastalıklara bağlı olarak sonradan da gelişebilir. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi ve bazı köpek ırklarında da sadece siyah kıllarda dökülme şeklinde görülebilir. Teşhis, anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Kesin bir tedavisi yoktur ve sekonder enfeksiyonlara karşı önlemler alınabilir.
Kıl rengi ile ilgisi olmayan foliküler distrofi/displasi: Bu bozukluk, Siberian husky, Doberman pinscher, Airedale terrier, Boxer, Staffordshire bull terrier, Kıvırcık retriever, Irishwater spanie ve Portuguese water dog ırkı köpeklerde görülür. Bu hastalık, sebebi belli olmayan sınırları belirgin kıl dökülmesi şeklinde görülür. Teşhis, biyopsi sonucuna göre konur ve tedavisi yoktur.
Follkülitis (folluculitis): Follikülitis, kıl folüküllerinin yangısıdır. Enfeksiyona sıklıkla stafilokoklar sebep olur. Hastalığın klinik bulguları daha çok abdomen gibi vücudun az kıllı bölgelerinde görülür. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, püstül, kabuklanma ve bazen de kaşıntı görülür. Teşhis biyopsi ve kültür sonucuna göre konur. Tedavide, en az 10 gün ile 4 hafta arasında antibiyotik kullanılır. Tedaviye cevap vermeyen vakalarda alerjiler ve hormonal imbalans gibi başka sebepler araştırılır.
Gıda alerjileri: Bazı gıda maddelerine karşı görülen alerjik reaksiyonlardır. Klinik bulgu olarak ayakları yalama, kulaklarda yangı, kaşıntı, deride kızarıklık ve kıl dökülmesi görülür. Sekonder enfeksiyonlar ve sulu dermatitis gelişebilir. Teşhis, yiyecek eliminasyon denemeleri ile konur. Tedavide alerjisi olduğu bilinen diyet değiştirilir ve sekonder enfeksiyonlara karşı semptomatik tedavi yapılır.
Granulomalar: granulomalar, enfeksiyonlara bağlı olarak görülebildiği gibi bazı bitkilerde bulunan irritan yabancı materyallara karşı vücudun reaksiyon göstermesi sonucu da görülebilir. Bu granulomalar, bilinmeyen sebeplerle de görülebilir. Değişik büyüklüklerde, sert nodüller şeklindedir. Hayvanlarda kıl dökülmesi, ülserler ve sekonder enfeksiyonlar gelişebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular, biyopsi ve şirurjikal uygulamalar ile konur. Tedavide, nodüller ve yabancı materyal cerrahi olarak alınabilir. Enfeksiyon riskine karşı antibiyotikler kullanılabilir.
Büyüme hormonu (Growt hormon) ile ilgili allopesi: Bir enzim yetersizliğinden mi, yoksa vücuttaki diğer bazı hormonların birikmelerine sebep olabilen adrenal hormonların yetersizliğinden mi kaynaklandığı tam olarak bilinmemektedir. Bu durum, daha çok Pomerian, Chow chow, Keeshonden, Samoyed ve Poodle ırkı köpeklerde gözlenir. Klinik bugu olarak boyun, kuyruk ve butların arkasında kıl dökülmesi ve genellikle iki yaşından küçük köpeklerde deride koyulaşma şeklinde görülür. Teşhiste hormonal kan testleri yapılır. Tedavide hayvan kısırlaştırılır ve büyüme hormonu ilaveleri yapılır.
Gebelik sırasında kıl dökülmesi: Strese bağlı olarak görülür. Bu kıl dökülmesi aynı zamanda hastalık ya da cerrahi işlemler gibi diğer stres yaratıcı durumlarda da görülebilir. Klinik bulgu olarak ani ve çok yaygın kıl dökülmesi görülür. Teşhis anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavi sebebe göre yapılır ve dökülen kıllar tekrar çıkar.
Histiositozis (Histiocytosis): Deriyi etkileyen kötü huylu (malignant) bir kanser türüdür. Nadiren de olsa iç organlarıda etkileyebilir. Bir çok tipi vardır. Ancak, deriyi etkileyen iyi huylu tipleri de vardır. Kötü huylu tipi bulunan vakalarda kıl kayıplı nodüller ve sistemik ülserler görülebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Malignant olanlarda etkili bir tedavi yoktur. Ötenazi düşünülebilir. Kemoterapiye zayıf cevap verirler. İyi huylu olanlarda kortikosteroidler kullanılabilir. Ancak, nüksleri yaygındır.
Hiperöstrejenizm (ovarian imbalance type I): Dişi hayvanlarda nadiren görülen bir hastalıktır. Aşırı östrojen düzeyi ile ilgilidir. Bu durum, daha çok ovaryum kanseri durumlarında görülür. Hayvanlarda klinik bulgu olarak simetrik kıl dökülmesi, kılların kümeler halinde kolayca kopması, deride koyulaşma, meme başları ve vulvada büyüme görülür. Ayrıca, nadiren de olsa kaşıntı ve seborrhea görülebilir. Teşhis anamnez, klinik muayene, kan östrojen konsantrasyonunun belirlenmesi ile kıl dökülmesine sebep olan diğer durumların ekarte edilmesine göre konur. Tedavide hayvan kısırlaştırılır ve metastazları araştırılır.
Hipotiroidizm (Hypothroidism): Tiroid hormon üretiminin azalmasıdır. Köpeklerde deriyi etkileyen en yaygın hormonal hastalıktır. Hayvanlarda klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, deride kuruluk, kılların kolayca kırılması, seborrhea, sekonder bakteriyel ve maya enfeksiyonları, letarji, obesite, kalp vurum sayısının azalması ve deride pigmentasyon değişiklikleri şeklinde görülür. Hastalığın teşhis tiroid fonksiyon testleri ve biyokimyasal profile göre konur. Tedavide hayat boyunca tiroid ilaveleri yapılmalıdır.
Enjeksiyona bağlı allopesi: Her hangi bir ilaç ya da aşı yapıldıktan sonra enjeksiyon tarafında kıl dökülmesi şeklinde görülür. Enjeksiyon tarafındaki deri yangılanır ve kalınlaşır. Kedilerde enjeksiyon bölgesi ülserleşebilir. Enjeksiyondan sonraki birkaç ayda kıl dökülmesi görülebilir ve enjeksiyon bölgesinde hiperpigmentasyon oluşabilir. Teşhis anamnez ve klinik muayene sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur ve hiperpigmentasyon kalıcıdır.
İnterstisyel hücre tümörü: Testislerin tümörüdür ve deride herhangi bir değişikliğe sebep olmayabilir. Ancak nadiren de olsa bazı vakalarda kıl dökülmesi, seborrhea ve perianal bezlerde büyüme gibi bulgular gözükür. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kastarasyon yapılır ve semptomatik olarak da antiseborrheik şampuanlar kullanılabilir.
Kerion: Mantar hastalığının bir komplikasyonudur. Kıl dökülmesi ile birlikte nodüller görülebilir. Teşhis kültür ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide topikal uygulamaların yanında şampuanlar, ketakonazol ve itraconazole uygulamaları yapılır.
Leishmaniasis: Kan hücrelerinde görülen leishmania soyuna bağlı parazitlerin oluşturduğu bir hastalıktır. Bu hastalık, insanlara da bulaşabilir ve çok şiddetli seyreder. Hastalıkta klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, deride kepeklenme, burun ve kulakta ülserler görülür. Ayrıca, bazen nodüller ve deri ile ilgili olmayan diğer bulgular da görülebilir. Teşhis etkenin kanda görülmesi ya da serolojik olarak konur. Hastalığın insanlara bulaşması ve çok kötü seyretmesinden dolayı çoğu ülkede tedavisi yapılmaz ve ötenazi tavsiye edilir.
Bit enfestasyonu: Hayvanlarda bir çok türü ile enfestasyonlara sebep olur. Hayvanlarda kaşıntı, kıl dökülmesi, kepeklenme, kıl örtüsü kaba ve karışık görünür. Teşhis bit ya da sirkelerin görülmesi ile konur. Tedavide pyrethrin, ivermektin ve permethrin (kedilerde kullanılmaz) kullanılabilir.
Malassezia enfeksiyonu: Bu enfeksiyona neden olan etken Malessezia pachydermatitis’dir. Yaygın olarak köpek ve kedilerin derilerinde bulunan bir mayadır. Normalde mayalar, çok az probleme sebep olur. Bununla birlikte, bazı vakalarda Malessezia aşırı ve anormal şekilde üreyerek hastalığa sebep olabilir. Bu maya türü, yaygın olarak sağlıklı köpeklerin kulak kanallarında, anal keselerinde, vagina ve rektumlarında bulunur. Malessezia’nın neden olduğu hastalık, her yaşta ve tüm türlerde görülebilir. Fakat bu hastalık, kedilerde yaygın değildir. Bu hastalığa en hassas türler; Silky, Maltese, West highland white terrier, Chihuahua, Poodle, Shetland sheepdog ve German shepherd ırkı köpeklerdir. Derinin savunma sistemini zayıflatan herhangi bir herediter ya da enfeksiyöz bir hastalık Malessezia enfeksiyonunun oluşmasına izin verir. Bakteriyel bir enfeksiyon, alerji ya da seborrhea gibi bir bozukluk varsa, derinin irrite olmasından dolayı malessezia enfeksiyonu daha kolay gelişir. Hastalığa hassas köpek ırklarında immun sistemin zayıflaması, T-lenfositlerde yetersizliğe sebep olur. Bu hücreler, malessezia mayalarının kontrolünü yapan hücrelerdir. Bu maya enfeksiyonunun klinik bulguları rutubetin yüksek olduğu aylar ve sonbaharda görülür. Bu enfeksiyon, kaşınan deride hemen hemen daima vardır. Köpek kaşınan bölgeyi sürekli yalaması ve bir yerlere sürtmesinden dolayı deri daha fazla travmatize olur. Maya enfeksiyonu olan köpekler pis ve kötü kokarlar. Bu hayvanlarda deri yağlı ve kabuklu bir görünüme sahiptir. Enfeksiyonun sadece burun bölgesinde lokalize olduğu köpekler yüzlerini sürekli bir yerlere sürtebilir ve yoğun şekilde tırmalarlar. Enfeksiyonun ayaklarda olduğu köpekler, sürekli ayaklarını yalarlar. Bu hayvanlarda kıl dökülmesi, kızarıklık, hiperpigmentasyon (derinin koyu renk alması) ve deride kalınlaşma gözükür. Kulak enfeksiyonlu pek çok köpekte, aynı zamanda Malessezia enfeksiyonu da gelişir. Kulaklarında maya enfeksiyonu olan hayvanlar, sürekli başlarını sallar ve kulaklarını tırmalar. Bu maya enfeksiyonunun teşhisi, mikroskopta organizmaların görülmesi ile konur. Lezyonlu bölgeden kazıntı alınır. Organizmayı idendifiye etmek için laboratuar kültürleri yapılabilir. Ancak bu maya türü zaten sağlıklı hayvanlarda da mevcuttur. Bu nedenle kültürde etkenin görülmesi önemli değil, tedaviye verilen cevap önemlidir. Hastalığın tedavisine pek çok açıdan yaklaşılabilir. Hayvanda bakteriyel bir enfeksiyon, alerji ya da seborrhea varsa, bunlar uygun şekilde tedavi edilmelidir. Tedavide, beşeri hekimlikte kullanılan ve benzol peroksit içeren şampuanlar ile ketakonazol içeren preparatlar kullanılabilir. Lokalize enfeksiyonlarda miconazole kremler birkaç hafta boyunca günde iki kez kullanılabilir. Hastalığın şiddetli seyrettiği vakalarda oral ketokonazole ya da itrakonazole birkaç hafta boyunca kullanılabilir. Kulak enfeksiyonlarında, kulak günde 1-2 kez temizlendikten sonra asetik ya da borik asit ile temizlenip kurutulduktan sonra topikal olarak nystatin, thiabendazole yada clomitrazole kullanılabilir. Sonuç olarak malessezia hemen hemen her zaman her köpekte ortaya çıkabilir ve hayvanlarda şiddetli kaşıntıya sebep olur. Bu durum sıklıkla alerjiler ile karıştırılır ve hatalı teşhislere sebep olur. Deri kazıntısı ve mikroskopik olarak teşhis doğrulandığında, tedavisi genellikle başarılıdır.
Pattern allopesi (Sınırlı kellik): Bu allopesinin 3 tipi vardır. Kıl dökülmesi, Dachshund ırkı köpeklerin kulaklarında; American water spaniel ve Portuguese water dog ırkı köpeklerin kuyruk, but ve boyun kısımlarında; Dachshund, Chihuahua, Whippet ve Greyhound ırkı köpeklerin ise butlarının arkası ve abdomenlerinde meydana gelir. Teşhis anamnez, ırk ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur.
Pitutiary dwarfism: Hipofiz bezinin gerekli hormonları üretemediği kalıtsal bir bozukluktur. Yavrularda büyüme yetersizdir. Belirgin kıl dökülmesi ve kaybı vardır. Deride kabuklanma, incelme ve sekonder enfeksiyonlara hassasiyet vardır. Teşhis klinik anamnez ve hormon ölçümlerine göre konur. Hormon tedavisi yapılabilir.
Traştan sonra görülen allopesi: Kıllar kırpıldıktan sonra tekrar büyümez. Bu durum daha çok Huskie ve Chow chow ırkı köpeklerde görülür. Bu bozukluk, cerrahi bir işlem için kesilen kılların tekrar büyümemesi ile anlaşılır. Teşhis anamnez ile konur ve tedavisi yoktur. Kıllar zamanla büyür ancak bu iki yıl kadar bir zamana uzayabilir.
Dekübidal (Decubid) ülserler: Dirsek gibi çıkıntılı kemiklerin üzerinde lezyonlar meydana gelir ve yaygın olarak büyük cüsseli yatan köpeklerde meydana gelir. Lezyonlar öncelikle kızarıklık ve kıl kayıplı bölgeler şeklinde başlar. Daha sonra bu alanlarda ülserler oluşarak enfekte olabilir. Teşhis klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kılları dökülen ve ülserleşen bölge temizlenir. Burasının idrar ile temasını önlemek için koruma altına alınır. Bölgeye antibiyotikli bandajlar uygulanabilir. Ayrıca, bazı vakalarda şirurjikal tedavi gerekebilir. Aynı tarafına yatan hayvanların yönü her 2 saatte bir değiştirilerek dekübit yaralarının gelişmesi önlenebilir.
Ringworm: Pek çok mantar türü tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. Hayvanlarda kıl dökülmesi, deride kepeklenme, kabuklanma, püstül, vezikül ve bazende kaşıntı görülebilir. Sürekli kaşıntı sonucu gelişen nodüller “kerion” olarak bilinir. Teşhis kültür sonucuna göre konur. Tedavide antifungal ilaçlar ( flucaanazole, itraconazole, griseofulvin) kullanılır.
Sarkoptik (Sarcoptic) uyuz: Sarkoptes mayt (mite)’larının sebep olduğu bir hastalıktır. Hayvanlarda aşırı kaşıntı, kendi kendilerini yaralama, kıl dökülmesi, papül, kabuklanma ve kepeklenme gibi bulgular görülür. Teşhis deri kazıntısı ve mikroskobik muayene sonucu konur. Ancak, mayt’lar çok zor görülebilir. Tedavide amitraz (mitaban) ile banyolar ve ivermektin kullanılabilir.
Schnauzer comedo syndrom: Yaygın olmayan bir bozukluktur. Bu hastalık, sadece Miniature schnauzer ırkı köpeklerde görülür. Bu bozuklukta, hafif kaşıntı ve omurga boyunca siyah noktalar görülür. Hastalık için bu köpek ırkının genetik hassasiyeti vardır. Hayvanların sırt bölgesinde siyah kabuklu şişlikler görülür. Belli bölgelerde kıl dökülmesi belirgindir. Deride kalınlaşma ve kırmızılık görülebilir. Bazı köpeklerde deri yağlı ve kötü kokulu bir hal alır. Bu hastalık, her ne kadar hayvanın hayatını tehdit eden bir durum değilse de kötü koku ve görüntüye sebep olduğu için önemlidir. Teşhis ırk, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide, bu hastalığın kontrolü amaçlanır. Hastalık hayvanın hayatını değişen derecelerde etkiler. Benzol peroxid gibi medikal şampuanlar haftalık düzenli olarak kullanılır. Eğer, sekonder bakteriyel enfeksiyon gelişirse antibiyotik verilebilir. Bu uygulama, hastalığın başarılı şe kilde kontrol edilmesini sağlar.
Sebaseus (sebaceous) adenitis: Bu problemde yağ bezleri tahrip olmuştur ve sebebi bilinmemektedir. Hastalık kısa-kıllı ırklarda daha çok görülür. Klinik bulgu olarak belirgin dairesel kıl dökülmesi ve hafif kabuklanma görülür. Uzun-kıllı ırklarda ise daha geniş alanlarda kıl dökülmesi ve kabuklanmalar görülür. Kıllar yerlerinden kütleler halinde kolayca çıkar. Hastalarda kaşıntı görülebilir. Teşhis klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide antiseborrheik şampuanlar, yağ asit ilaveleri, şiddetli vakalarda steroidler ve retinoidler (sentetik A vitamini) kullanılabilir.
Seborrhea: Derinin ince bir tabaka halinde yağla kaplanması durumudur. Deri hücrelerinin (keratinocyte) anormal şekilde tahrip olması ve ölü keratin tabakası ile kaplanması durumudur. Normal şartlarda derideki hücreler sürekli ölür ve yerine yenileri yapılır. Bu yeni hücreler derinin daha derin kısımlarında ölen hücrelerin yerlerine geçerler. Bu nedenle, daha derin katmanlardan yüzeye doğru sürekli bir göç olduğu için yüzey kısımlarında keratinizasyon (keratin; ölü hücreler) vardır. Bu göç genellikle 3 haftada gerçekleşir. Ancak, bu siklus, seborrhea durumunda değişir ve günlerle ifade edebileceğimiz bir şekilde çok hızlanır. Bu nedenle de derinin yüzeyinde ölü deri hücresi olan keratin birikir. Bu keratin tabakası, derinin yüzeyinde ince tabaka halinde yağla kaplanmış gibi göründüğünden seborrhea ismi ile anılmaktadır. Yağ bezi sekresyonlarının özellik ve miktarında değişiklikler olabilir. Yağ bezleri kıl folüküllerine yakın bulunur. Bu bezlerin normal fonksiyonları derinin daha yağlı görünmesine sebep olur. Seborrhea, sebebine göre ikiye ayrılır. Primer seborrhea, genetik orjinlidir. Sekonder seborrhea ise alerjiler, parazitler, beslenme bozuklukları ve hipotiroidizm gibi endokrin bozukluklarda görülür. Seborrhea sicca ya da kuru seborrhea sadece derinin pul pul dökülmesi şeklinde görülürken, seborrhea oleasa ya da yağlı seborrhea ise derinin yağla kaplanmış gibi görünmesine sebep olur. Seborrheic dermatitis ise deride yağlanma ve kepeklenme ile karakterize deri yangısıdır. Hayvanlarda kıl dökülmesi ve kepeklenme gibi bulgular görülür. Bazı vakalarda kulaklar da yangılanabilir. Kıllar aşırı yağlı ve kötü kokuludur. Tedavide semptomlar kontrol altına alınmaya çalışılır. Sekonder vakalarda esas hastalık tedavi edilir. Semptomatik tedavi olarak özel medikal şampuanlar ile banyo tavsiye edilir. Şampuan seborrhea’nın tipine (sicca ya da oleasa) seçilmelidir. Şampuanların etkinliğini artması için hayvanın tıraş edilmesi tavsiye edilir. Yine deride maya ya da bakteriel enfeksiyonlardan şüpheleniliyorsa, bunlar da uygun şekilde tedavi edilmelidir.
Sertoli hücre tümörleri: Orta yaşlı köpeklerde testislerin tümörüdür. Hayvanlarda deri bulguları olarak kıl dökülmesi, deride pigmentasyonun artması ve prepisyum (penis kılıfı)’un kızarması gibi bulgular görülür. Tedavide kastrasyon tavsiye edilir.
Solar dermatitis: Özellikle pigmentsiz deride güneş ışığına karşı oluşan deri reaksiyonudur. Bu problem yaygın olarak Collie, Sheltie ve benzer ırk köpeklerin burunlarında görülür. Özellikle beyaz kulaklı kedilerin kulaklarının uç ve kenar kısımlarında güneş yanıkları gelişebilir. Yine, Collie ve Shetland sheepdog gibi köpek ırklarının pigmentsiz burun bölgelerinde “Collie nose” ya da “solar dermatitis” adı verilen yangı görülür. Bu durum, gerçekte güneş ışınlarına karşı derinin hipersensitivite reaksiyonudur. Bazı köpeklerin vücudundaki kılların çok kısa kesilmesi ya da değişik sebeplerle seyrek kıllı hayvanlarda, güneş ışığına direk maruz kalan yerlerinde güneş yanıkları gelişebilir. İnsanlarda olduğu gibi köpek ve kedilerin de uzun süre ve direk güneş ışığına maruz kalması durumunda deri kanserine yakalanma riski yüksektir. Bu nedenle, güneş yanığından korunma ziyadesiyle önemlidir. Hayvanlarda klinik bulgu olarak kızarıklık, kıl dökülmesi, burun ve kulaklarda kepeklenme, kabuklanma ve ülserler gelişebilir. Teşhis anamnez, ırk, klinik muayene ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide çok fazla güneşe çıkarılmama ve koruyucu kremler kullanılmalıdır.
Kuyruk kesimi neuroması: Hayvanların kuyrukları kesildikten sonra oradaki sinir tekrar büyür ve semptomlara sebep olur. Klinik bulgu olarak kesilen kuyruk bölgesinde nodüller, kaşıntı, kıl dökülmesi ve kesilen bölgenin sürekli yalanma isteği ile hiperpigmentasyon görülür. Teşhis anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavisinde oluşan nodüller şirurjikal olarak alınır.
Kuyruk bezi hiperplazisi: Bu bozukluk, kuyruk köküne yakın yağ bezlerinde büyüme şeklinde görülür. Daha çok kısırlaştırılmamış köpeklerde ve sekonder olarak da hipotiroidizm gibi başka bir hastalığı bulunan köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak yağlı bir bölge, kıl dökülmesi, kabuklanma ve bezin üzerindeki bölgede hiperpigmentasyon şeklinde görülür. Teşhis klinik bulgulara göre konur. Tedavide kastarasyon ve başka bir hastalığı varsa onun tedavisi yapılabilir.
Testesteron yetersizliğine bağlı dermatozis (Hypoandrogenism): Yaygın olarak yaşlı ve kısırlaştırılmış köpekler ile Afgan ırkı köpeklerde görülür. Kıllarda matlaşma, deride pul pul dökülme, kuru kıl örtüsü, seborrhea ve ilk olarak genital bölgeden başlayan ve daha sonra gövdeye yayılan bir kıl dökülmesi vardır. Teşhis klinik muayene, anamnez ve tedaviye verilen cevaba göre konur. Tedavide testesteron takviyesi yapılır.
Vitamin A’ya cevap veren dermatozis: Gerçekte vitamin A yetersizliğine bağlı olmayabilir. Fakat, diyette vitamin A’nın artırılmasına cevap verir. Bu durum daha çok Cocker spaniel’lerde görülür. Klinik bulgu olarak seborrhea, kötü koku, kılların yerlerinden kolayca çıkması, ayakların taban yastıklarında kalınlaşma, göğüs ve karın bölgesinde (özellikle meme bölgesi) kabuklanmalar görülür. Teşhis klinik bulgular, ırk ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide hayat boyunca vit A tedavisi yapılır.
Çinko yetersizliğine bağlı dermatozis: Bu dermatozların 3 tipi vardır. Tip-1 ; Huskie ve Malamete’lerde, Tip-2; büyük cüsseli ırkların hızla büyüyen yavrularında ve tip-3; English bull terrier’lerde görülür. Klinik bulgu olarak deride kepeklenme, kabuklanma, kızarıklık, kıl dökülmesi ve bazen de deride yağlanma görülür. Böyle hayvanlarda sekonder bakteriyel enfeksiyonlar yaygındır. Teşhis anamnez, ırk, fiziksel muayene ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide diyet yeniden düzenlenir ve çinko ilaveleri ile medikal şampuanlar kullanılır.Eğer sekonder enfeksiyondan şüpheleniliyorsa tedavi edilmelidir.
Kedilerde Tüy Dökülmesinin (Allopesi) Nedenleri
Kedilerde tüy dökülmesine sebep olabilen birçok hastalık ya da durum vardır. Tüy dökülmesi, bazı durumlarda normal olabildiği gibi bazen de çok ciddi bir hastalığın yansıması olarak görülebilir.
Alerjik ve irritan maddeler ile temas dermatitis’i : Deride bazı antibiyotiklere karşı alerjik reaksiyonlar ve kontakt dermatitis gelişebilir. Bu durum, her hayvanda görülmeyebilir. Yine bazı hayvanlarda nikel gibi metallere, slikon, yün ve plastik gibi materyallar, boya ve halı şampuanı gibi kimyasallar ile sarmaşık toksini gibi irritan maddeler, deride alerjik reaksiyonlara ve kontakt dermatitis’e sebep olabilir. Klinik bulgu olarak alerjen maddenin deriye temas ettiği bölgede kaşıntı, kızarıklık ve küçük şişlikler görülür. Bu bölgedeki tüyler dökülebilir. Alerjen madde ve irritasyonun uzun süre devam etmesi sonucu görülen kronik vakalarda, deride kalınlaşma, renk değişikliği, tüy dökülmesi ve kaşıntı görülebilir. Teşhis anamnez, alerjen ya da irritan maddenin tespiti ve klinik bulgulara göre konur. Tedavide alerjiye sebep olan kimyasal ajan ya da irritanlar temizlenmeli ve problem çevre ile ilişkili ise hayvan derhal oradan uzaklaştırılır. Kontakt dermatitis’in oluştuğu bölgeye steroidli ve antihistaminik’li pomatlar sürülür.
Allopesia areata: Allopesia areata’nın otoimmun bir bozukluk olduğu düşünülmektedir. Özellikle baş, boyun ve vücutta bölgesel tüy dökülmesi vardır. Ancak kaşıntı yoktur. Teşhis tüylerin mikroskopik muayenesi ve deri biyopsisine göre konur. Kesin bir tedavisi yoktur ve spontan iyileşmeler görülebilir.
Apokrin (apocrin) ter bezi kisti: Bu bozukluk, kedilerde nadiren görülür. Klinik bulgu olarak tek, yuvarlak, düz ve üzeri tüysüz nodüller oluşur. Bu nodüllerin içerisi sıvı ile doludur ve daha çok baş, boyun ve bacaklarda görülür. Teşhis klinik muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavi isteğe bağlıdır. Nodüller cerrahi olarak alınabilir.
Atopy (Alerjik inhalant dermatitis): Atopi küf, polen ve toz gibi alerjenlerin inhakasyonu sonucu meydana gelen yoğun kaşıntılı bir deri problemidir. Atopi, nadiren de olsa alerjenin deriden emilimi ya da oral alınımı sonucu da meydana gelebilir. Bu durum, mevsime bağlı olabildiği gibi mevsime bağlı olmadan da gelişebilir. Kedilerde “atopik dermatitis” de görülebilir. Fakat bu hastalık, kedilerde ziyadesiyle düşük yoğunlukta görülür. Kedi ve insanlardaki atopik dermatitis arasında bazı benzerlikler olmasına rağmen, kedilerde bazı klinik farklılıkları vardır. Son 10 yıl içerisinde, kedilerin pururitik (kaşıntılı) deri hastalıkları ile ilişkili olarak deri ya da dolaşımda çevresel antijenler için spesifik IgE belirlenmiştir. Birçok klinik sendrom “feline atopy” ya da “feline atopic dermatitis” genel terminolojisi altında gruplandırılmıştır. Ancak, bu sendromların, gerçekte insan ve köpeklerde tanımlandığı gibi atopik dermatitis ile direk ilişkili olup olmadığının belirlenmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Feline atopik dermatitis (feline AD), aynı insan ve köpeklerdeki atopik dermatitis gibi genetik ve kalıtsal eğilime sahiptir. Kedilerdeki atopik dermatitis’in kesin insidansı bilinmemektedir. Ancak, kedilerdeki pire alerjik dermatitislerinden sonra en fazla görülen ikinci alerji olduğuna dair görüşler vardır. Feline atopik dermatitis’ sebep olarak çevresel antijenlere karşı aşırı IgE ve IgG cevabının olması gösterilmektedir. Köpeklerde, alerjen-spesifik IgE ölçümleri faydalıdır. Ancak, bu ölçümlerin, normal ve atopi’li kediler arasındaki ayrımın yapılmasında yardımcı olmadığı belirlenmiştir. Feline atopik dermatitis’te oluşan lezyonların mekanizmasında dentritik hücrelerin (dentritic cells) rol oynadığı belirlenmiştir. Çünkü, lezyonlu deri bölgesinde epidermal dentritik hücrelerin sayısında artış görülür. Yine atopik dermatitis’li kedilerde T-hücrelerin sayısında da önemli artış belirlenmiştir. Feline atopik dermatitis’in şiddetlenmesinde çevresel antijenlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Ev tozlarındaki mayt’lar, kedilerdeki en yaygın alerjenlerdir. Atopik dermatitis’li kedilerin %80’inden daha fazlasında bu mayt’lardan Dermatophagoides farinae’ye karşı IgE belirlenmektedir. Feline AD’te gıda alerjilerinin tam olarak rolü bilinmemektedir. Genç kediler, feline atopik dermatitis’e karşı predisposedir. Bu bozukluğun başlıca bulgusu kaşıntıdır. Klinik bulgu olarak görülen kaşıntının (pururitis) dağılımı, derideki mast hücre dağılımı ile ilişkili olabilir. En yüksek mast hücre sayısı, kulakların kaudal yüzü ve çenededir. Atopik dermatitis’li kedilerde, kaşıntı ve tüy dökülmesinin yanında “eosinophilic granuloma complex” olarak adlandırılan ağrısız ülser, eosinofilik granuloma ve eozinofilik plaklar şeklinde kedilere özel deri lezyonları gelişebilir. Bu bulgular, insan ve köpeklerde görülen bulgulardan farklıdır. Bunun yanında, atopik dermatitis’li kedilerde milier dermatitis de görülebilir. Atopik dermatitis’li kedilerde insan ve köpeklerden farklı olarak sekonder deri lezyonları nadiren gelişir. Özetle, kedilerin AD’lerinde ayakların yalanması, kulaklarda yangı, kaşıntı, kızarıklık ve tüy dökülmesi görülür. Sık olmasa da bazı vakalarda enfeksiyon ya da yaş dermatitis ( hot spot) görülebilir. Teşhis, intradermal ya da serolojik kan testleri ile konur. Tedavide kedilerin alerjene maruz kalması ortadan kaldırılmalı ya da minumuna indirilmelidir. Ayrıca steroidler, yağ asit ilaveleri, biotin, antihistaminikler, şampuanlar ve immunoterapi yapılabilir.
Pyoderma: Pyoderma, derinin bakteriyel enfeksiyonudur. Köpeklerde çok yaygın ve kedilerde ise daha az yaygın olarak görülür. Bu bozukluk, sıklıkla sekonder olarak da meydana gelir. Pyoderma’ya en sık Staphilococus türleri, daha az yaygın olarak da E.coli bakterisi sebep olur. Hayvanlarda birçok risk faktörü pyoderma gelişimine zemin hazırlar. Bu risk faktörleri olarak aşırı tımar ya da taramaya bağlı travma, pire ya da uyuz etkenleri gibi parazitler, gıda, kontakt ya da herediter alerjiler, hipotiroidizm gibi hormonal bozukluklar ve immun sistemin zayıflaması sayılabilir. Ayrıca, kısa tüylü, kıvrımlı ya da sertleşmiş bir deriye sahip hayvanlar, pyoderma gelişimine predispozedir. Hastalık sıklıkla deride ufak kızıl isilikler şeklinde başlar. Bu isilikler genellikle gövde, çene, burun üzeri ve ayaklarda görülür. Yine tüm vücudu etkileyecek düzeyde generalize de olabilir. Deri lezyonları aniden başlayabilir ya da dereceli olarak gelişebilir. Kaşıntı, bazı vakalarda görülebildiği gibi bazı vakalarda da görülmeyebilir. Eğer pyoderma, alerji gibi bir sebebe bağlı olarak görülürse, lezyonlar görülmeden önce kaşıntı oluşabilir. Deri üzerindeki kızarık kabartılar ya da lezyonlar, küçük şişlikler ve irin ya da kan dolu sivilceler şeklinde görülebilir. Bunlar, deride kabuklu ve döküntülü renksiz lekeler şeklinde bulunabilir. Deri yangılıdır ve tüy dökülmesi görülür. Hastalığın temelinde hormonal bir bozukluk yatıyorsa, deri problemlerinin yanında aşırı susuzluk hissi, aşırı ürinasyon, sarkık karın, letarji ve kilo gibi problemlerde görülebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular, deri biyopsisi, kan ve hormonal testlere göre konur. Rutin laboratuar testleri olarak tam kan sayımı ve kan biyokimyası yapılmalıdır. Deri kazıntısı mikroskobik olarak muayene edilebilir. Şiddetli generalize pyoderma’lı hayvanlar hariç, diğerleri ayakta tedavi edilir. Hastalara gerek görülürse intravenöz (IV) sıvı tedavisi ya da diğer medikal uygulamalar yapılır. Hayvanların günlük banyoları yaptırılır. Alerjiden şüpheleniliyorsa, hipoallerjik bir diyete geçilir. Hayvanlara iyi dengelenmiş yüksek kalitede diyetler verilmelidir. Pyoderma’lı hayvanlar birçok antibiyotik ile tedavi edilebilir. Bazı antibiyotikler kusmaya sebep olabildiği için bu yan etki göz ardı edilmemelidir. Hastalığın şiddetine göre antibiyotik tedavisi 10 gün ila 1 ay arasında devam edilir. Antibiyotik tedavisi yanında medikal şampuanla banyolar, lezyonların daha kolay iyileşmesine ve kaybolmasına yardım eder. Yine medikal şampuanlar ile rutin banyolar, nükslerin önlenmesine yardımcı olur. Pyodermalı havyalarda prognoz değişkendir. Eğer tedavi dikkatli ve etkili yapılırsa prognoz iyidir. Aksi taktirde nüksler çok sık gözlenir.
Kemoterapi: İnsanlarda olduğu gibi kedilerde de kemoterapilere bağlı tüy dökülmesi görülebilir. Bu durum hayvan sahipleri için çok can sıkıcıdır. Kemoterapi alan kedilerde aşırı tüy dökülmesi görülerek hayvanlar koruyucu tüylerini kaybederler. Ayrıca, kedilerde bıyıklar da kaybolabilir. Teşhis anamneze göre konur. Tedavisi yoktur. İlaç tedavisi kesildikten sonra tüyler tekrar büyür. Yeni çıkan tüyler, farklı renk ve yapıda olabilir.
Cheyletiella uyuzu (tavşan uyuzu): Şeyletiella (Cheyletiella) mayt’larının neden olduğu hastalık, sıklıkla “yürüyen kepek ya da konak” olarak da bilinir. Enfekte bir kedi, köpek ya da tavşan, çok yakından gözlendiği takdirde deri üzerinde hareket eden konakların görülmesi muhtemeldir. Bu hareketlere, kepeğin altındaki maytlar sebep olur. Bu mayt’lar genellikle her hangi bir klinik bulguya sebep olmazlar. Şeyletiella mayt’larının hayat sikluslarının detayları bilinmemektedir. Ancak, hayat sikluslarını sadece bir konakçıda tamamladıkları tahmin edilmektedir. Yetişkin maytlar, hayvanlar arasında direk temas ile yayılır. Mayt’lar günlerce canlı kalır ve çevreyi kontamine ederek (yatak gibi) diğer hayvanlara geçer. Bunlar, deride irritasyona sebep olur. Hayvanlarda önemsiz tüy dökülmesi, kepeklenme, kaşıntı ve muhtemelen de bazı deri bölgelerinde kalınlaşmalara sebep olurlar. Teşhis, hayvan üzerindeki mayt’ların görülmesi ile konur. Maytların daha iyi görülebilmesi için mercekler kullanılabilir. Yine kepek, tüy, kıl ya da deri kazıntısının mikroskop altında incelenmesi ile teşhis konabilir. Tedavide pirelere karşı yaygın olarak kullanılan insektisitler (pyrethrin ve oranophosphat) şeyletiella’ları öldürür. Permethrin, tavşan ve kedilerde kontrendikedir. Kediler için kullanılan insektisitler, genellikle tavşanlar için de güvenle kullanılabilir. Bu maytlar ile enfestasyonlarda, tedavi amacıyla kalsiyum sülfür banyoları ve ivermektin enjeksiyonları da yapılabilir.
Konjenital hipotrkozis: Bu bozukluk, tüylerin doğmasal olarak normalden daha az olmasını ifade eder. Hayvanlar tüysüz ya da az tüylü olarak doğarlar. Az tüylü doğanlar da 4 aylık oluncaya kadar tüm tüylerini kaybederler. Teşhis klinik muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur.
Cushing (kuşing) hastalığı (hiperadrenokortisizm): Bu bozukluk, vücuttaki kortikosteroidlerin artması sonucu meydana gelir. Vücutta kortikosteroid artışı, endojen olarak görülebildiği gibi yüksek dozda kortikosteroid kullanımının yan etkisi olarak ya da uzun süreli kortikosteroid tedavisine bağlı olarak gelişir. Klinik bulgu olarak tüy dökülmesi, derinin incelmesi, hiperpigmentasyon, derinin kolayca zedelenmesi ya da yaralanması, seborrhea, komedon (comedone; siyah noktalar), letarji, su içme isteği ile birlikte ürinasyonun artması ve sarkık karın görülür. Teşhiste adrenal bezlerin fonksiyon testleri, idrar analizleri ve biyokimyasal profil yapılmalıdır. Eğer hastalık, glandüler bir tümöre bağlı ise o,p-DDD (mitotan) yapılır. Ya da tümör cerrahi olarak alınır. Eğer hastalık yüksek dozda steroid kullanımına bağlı olarak gelişmiş ise steroid kullanımı yavaş yavaş kesilmelidir.
Demodektik uyuz: Demodex soyuna bağlı etkenler köpek ve kedilerde uyuza sebep olur. Ancak, hastalık köpeklerde yaygın iken, kedilerde daha az yaygındır. Hastalığın köpeklerdeki bulguları ile kedilerde görülen bulgular birbirine benzerdir. Kedilerde demodicosis’e Demodex cati sebep olur. Bu mayt, tüm yaş ve ırktaki kediyi etkiler. Ancak, Burmese ve Siamese ırkı kedilerde daha sıklıkla hastalığa sebep olur. Hastalığın kedilerde lokalize ve generalize olmak üzere başlıca iki formu vardır. Lokalize form daha yaygındır. Bu formda tüy dökülmesi, göz kapağı, baş, kulaklar ve boyun derisinde kabuklanma gibi bulgular görülür. Lezyonlar kaşınabilir, kızarabilir ve irrite olabilir. Hastalığın generalize formunda da benzer lezyonlar görülür. Ancak bu formda, vücut ve ayaklarda etkilenir. Hastalığın generalize formu sıklıkla immun sistemi bozan başka bir hastalığın sonucu olarak görülür. Generalize demodicosis gelişen kedilerde, feline leukemia, feline immun deficiency virus, diabetes mellitus ve immun depresyona sebep olan diğer hastalıklar bakımından dikkatle muayeneleri gerekir. Hastalığın teşhisi çoğunlukla lezyon bölgesinden alınan kazıntının mikroskobik muayenesine göre konur. Kedilerde bulunan etken, köpeklerdekinden daha kolay gözükür. Hastalığın tedavisinde birçok seçenek vardır. Lokalize formda, dilüe amitraz topikal olarak kullanılabilir. Ayrıca, kalsiyum sülfür içeren banyolar ya da carbaryl içeren şampuanlar etkili bir şekilde kullanılabilir. Yine oral ivermektin, hastalığın tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Hastalığın generalize formunun bulunduğu vakalarda, çeşitli diagnostik testler yapılarak primer hastalık belirlenmeye çalışılır. Öncelikle belirlenen primer hastalık tedavi edilir ve lezyonlar için de amitraz banyolar ve ivermektin kullanılabilir. Ayrıca, bazı vakalarda sekonder bakteriyel enfeksiyonlara karşı antibiyotikler kullanılmalıdır. Demodicosis’li vakalarda steroidler kullanılmaz.
Enjeksiyon ya da ilaca bağlı tüy dökülmesi: İnhalasyon, oral ya da topikal olarak ilaç uygulanması gibi durumlarda nadiren de olsa deri reaksiyonları görülür. Bu reaksiyonlar daha çok penisilin, sulfonamid ve sefalosporin kullanılması sonucu görülür. Reaksiyonlar genellikle ilaç uygulamasını takiben iki hafta içerisinde meydana gelir. Klinik bulgu olarak tüy dökülmesi, kaşıntı, kızarıklık, şişlik, papül oluşumu, kabuk ve ülserler şeklinde görülür. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide, kullanılan ilaç derhal kesilmeli ve tedaviye semptomatik olarak devam edilmelidir.
Erithema multiforme: Enfeksiyon ya da ilaçlara karşı oluşan hipersensitivite reaksiyonlarıdır. Bu tip lezyonlara, kanser ya da başka hastalıklarda sebep olabilir. Klinik bulgu olarak tüy dökülmesi, göze benzer yuvarlak lezyonlar (bull’s eye), ağız, kulak, kasık ve koltuk altında veziküller görülür. Bu lezyonlar, bazen ülserleşebilir. Depresyon ve ateş görülebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular, aynı lezyonlara sebepolan hastalıkların elimine edilmesi ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide sebebin ortadan kaldırılması amaçlanır.
Fasial (preaurikular) allopesi: Bu bozukluk, göz ve kulaklar arasındaki tüy yoğunluğunun azalması şeklinde görülür. Genellikle 14-20 aylık kedilerde oluşur. Bu hastalıktan daha çok kısa ve koyu renkli tüye sahip kediler etkilenir. Herhangi bir deri hastalığı olmadığı müddetçe müdahale yapılmaz ve normal olduğu kabul edilir.
Felin endokrin allopesi: Bu hastalık nadiren görülür ve sebep belli değildir. Klinik bulgu olarak butların arkası, abdomen ve genital bölgede simetrik tüy dökülmesi görülür. Tüyler, yerlerinden kolayca çıkar ve kaşıntı yoktur. Teşhis deri biyopsisi ve tüy dökülmesine sebep olan diğer hastalıkların elimine edilmesine göre konur. Hastalığın tedavisi yoktur.
Pire alerjik dermatitis’i: Bu hastalık, kedilerde en yaygın görülen alerjik dermatitis’dir. Hastalığa pire ısırığı ve özellikle de tükürüğü sebep olur. Pire alerjik dermatitis’i çok kaşıntılıdır. Hayvanları sekonder deri enfeksiyonlarına karşı predispoze eder. Normalde, pire alerjik dermatitis görülen kedilerin üzerinde çok az sayıda pire bulunur. Çünkü kediler kendilerini aşırı şekilde tımar eder ve pirelerin çoğunu elimine ederler. Bununla birlikte, çok az sayıda pire ısırığı, hastalığa ve kedide kaşıntıya sebep olur. Bazı kediler, pire alerjik dermatitis’ine karşı daha hassastır. Pireler 6-12 aylık hayatları boyunca kan emerler. Bu yaşam süresine çevresel şartlar tesir eder (1-3 haftadan, 1 yıla kadar değişir). Pireler için optimal şartlar %75-85 nem ve 23-27 ºC çevre ısısıdır. Rutubet ısıdan daha önemlidir. Yetişkin pireler, hayatlarının büyük kısmını konakçı üzerinde geçirir. Klinik bulgu olarak hayvanlarda şiddetli kaşıntının yanında kuyruk ve butların iç yüzeyi ile arka ve ön bacaklarını ısırma hareketi görülür. Hayvanların kendilerini ısırmaları sonucu sızıntılı lezyonlara sebep olabilirler. Kalça ya da yüzde sıyrıktan daha şiddetli deri hasarı ve sulu dermatitis görülebilir. Kedilerde kaşıntı ve tırmalamanın en yaygın sebebi pire alerjik dermatitis’dir. Ancak, benzer bulgulara diğer sağlık problemleri de (gıda alerjisi, atopy, lokal deri lezyonlarına sebep olan durumlar, travma, sarkoptik uyuz, cheyletiellosis, otitis externa, primer keratinizasyon bozuklukları) sebep olabilir. Bazı hayvanlar, birden daha çok hastalığa sahip olabilir. Örneğin pire ısırığına bağlı hayvanın kendisini tırmalama ve ısırması “hot spot” olarak bilinen akut sulu dermetitise ve sekonder bakteriyel deri lezyonlarına dönüşebilir. Pire alerjisinin teşhisi anamnez, klinik bulgular ve pirenin görülmesi ile konur. Pire alerjilerinin tedavisinde pire ısırmasının önlenmesi, sekonder deri enfeksiyonlarının tedavisi ve kaşıntının azaltılması esas alınmalıdır. Tedavinin en önemli kısmını pireler ile mücadele (pire tasması, selamektin) oluşturmalıdır. Pire alerjisinin tetiklediği sekonder enfeksiyonlar için antibiyotikler ve antifungal ilaçlar kullanılabilir. Kaşıntının azaltılması için steroidler ve antihistaminikler kullanılarak kedinin rahatlatılması amaçlanmalıdır.
Follikulitis (folliculitis): Bu hastalık, kıl folüküllerinin enfeksiyonudur. Semptomlar genellikle baş, boyun ve yüzde oluşur. Klinik bulgu olarak kıl folüküllerinin püstülleşmesi ve daha sonra bunların açılarak kabuklanması görülür. Teşhis deri kazıntısı, kültür ve biyopsi sonucuna göre konur. Hayvanda FIV veya alerji gibi problemler araştırılır. Tedavide 3-4 hafta antibiyotik kullanılır. Hayvanda başka bir hastalık varsa tedavi edilir.
Gıda alerjisi: Bu bozukluk, diyetteki bazı gıdalara karşı alerjik reaksiyonların oluşmasıdır. Klinik bulgu olarak ayakların yalanması, kulaklarda yangı, kaşıntı, kızarıklık ve tüy dökülmesi görülür. Bazı vakalarda “hot spots” olarak bilinen sulu dermatitis gelişebilir. Teşhis gıda eliminasyon denemeleri ile konur. Tedavisi diyet değiştirilerek yapılır.
Granulomalar: Granulomalar, enfeksiyonlardan dolayı görülebilir. Bu bozukluk, yabancı materyallara (bazı irritan bitkiler ve yabancı materyaller), sürekli irritasyon ya da bazı bilinmeyen durumlara karşı vücudun reaksiyon göstermesidir. Klinik bulgu olarak değişik hacimli sert nodüller görülür. Bunlar, yabancı cisimden dolayı fistülleşebilir. Tüy dökülmesi, ülserler ve sekonder enfeksiyonlar oluşabilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Nedenin araştırılması için deneysel cerrahi işlem yapılabilir. Tedavide yabancı cisim (bitki materyali) belirlendi ise cerrahi olarak alınır. Enfeksiyon ihtimaline karşı antibiyotikler kullanılır. Başka bir hastalığın sonucu olarak şekillendi ise primer hastalık tedavi edilir.
Gebelik yada emzirme döneminde tüy dökülmesi: Gebelik, süt emzirme dönemi, hastalık ya da cerrahi işlemler gibi aşırı stres oluşan dönemlerde tüy dökülmesi görülebilir. Hayvanlarda klinik bulgu olarak ani ve yaygın tüy dökülmesi görülür. Teşhis anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavide bilinen başka bir hastalık varsa tedavi edilir. Dökülen tüyler stresin ortadan kalkması ile tekrar büyürler.
Hipertroidizm (aşırı aktif troid bezleri): Troid bezi, boyunda trachea’nın her bir kenarında küçük iki loptan oluşmaktadır. Bu bezler, thyroxin ( T4) ve küçük miktarlarda da diğer bir hormon olan T3 üretilir. Bu hormonlar, vücudun metabolizmasını düzenler ve vücuttaki her sistemi etkiler. Tiroid hormonun üretimi, troid stimüle eden hormon (TSH) adı verilen bir hormon tarafından kontrol edilir. TSH, beynin tabanında bulunan hipofiz bezinde üretilir. Hipertroidizm, yaşlı kedilerin çok yaygın bir endokrin bozukluğudur. Hastalığın sebebi, troid bezinden hormon üretiminin artmasıdır. Kedilerde bu hastalığın insidansı, sebebi kesin olarak bilinmemekle beraber son 25 yılda belirgin şekilde artmıştır. Ancak, beslenme şekli ve besinlerdeki girdiler, immunolojik faktörler ve çevresel faktörler gibi birçok faktöre bağlı olabileceği düşünülmektedir. Hipertroidizm ile ilişkili klinik bulgular oldukça çarpıcıdır ve hayvan oldukça ciddi hastalık belirtileri gösterebilir. Bununla birlikte, hipertroidizm’li vakaların çoğu tedavi edilebilir ve çoğu da tamamen sağlığına kavuşur. Troid hormonlar, vücudun metabolik olaylarında önemli role sahiptir. Hipertroidizm’li hayvanlarda metabolik aktivite oldukça hızlanır. Bu nedenle hayvanın iştahı artmasına rağmen tipik olarak kilo kaybı gözlenir. Vakaların önemli bir kısmında, troid hormon konsantrasyonundaki artış, benign (non-kanseröz) değişikliklerden dolayıdır. Bu değişikliklerden her iki troid bezi de etkilenir. Ancak, bezlerden birisi, diğerine göre daha şiddetli etkilenmiş olabilir. Troid dokusu anormal şekilde büyümüştür. Fakat bu değişikliğin belirgin bir sebebi bilinmemektedir. Kediler genellikle tedaviye oldukça iyi cevap verirler. Eğer, problem erken belirlenir ve uygun olarak tedavi edildiği takdirde sonuç, genellikle çok iyi olmaktadır. Troid adenokarsinama olarak bilinen malignant tümörler, bazı vakalarda hipertroidizm’in temel sebebi olabilir. Bunlar nadiren görülür. Böyle vakalar, kedilerde %1-2’yi geçmezler. Troid adenokarsinoma teşhisi konan vakaların tedavisi oldukça zordur. Hipertroidizm’li vakalar genellikle ortayaşlı ya da yaşlı kedilerdir. Hastalık, yedi yaşın altındaki kedilerde nadiren görülür. Hastalıkla ilgili cinsiyet predispozisyonu yoktur (erkek ve dişiler aynı oranda etkilenir). Ancak, hastalığın Siam kedilerinde az görüldüğü ifade edilmektedir.
Hipertroidizm’li kedilerde çok çeşitli klinik bulgular görülür ve ilk zamanlarda oldukça gizli seyreder. Fakat, daha sonra hastalık ilerleyerek daha şiddetli bulgulara sebep olur. Bu hastalık başka bir hastalıkla komplike olabilir ve bazı bulgular maskelenebilir. Hastalık daha çok yaşlı kedilerde görülür. Hipertroidizm’in klasik klinik bulguları olarak iştahın artmasına (polifaji) rağmen kilo kaybı, su içme isteğinin artması (polidipsi), huzursuzluk, sinirlilik yada hiperaktivitedir. Hasta kedilerin çoğunda taşikardi, kaba ve karışık tüy örtüsü görülür. Hafif ya da orta derecede diyare ve kusma oldukça yaygın görülür. Bazı hastalarda sıcağa karşı intolerandır ve oturmak ya da yatmak için soğuk yerler araştırırlar. İlerlemiş vakalar çok streslidir ve hızlı solunum yaparlar. Ayrıca, bazı hastalarda generalize düşkünlük, letarji ve iştah kaybı gibi daha az karakteristik bulgular görülebilir.
Hipertroid’ili kedilerde sekonder komplikasyonlar da oldukça yaygın görülür. Tiroid hormonlar, vücuttaki tüm organları belirgin şekilde etkiler. Bu nedenle de bu hastalıkta sekonder problemlerin görülmesi sürpriz değildir. Troid hormonlar, kalbi etkileyerek daha hızlı çalışmasına ve daha kuvvetli kontraksiyonuna sebep olur. Hipertroid!ili kedilerde zamanla sol ventrikülde büyüme ve kalınlaşma (sol ventrikül hipertrofisi) meydana gelir. Bu durum tedavi edilmez ve kontrol altına alınmaz ise kalp yetmezliği ile sonuçlanır. Bu nedenle, hipertroidizm’li bazı kedilerde sekonder kalp yetmezliğini kontrol edebilmek için ilave tedaviler gerekebilir. Ancak, primer problem hipertroidizm’dir ve bu hastalık kontrol edildiği takdirde kalp ile ilgili değişiklikler sıklıkla düzelir. Hipertroidizm’in bir diğer potansiyel komplikasyonu hipertansiyon (kan basıncının artması)’dur. Bu durum; gözler, böbrekler, kalp ve beyinde hasarlara sebep olabilir. Eğer, hipertroidizm ile birlikte hipertansiyon da görülürse, kan basıncı ilaçlar ile kontrol altına alınmalı ve diğer organlara hasar verme riski azaltılmalıdır. Kalp yetmezliğinde olduğu gibi, hipertroidizm başarılı bir şekilde tedavi edildiği takdirde hipertansiyon da düzelebilir. Bu durumda sürekli tedavi gerekmeyebilir. Böbrek hastalıkları (kronik renal yetmezlik) direk olarak hipertroidizm’in etkisi sonucu meydana gelmez. Ancak, bu iki hastalık, yaşlı kedilerde birlikte de görülebilir. Bu iki hastalığın birlikte bulunduğu vakalarda dikkatli olunmalıdır. Hipertroidizm’li vakalarda böbreklere kan akışı artar ve bu durum da, böbreklerin fonksiyonunda düzelmeye neden olur. Böyle hipertiroidi’li kedilerin böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan kan testleri normal ya da çok hafif değişiklikler gösterebilir. Bu durumda şiddetli renal yetmezlik bulunan hipertroidili kedilerde hastalık (renal yetmezlik) maskelenebilir.
Hipertroidizm’den şüphelenildiği takdirde, tam bir klinik muayene ve bazı kan testleri yapılmalıdır. Klinik muayenede boyunda bir ya da her iki troid bezi büyümüş olarak palpe edilir. Bununla birlikte, bazı kedilerde büyüme palpe edilmeyebilir. Teşhis kanda troid hormonların belirlenmesi ile doğrulanmalıdır. Teşhiste kan testi olarak Thyroxin (T4) konsantrasyonuna bakılmalıdır. Çünkü, bu parametre, klinik vakalarda yükselir. Diğer laboratuar testleri de anormal olabilir. Örneğin, hipertroidizmde sekonder olarak karaciğer enzimleri de yükselir. Ayrıca, rutin kan ve idrar testleri yapılmalı, aynı zamanda renal yetmezlik gibi başka bir hastalığın bulunma ihtimali ekarte edilmelidir. Hipertroidili kedilerde kan basıncı kontrol edilmeli, sekonder kalp yetmezliği için EKG ve göğüs radyografileri ya da ultrasound yardımına başvurulmalıdır. Bazı vakalarda klinik bulgulara bakarak hipertroidizm’den kuvvetle muhtemel şüphelenilir. Fakat, kan testlerinde normal T4 (thyroxin) konsantrasyonu belirlenebilir. Bunun bir çok sebebi vardır ve tekrar yapılmalıdır. Bu da sonuç vermez ise hipertroidizm’i ekarte etmek için ilave testler yapılmalıdır. Bu testler arasında Technetium taraması yapılabilir. Technetium taraması, özel merkezlerde yapılabilen bir tekniktir. Bu teknik, bazı hipertroidili vakaların belirlenmesinde faydalıdır. Bu teknikle hipertroidizm’in teşhisi ve anormal dokunun tam olarak nerede lokalize olduğu belirlenir. Bu teknik, klinik muayenede büyümüş troidin tam olarak idendifiye edilemediği durumlarda cerrahlar için de oldukça yardımcıdır. Technetium taramasında, radyoaktif bir kimyasal olan technetium’un çok küçük bir dozu intravenöz olarak enjekte edilir. Technetium seçici olarak anormal troid dokusuna tutunur ve bu durum özel bir kamara ile belirlenebilir. Bu teknik, bazı güç durumlarda tavsiye edilen basit, güvenli ve kolay bir prosedürdür.
Hipertroidizm’in tedavisinde başlıca üç yol vardır. Bu üç yolun kendilerine göre avantajları ve dezavantajları vardır. İlk seçenek, medikal ilaç tedavisidir. Bu seçenekte tablet formunda anti-troidal ilaçlar kullanılır. Bunlar troid bezinden troid hormonların üretimini ve salımını azaltırlar. Bunlar hastalığı tedavi etmez. Fakat, kısa ya da uzun süreli olarak hipertroidizm’i kontrol edebilirler. Bu amaçla, methimazole (felimazole®) 2.5 mg başlangıç dozunda günde iki kez kullanılır. Troid hormon konsantrasyonu genellikle 3 hafta içerisinde normal referens değerler arasına düşer. Uzun süreli kontrolde methimazole dozu, tedaviye verilen cevaba göre yeniden ayarlanmalıdır. Felimazole®, sadece kedilerin hipertroidizm’lerinin kontrolü için lisanslıdır. Bir çok kedide methimazole hipertroidizm tedavisinde güvenli ve etkilidir. Yan etkileri yaygın değildir. Görülse dahi hafif ve reversible’ dır. Yan etki olarak hafif iştahsızlık, kusma ve letarji görülebilir. Daha ciddi yan etkiler olarak da kan hücrelerinde azalma, trombosit sayısında azalma, karaciğer bozuklukları ya da nadiren de olsa deri problemleri görülebilir. Böyle ciddi yan etkiler görülürse alternatif tedavilere geçilmelidir. Anti-troid ilaç tedavisinin kolay kullanılabilir ve ekonomik olma gibi avantajları varken tedavi edici özelliği yoktur. Hayat boyu tedavi ve oral olarak günde iki kez kullanılması gerekebilir. Bu durum kedi sahipleri ve kediler için zor bir durumdur. Tedavi ve tedavinin etkisinin izlenmesi için rutin kan testleri periyodik olarak kontrol edilmelidir. Böbrek fonksiyonu izlenmeli ve potansiyel yan etkileri araştırılmalıdır. Tedavide ikinci seçenek, şirurjikal throidektomi’dir. Bu teknik, etkilenen troid dokusunun cerrahi olarak alınmasıdır. Kalıcı tedavi prosedürüdür ve hipertroidili kedilerin çoğunun tedavisinde yaygın olarak tercih edilir. Bu genellikle başarılı bir prosedürdür. Bununla birlikte, başarılı bir cerrahi işlemden sonra dahi nediren de olsa daha sonraki zamanlarda etkilenmemiş troid dokusu hastalanarak tekrar hipertroidizm bulguları gelişebilir. Anestezik ve şirurjikal komplikasyonların azaltılması amacıyla cerrahiden önce 3-4 hafta anti-troidal ilaçlar verilerek hipertroidi stabilize edilmeye çalışılır. Gerekli olduğu takdirde, kalp ile ilgili problem varsa tedavisi düşünülmelidir. Tedavide başarı ve postoperatif komplikasyonlardan kaçınmak, cerrah ve onun başarısına bağlıdır. Operasyon ile ilgili en önemli risk, paratroid bezlerin hasar görmesidir. Bunlar, kan kalsiyum düzeyinin stabil tutulmasında görevli hayati öneme haiz troid bezinin yakınındaki ufak bezlerdir. Bu bezlerin hasar görmesi durumunda, kan kalsiyum konsantrasyonunda hayatı tehdit eden düzeyde düşme (hipokalsemi) görülür. Böyle bir risk, daha çok her iki tiroid bezinin alındığı ve paratroid bezlerin hasar gördüğü durumlarda görülür. Troidektomi yapılan hayvanlar, birkaç gün hospitalize edilir ve kan parametrelerindeki değişiklikler izlenir. Eğer gerekirse tedavileri yapılır. Kan kalsiyum konsantrasyonunun düşmesi durumunda kas titremeleri ve kas zayıflığı gibi bulgular görülür. Böyle hastalar hızla kötüleşerek konvulsiyon nöbetleri gösterir. Bu durumda oral ya da enjeksiyon tarzında kalsiyum uygulamaları yapılır. Bu tedaviye ilave olarak vit D3 takviyeleri yapılır. Tedavide üçüncü seçenek, radyoaktif iodine tedavisidir. Radyoaktif iodine (I-131), aynı zamanda hipertroidizm’in güvenli ve etkili tedavisini sağlamak amacıyla da kullanılır. İf Radyoaktif iodine, derialtı enjeksiyon şeklinde uygulanır ve anormal troid dokularını etkiler (sağlam dokular etkilenmez). Bu radyasyon, anormal troid dokusunu tahrip eder. Fakat, çevresindeki dokulara ve paratroid bezlere zarar vermez. Radyoaktif iodine’in avantajı küratif olması ve ciddi bir yan etkiye sahip olmamasıdır. Bu tedavinin hastalar için önemli bir yan etkisi olmamasına rağmen, kontakt halinde olan ya da yakınındaki insanlar için bazı tedbirler alınmalıdır. Bu tedavi sadece özel merkezlerde yapılmalı ve radyasyon düzeyi makul sınırlara düşene kadar hospitalize edilmelidir. Bu süre tedaviyi takiben genellikle 3-6 hafta arasında değişmektedir. Radyoaktif iodine’in tek bir enjeksiyonu tüm hipertroidi vakalarının %95’inde etkilidir. Ancak, küratif hipertroidizm’in nüks ettiği vakalarda tedavi tekrar edilebilir. Bu tedaviyi takiben hipotroidizm ( letarji, obezite, zayıf ve kötü tüy örtüsü) görülür. Hayvanlara hayatları boyunca troid hormon ilaveleri yapılmalıdır.
Enjeksiyon bölgesinde görülen allopesi: Bu anormallik, tedavi ya da aşı amacıyla yapılan enjeksiyon bölgesinde tüy dökülmesi şeklinde görülür. Enjeksiyon bölgesindeki deri kalınlaşır ve ülserler gelişebilir. Klinik bulgu olarak enjeksiyondan birkaç ay sonra tüy dökülmesi ve hiperpigmentasyon görülür. Teşhis anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavisi yoktur ve bu durum kalıcı olabilir.
Bit enfestasyonuna bağlı tüy dökülmesi: Bu tüy dökülmesi, bitler ile enfestasyon durumunda görülür. Klinik bulguları değişkendir. Hayvanlarda kaşıntı, tüy dökülmesi, kepeklenme ve kötü tüy örtüsü görülür. Teşhis hayvan üzerindeki bit ya da sirkelerin görülmesi ile konur. Tedavide pyrethrin ya da ivermektin kullanılabilir.
Malessezia enfeksiyonu: Yaygın olarak köpek ve kedilerin derilerinde bulunan bir mayadır. Enfeksiyona Malessezia pachydermatitis sebep olur. Bu maya, normal şartlarda kedilerde herhangi bir deri problemine sebep olmadan bulunur. Ancak, enfeksiyöz ya da herediter bir hastalığın immın sistemi baskılaması durumunda mayalar, aşırı oranda üreyerek enfeksiyona sebep olur. Kedi ve köpeklerde bakteriyel enfeksiyon, alerji ya da seborrhea gibi başka bir hastalığın bulunması deriyi irrite eder ve hayvanların malessezia enfeksiyonuna karşı hassas hale gelmesine neden olur. Kedilerde malessezia enfeksiyonunun en önemli klinik bulgusu tüy dökülmesidir. Ayrıca, çene bölgesinde akne, kızarıklık ve seborrhea (yağlı kabuklanmalar) meydana gelebilir. Eğer, enfeksiyon kronikleşirse hiperpigmentasyon görülebilir. Hastalığın teşhisi mikroskop altında mayaların görülmesi ile konur. Enfeksiyon durumunda teşhisi doğrulayan aşırı miktarlarda maya üremesidir. Etken normal sağlıklı hayvanlarda da bulunduğu için teşhis genellikle tedaviye verilen cevaba göre konur. Tedavide birçok farklı yol denenebilir. Hayvanda başka bir hastalık varsa tedavi edilmelidir. Malessezia enfeksiyonlarında %1 ya da daha kuvvetli chlorhexidine, benzol peroxid ve sülfür içeren şampuanlar kullanılabilir. Ayrıca, kedilerde ketaconazole içeren beşeri şampuanlar da kullanılabilir. Çok küçük bir bölgenin etkilendiği durumda miconazole krem birkaç hafta boyunca günde iki sefer olarak kullanılır. Daha şiddetli vakalarda da oral ketoconazole ya da itraconazole birkaç hafta boyunca kullanılır.
Psikojenik (neurojenik) dermatitis: Kedilerin kendilerini yalamalarına bağlı olarak oluşan travma sonucunda görülür. Muhtemel sebepleri anxiety (huzursuzluk, endişe), can sıkıntısı ve stres (eve yeni bir hayvanın gelmesi vb) gibi durumlardır. Klinik bulgu olarak arka kısımda abdomen ve kasık bölgesinde simetrik tüy dökülmesi görülür. Teşhiste anamnez ve diğer sebeplerin ekarte edilmesi önemlidir. Tedavide stres oluşturabilecek durumların minumuma indirilmesi ve hayvanın kendisini yalamasının sınırlandırılması ve bu davranışını değiştirecek medikasyonların uygulanması gereklidir.
Süperfisial pyoderma: Süperfisial pyoderma, epidermisin tüm katmanlarının etkilendiği ve bakterinin daha derin invasyonudur. Bu enfeksiyonda kıl folükülleri sarılır ve kıl sapı tüy dökülmesine sebep olabilecek şekilde kırılabilir. Kedi ve köpeklerin pyodermalarında Staphilococcus en sık izole edilen bakteridir. Sitoloji ve kültür sonuçları sebep olan mikroorganizmayı göstermeyebilir. Bu durumda non-staphilococcal bir etken ya da bakteriyel pyodermaya benzeyen aseptik pyoderma düşünülmelidir. Köpeklerde aseptik pyoderma ya da pyodermaya benzer durumlar olarak Pempigus’lar, Juvenil cellülitis (jüvenil steril granulomatöz dermatitis), steril noduler panniculitis (derialtı yağ dokusunun yangısı), subcorneal pustuler dermatosis, eosinofilik follikulitis ve frunkulosis (kıl folüküllerinin yangısı), steril nodular pyodermatitis, linear immunglobulin A pustular dermatosis ve steril eosinofilik pustulosis gibi hastalıklar sayılabilir. Kedilerde superfisial pyoderma sıklıkla gözden kaçar ve önemsenmez. En yaygın klinik bulgu özellikle lumbosakral bölge üzerinde kabuklanmadır. Bu kabukların kıllar tarafından delinip geçilmesi yaygın bir bulgudur. Hemen hemen her zaman sağlam püstüller bulunur. Kedilerde süperfisial pyoderma’ya genellikle Staphylococcus intermedius sebep olur. Süperfisial pyoderma’nın klinik görünümü miliar dermatitis (darı tanesine benzer şişlikler) şeklindedir. Derin pyodermalı kedilerde allopesi, ülserasyonlar, hemorajik kabuklar ve fistüller bulunur. Alerjik hastalıklara bağlı sekonder olarak görülen derin pyoderma’nın klinik görünümünde eosinofilik plaklar bulunur. Kedilerde iyileşmeyen ve sık sık nüks eden derin pyoderma genellikle feline immundefisiensi (immundefficiency) virus, feline leukemia virus ya da atipik miykobakteria (mycobacteria) gibi sistemik bir hastalık ile ilişkilidir. Süperfisial pyoderma’nın teşhisi genellikle klinik bulgular (tüy ya da kıl dökülmesi, kabuklanma, erithem, papül, püstül ve epidermal dökülmeler) esas alınarak konur. Bu hastalığın ayırıcı teşhisinde (diferencial diagnosis) demodicosis, malessezia dermatitis, dermatophytosis ve pemphigus foliaceus gibi kabuklanmaya sebep olan follikülitis’in diğer sebepleri dikkate alınmalıdır. Yukarıda tanımlanan dermatolojik lezyonların belirlenmesi, süperfisial pyodermanın kesin olmayan teşhisini sağlar. Bütünlüğü bozulmamış püstüllerden, belirgin kabuklanma bölgelerinden ya da epidermal şişliklerden alınan direk smearlarda çubuk ya da yuvarlak koklar ve yangısel hücre infiltratları belirlenebilir. Tüy yada kıl dökülmesi bulunan bölgeden alınan smear ve kazıntılarda sadece çok sayıda pul pul dökülen keratinositler (keratinocyte) görülebilir. Lezyonlu bölgelerden smear yapmanın en önemli sebeplerinden birisi, aynı zamanda malessezia enfeksiyonu ya da aşırı kolonizasyonların bulunup bulunmadığının belirlenmesidir. Stafilokok ve malessezia enfeksiyonları arasında simbiyotik bir ilişki vardır. Her ikisi de vakaların yaklaşık %50’sinde bulunur. Problem, aynı zamanda sistemik antimikrobiyel tedavi yapılmadığı takdirde çözülemez. Multiple derin deri kazıntıları, parazitik enfeksiyonları (özellikle demodex canis), ekarte etmek için yapılır. Dermatophytosis’i elimine etmek için dermatofit kültürleri yapılmalıdır. Derin pyoderma ve sık sık nüksleri görülen süperfisial pyoderma vakalarında bakteriyel kültür ve hassasiyet testleri zorunludur. Genellikle sağlam püstüllerden ya da derin lezyonlardan örneklerin alınması, en doğru sonuçları verir. Diğer bölgelerden örnek alınması durumunda sonuçlar çok dikkatli yorumlanmalıdır. Çünkü, bu durumda örneklerin kontamine olma riski çok yüksektir. Komplikasyonun olmadığı hafif süperfisial pyoderma vakalarında ampirik antibiyotik tedavisi yapılabilir.
Süperfisial pyoderma’nın bilinen en yaygın tetikleyicileri pireler, pire alerji dermatitis’i, atopi, gıda alerjisi, hipotroidizm, hiperadrenokortizism, kötü tımar ya da tarama sayılabilir. Bilinen tetikleyicilerin doğru teşhisi ve tedavisi zorunludur. Nüks eden bakteriyel pyodermanın en yaygın sebepleri olarak uygun olmayan antibiyotik tedavisi (düşük doz ve kısa süreli antibiyotik tedavisi), aynı zamanda glikokortikoidlerin kullanılması, yanlış antibiyotik seçimi ve yanlış doz kullanımı sayılabilir.
Süperfisial pyodermanın primer tedavisinde en az 21 gün ya da uygun olanı 30 gün uygun bir antibiyotik kullanılmasıdır. Antibiyotik kesilmeden en az 7 gün önce tüm klinik lezyonlar (dökülen kıl ya da tüylerin tamamen geri çıkması ve hiperpigmentli alanların düzelmesi hariç) iyileşmiş olmalıdır. Kronik nüks eden ya da derin pyodermanın tedavisinde, klinik lezyonların tamamen düzelmesi için en az 8-12 haftalık bir süre gereklidir. İlk zamanlarda bakteriyel pyoderma için ampirik antibiyotik tedavisi ( linkomisin, klindamisin, eritromisin, trimetoprim-sülfa, kloramfenikol, sefalosporin, amoksisilin, ormetoprim-sulfadimethoxine) denenebilir. Ancak, amoksisilin, penisilin ve tetrasiklin, süperfisial ya da derin pyoderma’nın tedavisinde uygun bir seçim değildir. Çünkü, bu antibiyotikler vakaların %90’ında etkisizdir. Fluoroquinolon’lar ampirik tedavide kullanılmamalıdırlar. Şiddetli derin pyoderma, nüks eden pyoderma ya da kısa sürede tedaviye cevap vermeyen pyodermalarda, kültür ve hassasiyet testleri esas alınarak tedavi edilmelidir. Fokal süperfisial pyodermanın tedavisinde topikal antibiyotikler yardımcı olabilir. %2’lik mupiricin merhem, deriden iyi penetre olur ve derin pyodermanın tedavisine yardımcı olabilir. Bu merhem, sistemik absorbe edilmez ve kontakt hassasiyeti bilinmemektedir. Bu ilaç, sistemik bir antibiyotik olarak kullanılmaz. Çünkü istenmeyen kros reaksiyonlara sebep olabilir. Gram (-) bakterilere karşı çok etkili değildir. Bu merhem, kedilerde herhangi bilinen ya da şüpheli renal hastalık durumunda propilen glikol içerdiği için kullanılmamalıdır. Neomisin, diğer topikal ilaçlardan daha fazla kontakt alerjiye sebep olabilir. Nemomisin, gram (-) bakterilere karşı değişken etkiye sahiptir. Basitrasin (Bacitracin) ve polimiksin B (polymyxin B) diğer topikal antibiyotikler ile kıyaslandığında gram (-) bakterilere karşı daha etkilidir. Fakat purulent eksudatlarda etkisizdir.
Süperfisial ya da derin pyodermanın tedavisinde hayvanların tımarı ve taranması çok dikkatli bir şekilde yapılmalı ve sert hareketlerden kaçınılmalıdır. Derin pyodermalı hastalarda kıl ya da tüyler kesilmelidir. Bu durumda lezyonlu bölgelerin temizliği ve topikal uygulamaları daha kolay yapılabilir.Süperfisial pyodermalı köpekler tedavinin ilk iki haftasında haftada 2-3 kez banyo yaptırılmalı ve daha sonra da hastalık iyileşene kadar haftada 1-2 kez banyo yaptırılmalıdır. Derin pyodermalı köpeklerde günlük hidroterapi yapılmalıdır. Medikal şampuanlar, uygulamadan önce köpürme, yayılma ve yıkanmayı kolaylaştırmak için 1:2 ila 1:4 oranında sulandırılmalıdır. Uygun antibakteriyel şampuanlar benzol peroksit (benzol peroxide), klorheksidin (chlorhexidine), klorheksidin-ketokonazol (chlorhexidine-ketoconazole), etil laktat (ethyl lactate) ve triklosan (triclosan) içerirler. Bu şampuanlar bakteri, kepeklenme ve kabuklanmayı giderirler. Pyoderma ile ilişkili kaşıntı, koku ve yağlanmayı azaltır. Süperfisial pyodermanın klinik olarak düzelmesi en az 14-21 güne kadar belli olmayabilir ve iyileşme umulduğu gibi hızlı olmayabilir.
Kedilerde mantara (ringworm) bağlı allopesi: Bu hastalık, derinin epidermisi, tüy ya da pençelerinde çoğalan mantarların (fungus) sebep olduğu bir enfeksiyondur. Bilimsel olarak bu hastalığa dermatophytosis denir. Dermatofit (Dermatophyte)’in yaklaşık 40 farklı türü vardır. Bunların her birisi konakçıya özel enfeksiyon oluşturabilme yeteneğindedir. Kedilerde ringwormvakalarının %90’ından daha fazlasında microsporum canis (M. canis) enfeksiyona sebep olur. Bu organizma, aynı zamanda köpek ve insanları da içerisine alan diğer pek çok türde enfeksiyona sebep olur. Kedilerde nadiren de olsa mantar hastalığına sebep olabilen diğer türler Trichophyton mentagrophyte, M. Persicolor (vahşi rodentler ile temas eden kedilerde görülür), M. gypseum, M. fulvum ve T. Terrestre (toprakta bulunur)’dir. Mantar hastalığı bir yaşın altındaki genç kediler ile uzun tüylü kedilerde daha yaygın görülmektedir. Bunun tam bir sebebi bilinmemesine rağmen genç hayvanlarda immun sistemin tam olarak gelişmemiş olması ile izah edilmektedir. Uzun tüylü kedilerde ise hastalığın oluşmasında tımarın daha az etkili olduğu, ancak deri yüzeyinin kısa tüylü kedilere göre yetersiz güneş ışığı almasından dolayı hastalığın daha çok görüldüğü şeklinde açıklanmaktadır.
Mantar hastalığı bulunan kedilerin klinik görünümü değişkendir. Bazı kedilerde şiddetli deri hastalığı görülürken, bazılarında ise sadece çok az lezyon ya da hiçbir lezyon bulunmayabilir. Hayvanlarda tipik deri lezyonları olarak baş, kulak ve pençlerde tipik yuvarlak lezyonlar ve tüy dökülmesi görülür. Hasta bölgenin etrafındaki tüy ya da kıllar kırılmış gözükür. Etkilenmiş deri bölgesi, sıklıkla kabuklu ve yangılı görünebilir. Bununla birlikte kedilerin mantar hastalıkları, kedilerin diğer deri hastalıklarına çok benzer bir klinik görünüme sahip olabilir. Pire alerjik dermatitis’i ve felin akne’nin klinik görünümleri oldukça benzerdir. Mantarlı kedilerde tüy dökülmesi görülürken yangı, kabuklanma ve kaşıntı değişken olabilir. Çok az vakada kulak ya da pençe enfeksiyonu görülebilir. Kedilerde hastalığın klinik görünümüne bakarak mantar hastalığı teşhisi koymak mümkün değildir. Çünkü klinik görünüm değişkendir ve diğer deri hastalıkları ile karışabilir. M. canis ve diğer dermatofitleri belirlemek için diagnostik testler kullanılmalıdır. Mantar hastalığından şüpheli kedilerde, kesin teşhis için ultraviolet wood’s lambası, mikroskobik muayene ve fungal kültür yapılarak konur. Sağlıklı kedilerde mantar enfeksiyonları çoğunlukla birkaç haftada kendiliğinden iyileşir. Ancak, bu süre zarfında hastalığın insan ve diğer hayvanlara bulaşma riskinden dolayı tedavisi gereklidir. Ayrıca bazı kedilerde hastalık tedavi edilmedikçe elimine edilemez. Yine bazı kedilerde tam bir iyileşme sağlanması için uzun süre tedavi gerekebilir. Etkilenen tüm hayvanlara oral medikasyon (sistemik tedavi) ve topikal tedavi uygulanabilir. Kedilerde sistemik tedavi amacıyla kullanılan yeğane ürün itrafungol’dür. Bu ilaç, itraconazole (Funit® kapsül, Itaspor® kapsül ve Sporex® kapsül) içerir. Kedilerde 3-10 mg/kg/gün, PO ve köpeklere 5mg/kg/gün PO kullanılabilir. Flukonazol ( Candidin® kapsül, Flucan® kapsül, Fluzole® kapsül, Fungan® kapsül, Kandizol®kapsül ve Zolax® kapsül) kedilere 50 mg/kedi veya 2.5-5 mg/kg/gün hesabıyla PO; köpeklere 10-12 mg/kg/gün, PO verilir. Terbinafin (Lamisil®tablet, Terafin®tablet, Terbin®tablet ve Terbisil®tablet) mantar ve mayalara etkili bir ilaçtır. Bunlar 10-12 mg/kg dozunda PO olarak verilir. Topikal tedavi, çevresel kontaminasyonu azaltmada oldukça önemli rol oynar. İnsanlarda kullanılan anti-fungal kremlertavsiye edilmez. Çünkü lezyonlu bölgenin genişliği düşünüldüğünde oldukça büyük olabilir ve ekonomik olmaktan çıkar. Topikal tedavi en iyi şekilde şampuan ya da banyo şeklinde tüm vücuda uygulanmalıdır. Özellikle uzun tüylü kedilerin tıraş edilmesi, bu işlemi oldukça kolaylaştıracak ve aynı zamanda çevresel kontaminasyonu da azaltacaktır. Tıraş dikkatli bir şekilde yapılmalı ve deride travma oluşturmamalıdır. Bu takdirde enfeksiyon, derinin sağlam kısımlarına bulaşarak daha kötü bir görünüme sebep olabilir. Enilconazol içeren preparatlar banyo olarak kullanılabilir. Yine aynı amaçla klorheksidin ve Pet Virkon topikal tedavi amacıyla kullanılabilir.
Sebaseus (sebaceous) adenitis (yağ bezinin yangısı): Bu bozuklukta yağ bezleri tahrip olur. Hastalığın sebebi bilinmemektedir. Bu hastalık kedilerde çok nadir görülür. Hastalarda klinik bulgu olarak baş, kulak ve boyun bölgesinde yuvarlak kabuklanma ve kepeklenme alanları görülür. Tüy ve kıllar yerlerinden kolayca çıkar. Teşhis klinik bulgular ve deri biyopsisi sonucuna göre konur. Tedavide antiseborrheik şampuanlar ve yağ asit ilaveleri yapılabilir. Daha şiddetli vakalarda steroidler ve retinoidler (sentetik A vitamini) kullanılabilir.
Seborrhea: Kedilerde seborrhea, primer (kalıtsal) ya da diğer hastalıkların bir sonucu olarak sekonder (FeLV, FIP, FIV, mantar enf. ve parazitler) formda görülür. Klinik bulgu olarak deride kabuklanma ve kepeklenme gözükür. Kabuklar hastalığın tipine göre yağlı(S.oleasa) ya da kuru (S.sicca) olarak görülür. Hayvan çok kötü kokar ve lezyonlu bölgeleri tırmalayabilir. Hayvanlarda tüy dökülmesi görülür. Teşhis anamnez, kan biyokimyası ve deri kazıntısına göre konur. Tedavide esas hastalık kontrol altına alınır. Antiseborrheik şampuanlar ve yağ asit ilaveleri yapılabilir.
Solar dermatitis (Güneş yanığı): Solar dermatitis, köpek ve kedilerde derinin güneş tarafından yakılarak hasara uğratıldığını ifade etmek için kullanılır. Pet hayvanların derilerinde ultraviyole ışınının etkisi genellikle uzun dönemde görülür. Hayvanlar genellikle çok uzun süreler güneş ışığına maruz kalmadığı müddetçe solar dermatitis görülmez. Hayvanlar genellikle solar dermatitise karşı dayanıklıdır. Bu nedenle de genellikle uzun süre güneş ışığına maruz kalmanın kronik etkileri görülür. Pet hayvanlarda güneşin neden olduğu değişiklikler olarak kıl ya da tüy dökülmesi, deride kalınlaşma ve kızarıklık şeklinde görülür. Deride bazı bölgeler siyah alanlar şeklinde görülür. Bu bölgelerde bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Deri hasarları çoğunlukla beyaz tüylü kediler ile kısa kıllı köpeklerde (Dalmaçya, Amerikan staffordshire terrier, Bull terrier, Boxer, Bulldog ve Great Dane) görülür. Kedilerde hasar genellikle kulaklar ve yüzde görülür. Köpeklerde ise karnın altında, butların iç yüzeyinde ve burun bölgesinde görülür. Dışarıda güneş banyosu yapan ya da pencere önünde uzun süre kalan pet hayvanlarda solar dermatitis gelişme riski daha yüksektir. Bu hastalığın tedavisinde, hayvanları daha fazla güneş ışığından korumaktır. Derideki değişiklikler kısmen reversible olabilir. Hayvanlar dışarı çıkartılırken güneş kremleri ve nemlendiriciler kullanılmalıdır. Bu ürünler hayvan güneşe çıkmadan 15 dakika önce uygulanmalıdır. Hayvanlara çinko-oksit içeren ürünler kullanılmamalıdır. Köpeklerin daha az güneş ışığına maruz kalması için T-shirt giydirilebilir. Hayvanları sabah 10 ve öğleden sonra saat 16 arasında cam ve kapı önünde mümkün olduğunca az tutulması tavsiye edilmelidir. Bazı hayvanlarda güneş yanığı olan bölgeleri enfeksiyondan korumak için antibiyotiklere ihtiyaç vardır. Güneş yanığının hasara uğrattığı deride çeşitli tiplerde deri tümörleri gelişebilir. Bunlar cerrahi olarak alınmalı ya da tedavi edilmelidir. Hasara uğramış deri bölgesinde tümör oluştuğu takdirde biyopsi örneklerinin alınması gereklidir.
Kuyruk bezi hiperplazisi (supracaudal gland hyperplasia): Bu bozukluk, kuyruktaki yağ bezinin büyümesidir. Çoğunlukla kısırlaştırılmamış erkek köpeklerde meydana gelir. Klinik bulgu olarak bezin bulunduğu bölgede yağlanma, tüy dökülmesi ve kabuklanmalar görülür. Bu bölgede hiperpigmentasyon gelişebilir. Teşhis klinik bulgulara göre konur. Kastrasyon genellikle problemi çözmez. Ayrıca, antiseborrheik şampuanlar ve retinoidler (Sentetik A vitamini) kullanılır. Eğer kedi, uzun süre içeride kalıyorsa, daha uzun süreler serbest kalmasına izin verilmelidir.
Köpek ve Kedilerde Deride Pullanma ve Kepeklenme’nin Sebepleri
Deride pullanma ve derinin kuruması sadece kepeklenme şeklinde olabileceği gibi başka ciddi bir duruma bağlı olarak da görülebilir. Bazı hastalık ya da durumlarda, deride pul pul dökülme ve kepeklenme görülebilir. Teşhis ve tedavide dikkat edilmesi gerekli deride pullanma ve kepeklenmeye sebep olabilen bazı hastalık ya da durumlardan bahsedecek olursak;
Şeyletiella (cheyletiella) uyuzu (tavşan uyuzu): Şeyletiella (cheyletiella) maytlarının sebep olduğu bir uyuz enfestasyonudur. Klinik bulgu olarak kaşıntı, deride pul pul dökülme, şiddetli durumlarda kıl ya da tüy dökülmesi görülür. Teşhiste deri kazıntısı ve mayt’ın mikroskopik muayenesi yapılır. Mikroskopik muayenede mayt’ın görülmesi oldukça zordur. Tedavide Pyrethrin ya da Permethrin (kedilerde kontrendikedir) kullanılabilir.
Cushing’s hastalığı (hiperadrenokortizm): Bu hastalığa aşırı kortikosteroid üretimi ya da tedavi amacıyla uzun süre yüksek dozda eksojen kortikosteroid kullanımı sebep olur. Klinik deride pullanma ya da kepeklenme, hiperpigmentasyon, derinin kolayca berelenme yada yırtılması, seborrhea, letarji, susuzluk hissi, ürinasyonun artması ve sarkık karın gibi bulgular görülür. Teşhiste adrenal bez fonksiyon testleri, idrar analizleri ve kimyasal profil yapılabilir. Hastalık adrenal bir tümörden kaynaklanıyorsa, cerrahi olarak alınabilir ya da o,p-DDD (mitotane) kullanılabilir. Hastalık yüksek dozda ve uzun süre steroid kullanımına bağlı gelişmeişse, ilaç dozu düşürülmeli ya da tamamen kesilmelidir.
Demodektik uyuz (Kırmızı uyuz): Hastalığa Demodex soyuna bağlı parazitler sebep olur. Bu uyuz tipi, lokalize ya da generalize formda görülebilir. Kedi ve köpeklerde generalize form, daha çok immun sistemi zayıf hayvanlarda görülür. Klinik bulgu olarak kıl ya da tüy dökülmesi, deride pullanma ve kepeklenme, kızarıklık ve bazen de kaşıntı bulunabilir. Teşhis deri kazıntısı ve mikroskobik muayene sonucuna göre konur. Tedavide steroidler kullanılmaz. İvermektin gibi çeşitli antiparaziter ilaçlar kullanılır. Ayrıca, medikal şampuanlar (kalsiyum sülfür ve amitraz) ile banyolar yaptırılır.
Epiteliotropik lenfoma (mycosis fungoides): Epiteliotropik lemfoma, T-lenfositlerin nadiren görülen bir kanseridir. Daha çok yaşlı köpek ve kedilerde görülür. Hastalık kedilerde FeLV ile ilişkili olabilir. Hastalık köpeklerde multiple formda lezyonlara sebep olur. Klinik bulgu olarak deride kaşıntı ile birlikte kızarıklık, kabuklanma, kepeklenme, ülserler ve pigment kaybı gözlenir. Köpeklerde bir ya da fazla nodül ve oral ülserler bulunur. Kedilerde ise deride kaşıntı, kızarıklık, kabuklanma ve ülserli nodüller şeklinde seyreder. Teşhis nodüllerden alınan biyopsi örneklerinin incelenmesi sonucu konur. Tedaviye cevap kötüdür. Ancak kemoterapi, nodüllerin şirurjikal olarak uzaklaştırılması, retinoidler ile yağ asitleri kullanılabilir.
Pire alerjik dermatitisi (pire ısırığı hipersensitivitesi): Pire tükrüğü, hayvanlarda şiddetli reaksiyonlara sebep olabilir. Klinik bulgu olarak yoğun bir kaşıntı, kıl ya da tüy kaybı, kızarıklık, papül, kabuklanma ve kepeklenme görülür. Bazen kaşıntı sonucu görülen lezyonlar enfekte olarak akut sulu dermatitis’e dönüşebilir. Teşhiste pirelerin mevcudiyeti yeterlidir. Tedavide pireler kontrol için antiparaziter ilaçlar kullanılır. Kaşıntı için de antihistaminik ve kortikosteroidler kullanılabilir.
Hipotroidizm: Hipotroidizm, troid hormon üretimin azalması sonucu görülür. Kedilerde yaygın değildir. Ancak, köpeklerde deriyi etkileyen en yaygın hormonal hastalıktır. Köpek ve kedilerde klinik bulgu olarak kıl ya da tüy dökülmesi, kuru, kırılgan kıl ve tüy yapısı, seborrhea, sekonder bakteri ve maya enfeksiyonları, letarji, obezite, kalp vurum sayısının azalması ve deri pigmentasyonunda değişiklikler görülür. Teşhis, troid bezi fonksiyon testleri ve bazı kan parametrelerine göre konur. Tedavide troid hormon ilaveleri yapılır.
İktiozis (Ichthyosis; Balık pulu hastalığı): İktiyozis, köpek ve kedilerde çok nadir görülen bir hastalıktır. Hastalığın muhtemel sebebi otozamal resesiv bir gene bağlı olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, ayakların taban yastıklarında ve derinin en dış tabakasında belirgin kalınlaşma ile karakterizedir. Klinik olarak ayakların taban yastıklarında ve deride aşırı kalınlaşma ve kabuklanma vardır. Seborrhea ve kötü koku vardır. Bu hastalıkta klinik bulgular yavru iken başlar. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Hastalığın tedavisi oldukça zordur. Hayvanlar hayatları boyunca kontrol altında tutulmalıdır. Seborrhea tedavi edilmeli ve retinoidler kullanılabilir.
Lupus eritematozus (lupus erythematosus): Bu bozukluk, köpek ve kedilerde eklem, böbrek, kas ve sinir sistemi gibi birçok organ ve dokuyu etkileyen otoimmun bir hastalıktır. Deri lezyonları olarak kalınlaşma ya da ayakların taban yastıklarında ülser, kepeklenme ve nüks eden püstüllü bakteriyel enfeksiyonlar görülür. Teşhis, spesifik kan testi (LE test) ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide prednisone ve diğer immunsupressive ilaçlar kullanılır. Ayrıca bilinen başka bir hastalığı varsa tedavi edilmelidir.
Malassezia enfeksiyonu: Genellikle başka bir hastalığı takiben görülen bir maya enfeksiyonudur. Klinik bulgu olarak hayvanlarda kaşıntı, kızarıklık, kıl ya da tüy dökülmesi ve deride yağlanma görülür. Kronikleşen vakalarda hiperpigmentasyon gelişir. Tanı için deri kazıntısının mikroskobik muayenesi ve kültür sonuçları dikkate alınır. Tedavide primer hastalık tedavi edilmeli, oral olarak ketakonazol ve antifungal şampuanlar kullanılmalıdır.
Sivrisinek ısırığı hipersensitivitesi: Bazı kedilerde sivri sinek ısırıklarına karşı ciddi alerjik reaksiyonlar gelişir. Lezyonlar genellikle kulak ucu, ayak tabanı, dudak ve çenede şekillenir. Klinik olarak akut vakalarda kızarıklık, şişkinlik, zamanla kıl dökülmesi, pullanma, kepeklenme, nodüller ve pigment değişikliği görülebilir. Bazı kedilerde ateş ve değişik büyüklükte şişkinlikler oluşur. Anamnezde sivrisinek saldırısına maruz kalındığının öğrenilmesi, sinek ısırdıktan bir süre sonra iyileşme olması tanıya yardımcı olur. Tedavide insekt kovucu preparatlar ve prednisolon kullanılabilir.
Pituitary dwarfism (Hipofize bağlı cücelik): Bu anormallik, hipofiz bezinin büyüme hormonunu yeteri kadar üretememesine bağlı herediter bir bozukluktur. Köpek ve kedi yavruları yeterince büyüyemez. Köpeklerde klinik bulgu olarak deri üzerindeki kıl örtüsünün yeterince gelişememesi ve yavruların kıl örtüsüne benzer bir görünüme sahip olması ve vücudun önemli bir kısmında kıl dökülmesi görülür. Ayrıca deride incelme, kepeklenme ve sekonder enfeksiyonlar gözükür. Kedilerde ise seborrhe ve nadiren de diğer bulgular gözükür. Teşhis anamnez ve hipofiz bezi ile ilgili hormon konsantrasyonlarının belirlenmesine göre konur. Tedavide hormon takviyesi yapılabilir.
Mantar hastalığı (Ringworm): Kedi ve köpeklerde çeşitli mantar türleri tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. Klinik bulgu olarak köpeklerde kıl dökülmesi, kabuklanma, kepekli alanlar, püstül, vezikül ve bazen de kaşıntı görülür. Ayrıca komplikasyon olarak da “kerion” oluşabilir. Kedilerde ise tüy dökülmesi, kabuklanma ve kepeklenmiş alanlar ile bazen de kaşıntı görülebilir. Teşhis, fungal kültür sonucu konur. Tedavide miconazole ve kalsiyum sülfür banyoları, oral griseofulvin ya da itraconazole uygulamaları yapılabilir. Ayrıca kedilere mantar aşıları yapılabilir.
Sebaseus (Sebaceous) adenitis: Köpek ve kedilerde yağ bezlerinin tahrip olması ve yangılanmasıdır. Sebep bilinmemektedir. Bazı köpek ırklarında hassasiyet var iken kedilerde çok nadir görülür. Klinik bulgu olarak kısa kıllı köpek ırklarında deride küçük, pullu ve yuvarlak şekilde kılları dökülmüş alanlar görülürken, uzun kıllı köpek ırklarında ise deride pullnma ile birlikte geniş kıl kayıplı alanlar görülür. Kıllar kütleler halinde kolayca yerlerinden çıkarlar. Tüm ırklarda kaşıntı görülür. Kedilerde ise baş, kulak ve boyunda yuvarlak pullanma ve kepeklenme alanları görülür. Bu hayvanlarda da tüyler kütleler halinde yerlerinden kolayca çıkarlar. Deride ayrılma ve kolayca yırtılmalar görülür.
Seborrhea: Seborrhea, köpek ve kedilerde primer olarak (herediter) görülebildiği gibi başka hastalıklara ( kedilerde FeLV, FIP, FIV(feline immundeficiency virus), mantar hastalığı ve paraziter enfestasyonlar, alerjiler ve hipotroidizm) bağlı sekonder olarak gelişir. Klinik bulgu olarak tipine göre sadece deride pullanma ve kepeklenme şeklinde görüldüğü gibi bazılarında da derinin yağlı bir görünüm alması şeklinde görülür. Hayvanlar kötü kokar ve tüy ya da kıl kayıpları görülebilir. Teşhis kan testleri, deri kazıntısı ve primer hastalığın teşhisine göre konur. Tedavide primer hastalık tedavi edilmelidir. Ayrıcai antiseborrheik şampuanlar ve yağ asitleri kullanılabilir.
Solar dermatitis (Sunburn;Güneş yanığı): Güneş ışığına karşı pigmentsiz deride oluşan reaksiyondur. Yaygın olarak Collie, Sheltie ve benzer ırk köpeklerin burunlarında görülür. Köpek ve kedilerde güneş yanıkları görülebilir. Özellikle beyaz kulaklı kedilerin kulaklarının uç ve kenar kısımlarında güneş yanıkları oluşabilir. Collie ve Shetland sheepdog gibi diğer köpek ırklarının pigmentsiz burun bölgelerinde “Collie Nose” ya da “Solar dermatitis” adı verilen rahatsızlık gelişir. Bu rahatsızlık, gerçekte güneş ışınlarına karşı derinin hipersensitivite reaksiyonudur. Bazı pet hayvanlarda vücutlarındaki kılların çok kısa kesilmesi ya da değişik sebeplerle seyrek kıllı hayvanlarda güneş ışığının direk etkilediği alanlarda güneş yanıkları oluşabilir. İnsanlarda olduğu gibi köpek ve kedilerin de uzun süre direk güneş ışığına maruz kalması durumunda deri kanseri gelişme riski yüksektir. Bu nedenle de güneş yanığından korunma ziyadesiyle önemlidir. Hayvanlarda klinik bulgu olarak kızarıklık, kıl dökülmesi, burun ve kulaklarda kepeklenme ve daha sonra kabuklanma ve ülserler gelişebilir. Teşhis anamnez, ırk, klinik muayene ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide çok fazla güneşe çıkarılmama, kouyucu kremler ve steroidler kullanılır.
Black hair follicular displasia/allopesia/distrofia: Karışık renkli köpek ırklarında nadiren görülen herediter bir hastalıktır. Bu hastalık daha çok Bearded collie, Basset hound, Saluki, Beagle, Dachshund ve Pointer ırkı köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak sadece koyu renkli ve siyah kıllarda dökülme görülür. Ayrıca bazılarında deride pullanma ve kepeklenme de görülebilir. Bu hastalık daha çok 3-6 haftalık köpek yavrularında görülür. Hastalığın teşhisi klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Kesin bir tedavisi yoktur ve gerekirse kepekler için şampuanlar kullanılabilir.
Kastrasyon ile düzelebilen dermatozlar: Bu deri problemi özellikle Chow chow, Semoyed, Keeshonden, Alaskan malamute, Miniature poodle ve Pomeranian ırkı köpeklerde yaygındır. Daha çok kastre edilmemiş hayvanlar etkilenir. Klinik bulgu olarak genital bölge ve boyunda simetrik kıl dökülmesi görülür. Kıl dökülmesi daha sonra gövdenin üst kısımlarına kadar ilerleyebilir. Kılsız bölgelerde deri daha koyu bir hal alır. Deride şiddetli pullanma, kepeklenme, kıl renklerinin canlılığını kaybetmesi ve solgunlaşma vardır. Hayvanların kıl örtüsü, küçük eniklerin kıl örtüsüne “puppy coat” benzer bir görünüm alır. Teşhiste fiziksel muayene ve anamnez önemlidir. Böyle dermatozlara sebep olabilen diğer durumlar elimine edilmeli ve hormon düzeylerinin belirlenmesi için kan testleri yapılmalıdır.Bu hastalığın tedavisinde kastrasyon tavsiye edilir.
Pyoderma: Pyodermalar, küçük hayvan pratiğinde ve özellikle köpeklerde yaygındır. Pyoderma yüzeysel, süperfisial vee derin pyoderma diye sınıflandırılır. Yüzeysel pyoderma (surface pyoderma)’da bakteriler derinin en dış tabakasında kolonize olmuştur. Süperfisial pyoderma (superficial pyoderma)’da bakteriyel enfeksiyon kıl folüküllerini bozmayacak düzeydedir. Derin pyoderma (deep pyoderma)’da bakteriyel enfeksiyon kıl folüküllerini etkilemiş ve daha derinlere kadar ilerlemiştir. Vakaların önemli bir kısmında, deride doğal olarak bulunan Staph. İntermedius hastalığa sebep olur. Bazı türlerde yaygın olarak görülen atopy, ektoparazitler, gıda alerjileri, deri travmaları, kötü tımar, seborrhea ve yalanma ve tırmalamaya bağlı akut sulu dermatitis (hot-spot) durumlarında görülür. Klinik bulgu olarak kaşıntı, kızarıklık ve irritasyon bölgeleri belirlenir. Bu bölgelerde sıklıkla kabuklanma, pul pul dökülme ve kepeklenme görülebilir. Süperfisial pyodermada sarı lekelenmeler görülebilir. Bunlar sonradan daha büyük şişliklere ve kabuklara dönüşür. Hastalığın tedavisinde öncelikle hayvanların kendi yaralarını kaşıyarak ya da yalayarak enfekte etmesini önlemek gereklidir. Pyodermanın her tipi için farklı şekillerde tedavi uygulanmalıdır. Tedavide ilk olarak primer neden araştırılmlıdır. Aksi ıspat edilmedikçe her zaman pireler düşünülmelidir. Enfekte bölgeler temizlenmeli ve deri merhemleri sürülmelidir. Hayvanlar, haftada en az iki kez medikal şampuanlar ile yıkanmalıdır. Hastalığın şiddetine göre uygun sürelerde antibiyotikler kullanılmalıdır.
Köpeklerin gençlik hastalığı (Canine distemper; Hard pad disease): Bu hastalık, hayvanların düzenli olarak aşılanmaları nedeniyle oldukça seyrek gözlenmektedir. Bu hastalıkta taban yastığı lezyonları oldukça yaygındır. Köpeklerin gençlik hastalığı Shar-Peis ırkı köpeklerde daha yaygın görülür. Distemper’li yavrularda impetigo (süperfisial pustular pyoderma), burun ucunda ve ayakların taban yastıklarında kalınlaşmalar görülür. Bu hastalıkta, distemper’e özgü diğer klinik bulgular da (sinirsel belirtiler özellikle tikler) görülebilir. Teşhiste köpeklerin aşılı olmadığı anamnezinin alınması hastalıktan şüphelenmemize neden olur. Ayrıca bazı serolojik testler ile de hastalığın kesin teşhisi konabilir. Hastalığın kesin bir tedavisi olmamasına rağmen destekleyici tedavi yapılabilir. Hastalık oldukça öldürücüdür. Ancak iyileşen hayvanlarda kalıcı problemler (tikler) gelişebilir.
İmpetigo (superficial pustular pyoderma): Bu hastalıktan daha çok 1 (bir) yaşından küçük yavrular etkilenir. Hastalık sıklıkla Stafilokok enfeksiyonları sonucu görülür. Klinik bulgu olarak özellikle karın bölgesinde küçük püstüller görülür. Ayrıca kabuklanma ve kepeklenme görülür. Teşhis anamnez, klinik muayene ve bakteriyel kültür sonucuna bakarak konur. Tedavide topikal olarak hidrojen peroksit, klorhexidin ya da benzol peroksit şampuanlar kullanılır. Eğer problem ciddi ise antibiyotikler kullanılmalıdır. Hastalık yavrularda zamanla iyileşebilir.
Dermatomyozitis: Dermatomyozitis, deri (derma) ve kas (myo)’ın birlikte yangısıdır. Daha çok genç Collie ve Shetland sheepdog’larda nadiren de olsa Australian cattle dog, German shepherd (Alman çoban), Chow chow, Pembroke, Welsh corgi ve Kuvasz’larda görülür. Dermatomyozitis, predispoze köpeklerde immun sistemin bir defekti olarak gözükür. Hastalığı travma ve ultraviyole ışınlarına maruz kalma tetikleyerek şiddetini artırabilir. Bu bozuklukta ilk olarak deri lezyonları ve daha sonra da değişen derecelerde kas problemleri gelişir. İnsanlardaki dertmatomyozitis ile birçok benzerlikleri vardır. Ülseratif dermatozis de bu hastalığın başka bir tipidir. Aynı türlerin orta-yaşlı ve yaşlı türlerinde nadiren görülen bir bozukluktur. Kasık ve koltukaltı bölgelerinde kabuklanma, deride pul pul dökülme, kepeklenme ve sivilce şeklinde deri lezyonları görülür. Nadiren de olsa kas problemleri de gözükebilir. Bu hastalıkta kas problemleri deri problemlerine göre oldukça kötüdür. Özellikle yüz ve baş kaslarında atrofi gelişebilir. Aynı zamanda bacak kaslarında da atrofi görülebilir. Hastalığın teşhisi anamnez, klinik muayene, biyopsi (etkilenen kas ve deri) ve elektromyografi (EMG) sonuçlarına göre konabilir. Tedavide travma ve ultraviyole ışığına maruz kalma minumuma indirilir. Sekonder enfeksiyonlara karşı antibiyotikler kullanılmalıdır. Ayrıca, vit E, yağ asitleri ve kısa süreli prednidson kullanılabilir. Bazı şiddetli vakalar tedaviye cevap vermeyebilir ve ötenazi (hayvanın uyutulması) düşünülebilir.
Leişmaniazis (Leishmaniasis): Bu hastalık, kan hücrelerini etkileyen bir parazit tarafından oluşturulur. İnsanlara da bulaşabilir ve çok şiddetli hastalığa sebep olur. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, deride kepeklenme, burun ve kulakta ülserler ve bazende nodül ve deri ile ilgili olmayan bulgular görülür. Teşhis, kanda mikroorganizmaların görülmesi, biyopsi ve kan testleri ile konur. Bu hastalığın insanlara bulaşması ve onlarda çok şiddetli seyretmesinden dolayı köpeklerdeki tedavisi küratif değildir. Bu nedenle de hayvanlar ötenazi yapılır.
Pelodera dermatitis (Rhabditic dermatitis): Bu paraziter hastalık nadiren görülür. Bu hastalığa, mevsime bağlı olmayan ve serbest olarak yaşayan saprofitik nematod pelodera (Rhabditis) strongyloides larvalarının deriye invazyonu sebep olur. Larvalar, her zaman çürümüş organik materyallerde ve nemli toprağın yüzeyinde ya da yakınında bulunur. Fakat, hastalığa nadiren sebep olurlar. Hastalık, çok sayıda parazit larvasının bulunduğu nemli ve çok pis altlıklarda yaşayan hayvanlarda direk kontakt suretiyle meydana gelir. Larva sağlam deriden geçme yeteneğinde değildir. Ancak, hayvanda bir deri probleminin olması ya da çevresel şartlara bağlı derinin yumuşaması durumunda larva deriye rahatça invaze olur. Pelodera dermatitis, köpek, sığır, at, koyun, Gine domuzu ve insanlarda görülebilmektedir. Lezyonlar tipik olarak enfekte materyalin temas ettiği vücut bölgelerinde (ekstremiteler, karın altı ve göğüs) görülür. Etkilenen deri bölgesinde papül, püstül, kabuklanma, derinin pul pul dökülmesi, kepeklenme, erozyon ve ülserler şekillenir. Bu bölgelerde kısmi ya da tam kıl dökülmesi görülebilir. Bölgede genellikle şiddetli kaşıntı vardır. Fakat, bazı vakalarda orta düzeyde ya da hiç kaşıntı olmayabilir. Ayrıca, teşhiste demodicosis (kırmızı uyuz), köpek uyuzu, dermatophytosis, pyoderma, kancalı kurt (hoohworm), dermatitis ve diroflariazis gibi nadir görülen kutanöz larval enfestasyonlara dikkat edilmelidir. Teşhis, etkilenen deri bölgesinden alınan kazıntıdan canlı ve hareketli Pelodera strongyloides larvalarının bulunmasıyla kolayca yapılır. Larva, silindirik ve ≈ 600X38µm büyüklüğündedir. Deri biyopsisinin histolojik muayenesinde kıl folükülleri, süperfisial dermis ve yangısel dermal infiltrat’ta larva görülebilir. Bu hastalığın etkili tedavisi için enfekte materyalin ortadan kaldırılması, çevrenin temizlenmesi, etkilenmiş hayvanların haftalık en az iki kez insektisidal preparatlar ve hafif antibakteriyel şampuanlar ile ilaçlanması gereklidir. Şiddetli kaşıntı durumlarında kısa süreli kortikosteroid uygulamaları tavsiye edilir.
Testesteron yetersizliğine bağlı dermatozis ( Hypoandrogensim): Bu tip dermatozlar, daha çok yaşlı, kısırlaştırılmış köpekler ile Afgan tazılarında görülür. Klinik bulgu olarak kılların parlaklığını kaybetmesi, deride pul pul dökülme ve kepeklenme görülür. Genital ve anal bölgeden gövdeye doğru ilerleyen kıl dökülmesi vardır. Teşhiste klinik muayene, anamnez ve tedaviye verilen cevap önemlidir. Tedavide testesteron takviyesi yapılmalıdır.
Vitamin A’ya cevap veren dermatozlar: Bu problem daha çok dengesiz beslenilen hayvanlarda görülür. Klinik bulgu olarak seborrhea, hayvanın kötü kokması, vücudun büyük bölümünde deride pul pul dökülme, kabuklanma ve kepeklenme görülür. Kıllar çekildiklerinde yerlerinden kolayca çıkarlar. Daha çok Coccer spaniel ırkı köpeklerde görülür. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide hayvana hayatı boyunca vitamin A takviyesi yapılmalıdır.
Çinko yetersizliğine bağlı dermatozlar: Bu dermatozların 3 tipi vardır. Tip-1, Huskie ve malamete’lerde, tip-2, büyük cüsseli köpek ırklarının hızlı büyüyen yavrularında ve tip-3’de, İngiliz bull terrier’lerde görülür. Klinik bulgu olarak deride kepeklenme, kabuklanma, kızarıklık, kıl dökülmesi ve bazende seborrhe oleasa görülür. Böyle hayvanlarda sekonder bakteriyel enfeksiyonlar yaygındır. Teşhis anamnez, ırk, fiziksel muayene ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide diyet yeniden düzenlenir ve çinko ilaveleri yapılır. Ayrıca medikal şampuanlar kullanılır. Sekonder enfeksiyon var ise tedavi edilmelidir.
Köpeklerde Deri ve Kıl Örtüsünde Pigment ve Renk Değişikliğinin Nedenleri
Köpeklerde bazen deri vee kıllarda renk değişiklikleri (renkte açılma veya koyulaşma) oluşur. Bu durum, normal bir süreç olabildiği gibi ciddi bir hastalık nedeniyle de görülebilir. Eğer, kıllarda ya da deride beyaz dışında bir renk oluşursa, buna “pigment” denir. Bu durumda renk kahverengi, siyah, mor, kırmızı ya da sarı olabilir. Eğer deri, normalden daha koyu ise bu durum hiperpigmentasyon olaraka adlandırılır. Köpeklerde pek çok durum, deri ve kıllarda pigment veya renk değişikliklerine neden olur.
Akantozis nigrikans (Acanthosis nigricans): Ducshund ırkı köpeklerde kalıtsal olarak deri ve kıl örtüsünde renk değişiklikleri görülebilir. Ayrıca, sekonder olarak da bu değişiklikler, hormonal anormallikler sonucu, hipersensitivite reaksiyonları ya da friksiyondan dolayı görülebilir. Bu bozuklukta klinik bulgu olarak deri renginde koyulaşma görülür. Sekonder formda ise deride koyulaşma, kaşıntı ve kıl dökülmesi gözlenir. Anamnez ve fiziksel bulgular tanıya yardımcı olur. Sekonder olarak gelişmiş vakalarda, deri ya da kıllardaki renk ve pigment değişikliklerinin altında yatan temel sebebin belirlenmesi için çeşitli hormonal ve alerjik testler yapılabilir. Kalıtsal olarak görülen akantozis nigrikans vakalarının tedavisi yoktur. Sekonder vakalrda ise bu duruma sebep olan hastalık ya da problem tedavi edilmeli ve bazı durumlarda da steroidler ve vitam E uygulamaları yapılır.
Adrenal sex hormonlarına bağlı dermatozlar: Adrenal sex hormonlarına bağlı dermatozlar Pomeranian, Chow chow, keeshonden ve Semoyed ırkı köpeklerde daha çok rastlanır. Kıl dökülmesi boyun, kuyruk ve butların arkasından başlar ve gövdeye doğru yayılır. Hayvanların kıl örtüsünün görünümü, yavru köpeklerin kıl örtüsüne “puppy coat” benzer. Deri renginde koyulaşma görülebilir. Teşhiste deri biyopsisi ve diğer sebeplerin elimine edilmesine bağlıdır. Ayrıca hormon ölçümleri yapılabilir. Hastalığın tedavisinde mitotan tedavisi yapılabilir.
Apokrin ter bezi kistleri: Bu bozukluk yaygın olarak görülür. Irk predispozisyonu yoktur. Klinik bulgu olarak tek, yuvarlak, pürüzsüz ve kılsız nodüller görülür. Bu nodüllerin içerisi sıvı doludur. Bunlar, yaygın olarak baş, boyun ve bacaklarda görülür. Teşhis, klinik muayene ve deri biyopsisine göre konur. Bunun tedavi kistlerin şirurjikal olarak alınması ile olur.
Bazal hücre tümörleri: Bu kanser tipi, daha çok yaşlı köpeklerde, yavaş büyüyen tümörlere sebep olur. Nadiren metastaz yapar. Klinik olarak tek bazende sıvı dolu nodüllerin ülserleşmesi şeklinde görülür. Bu lezyonlar daha çok baş, boyun ve göğüs bölgesinde bulunur. Ayrıca bunlar, hiperpigmentasyona da sebep olabilir. Teşhis deri biyopsi sonucuna göre konur. Bu hastalığın tedavisi şirurjikal olarak yapılır.
Black hair follicular displasia/allopesi/distrofi: Nadiren görülen karışık renkli köpek ırklarının herediter bir hastalığıdır. Bu hastalık, daha çok Bearded collie, Basset hound, Saluki, Beagle, Dachshund ve Pointer ırkı köpeklerde görülür. Klinik olarak sadece koyu renkli ya da siyah kıllarda dökülme vardır. Ayrıca, deride pullanma ve kepeklenme görülebilir. Hastalık daha çok 3-6 haftalık köpek yavrularını etkiler. Hastalığın teşhisi klinik bulgular ve deri biyosisine göre konur. Kesin bir tedavisi olmamasına rağmen kepeklenmeye karşı şampuanlar kullanılabilir.
Bowen’s hastalığı (Bowen’s disease): Bu hastalık, multiple lezyonların gelişmesi ile karakterize squamoz hücre karsinomunun nadiren görülen bir tipidir. Klinik bulgu olarak deride sınırları belirgin koyu renkli kabartı ve kalınlaşmalar şeklinde başlar. Bunlar daha sonra ülser ve kabuklanmalara kadar ilerleyebilir. Bu lezyonlar daha çok baş, boyun, omuz, ön bacaklar, ağız ve genital bölgede görülür ve kolayca kanayabilirler. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Lezyonlar kendiliğinden oluşabilir ve kaybolur. Tedavide bazı anti-kanser ilaçları ve radyasyon tedavisi denenebilir. Sonuç kesin değildir.
Yara, Bere ve Ezikler: Genellikle travma sonrası görülür. Bu probleme düşük trombosit sayısına sahip hayvanlar ile pıhtılaşma problemi olanlar ve hormonal bozukluk bulunan hayvanlarda sık rastlanılır. Klinik olarak deride morumsu siyah alanlar görülür. Teşhiste anamnez önemlidir. Eğer travma sonucu oluştuysa her hangi bir tedaviye gerek yoktur. Ancak başka bir anormallikten şüpheleniliyorsa kan ve pıhtılaşma testleri yapılmalıdır. Lezyonlu alanlarda hijyenik kurallara dikkat edilmelidir. Morluklara sebep olan primer hastalık biliniyorsa tedavi edilmelidir.
Kastrasyon ile düzelebilen dermatozlar: Bu deri problemleri, özellikle Chow chow, Samoyed, Keeshonden, Alaskan malamute, Miniature poodle ve Pomeranian ırkı köpeklerde yaygındır. Daha çok genç yaşta kastre edilmiş hayvanlar etkilenir. Klinik bulgu olarak genital bölge ve boyunda simetrik kıl dökülmesi görülür. Kıl dökülmesi, daha sonra gövdenin üst kısımlarına kadar ilerleyebilir ve kılsız bölgelerde deri koyu renkli olarak görünür. Deride şiddetli pullanma, kepeklenme, kıl renginin parlaklığını kaybetmesi ve solgunlaşma görülebilir. Hayvanların üzerindeki postu, yavru köpeklerinkine (puppy coat) benzer. Teşhiste fiziksel muayene ve anamnez önemlidir. Böyle dermatozlara sebep olabilen diğer durumlar elimine edilmeli ve hormon düzeylerinin belirlenmesi için kan testleri yapılmalıdır. Bu hastalığın tedavisinde kastrasyon tavsiye edilir.
Kronik irritasyon ve yangı: Bu durum, kronik atopi, alerjiler ve bakteriyel nedenlerden dolayı gelişebilir. Klinik bulgu oalrak deridekoyulaşma ve bazen de kalınlaşma görülebilir. Teşhis anamnez, fiziksel muayene ve kan tedtleri ile konur. Tedavide primer neden ortadan kaldırılmaldır.
Renk açılması ve genetik değişime bağlı (mutant) allopesi: Daha çok açık siyah ya da açık kahverenkli köpeklerin etkilendiği herediter bir hastalıktır. Bu hastalık genellikle Doberman, Dachshund, Great dane, Yorkshire terrier, Whippet ve Greyhound ırkı köpeklerde görülür. Hayvanlarda klinik bulgu olarak 6 aylık oluncaya kadar kıl renklerinde açılma ve incelme meydana gelir. Bu hayvanlarda sekonder olarak sıklıkla follikülitis gelişir. Teşhiste anamnez, ırk ve kıl örtüsünün rengi önemlidir. Hastalığın tedavisi yoktur. Ancak sık sık tarama, tımar ve şampuan kullanımından kaçınılmalıdır. Derinin sekonder enfeksiyonlardan korunması için önlemler alınmalıdır.
Kaşing hastalığı (Cushing’s disease; hiperadrenocortisism): Bu hastalık, çeşitli nedenlerden dolayı vücutta kortikosteroid üretiminin artması sonucu ya da tedavi amacıyla uzun süre yüksek dozda kortikosteroid kullanımının yan etkisi olarak görülür. Hastalarda klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, deride incelme, hiperpigmentasyon, kolayca ezilme ve berelenme olması, seborrhea, siya noktalar (comedone), letarji, poliüri ve polidipsi gelişir. Hayvanın vücudunun bazı bölgelerinde orantısız yağ birikimi vardır. Teşhiste adrenal bez fonksiyon testleri, idrar analizleri ve biyokimyasal profil testlerine bakılmalıdır. Bu hastalığın tedavisinde glandüler tümöre bağlı ise selegine ve o,p-DDD (mitotan) kullanılabilir. Ya da tümör şirurjikal olarak uzaklaştırılmalıdır. Hastalık uzun süre yüksek dozda ilaç kullanımına bağlı ise doz yavaş yavaş azaltılmalı ve bırakılmalıdır.
Dönemsel ve mevsimsel allopesi: Yılın bazı dönemlerinde kılların büyümesi durur. Bu durumda sınırlar belirgin simetrik kıl dökülmesi görülür. Bu kıl kaybı genellikle arka taraf ile göğüsün yan taraflarındadır. Kıl dökülmesinin olduğu bölgelerde deri koyu bir renk alır. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur.
Demodex uyuzu (Enik uyuzu, kırmızı uyuz): Demodex maytlarının sebep olduğu bir hastalıktır. Bu uyuz, immun sistemin zayıfladığı durumlarda görülür. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, deri pullanma, kızarıklık, püstüller, ülserler ve bazen de kaşıntı ve deride koyulaşma belirlenir. Teşhis deri kazıntısı ve mikroskobik muayene sonucuna göre konur. Tedavide steroidler kullanılmaz. Ancak, amitraz (mitaban) banyosu tavsiye edilir. Amitraz diabetli hastalarda kullanılmaz.
epitelyumiotrofik lemfoma (mycosis fungoides): Nadiren yaşlı köpeklerde görülen T-lenfositlerin bir kanseridir. Klinik bulgular multiple formdadır. Deride kızarıklık, kaşıntı, pullanma, ülserler ve pigment kaybı görülür. Bir ya da daha fazla nodül olabilir. Hayvanalrda oral ülserler gelişebilir. Tanı için biyopsi örnekleri alınmalıdır. Tedavide kemoterapötikler, retinoidler (sentetik A vitamini) yağ asitleri ve şirurjikal olarak nodüllerin uzaklaştırılması işlemi yapılabilir. Prognoz iyi değildir.
Östrojen’e cevap veren dermatozis (Ovarian imbalans tip II): Östrojene cevap veren dermatozlar, daha çok genç yaşta kısırlaştırılmış dişi köpeklerde görülür. Irk predispozisyonu olarak Daschshund ve Boxer ırkı köpeklerde daha yaygın olarak görülür. Kıl dökülmesi vücudun yan bölgeleri ve genital bölgesinden başlayarak diğer kısımlara doğru ilerler. Hayvanlarda kıl rengi soluklaşır ve postu yavrularınkine benzer (puppy coat). Teşhiste klinik muayene ve anamnez önemlidir. Tedaviye iyi cevap teşhise yardımcı olur. Tedavide östrojen kullanılır. Ancak, yan etkilerine karşı önlemleri alınmalıdır.
Foliküler kist: Folikülerkistler çok yaygın görülen kistlerdir. Bazı veteriner hekimler, bu kistlere “sebaceous cyst (yağ kisti)” adını vermektedir. Bunlar, derinin altında ya da üzerinde tek yuvarlak nodüller şeklindedir. Bu nodüllerin içerisinde sıvı olmayan sarıdan gıriye kadar değişen bir materyal bulunur. Nodüller genellikle baş, boyun ve vücutta bulunabilir. Teşhis biyopsi ile konur. Tedavide nodüllerin şirurjikal olarak alınması isteğe bağlıdır. Bu kistler sıkılmamalı ve aşırı basınç uygulanmamalıdır. Bu durumda şiddetli deri reaksiyonları meydana gelebilir.
Foliküler displasi (Renksiz halkalar):Bu bozukluk, sebebi bilinmeyen kıl kayıplı lekelerşeklinde görülür. Daha çok Siberian huskie, Doberman pinscher, Airedale, Boxer, Staffordshire bull terrier, Curly coated retriever, Iris water spaniel ve Portuguese water dog ırkı köpeklerde gözlenir. Klinik bulgular ve kıl dökülmesi hayvan ırklarına göre farklılık gösterebilir. Siberian huskie’lerde vücutta kıl dökülmesi vardır ve kıllarda kırmızılaşma izlerine rastlanır. Doberman, Boxer ve Terrier’ lerde kıl dökülmesi lumbal bölgededir. Retriever ve Spaniel ırkı köpeklerde deride hiperpigmentasyona rastlanabilir. Kılların dayanıklılığı azalmış ve renkleri solgunlaşmış görünebilir. Teşhis ırk ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur.
Büyüme hormonuna (Growth) cevap veren allopesi: Bu bozukluğun kesin sebebi bilinmemektedir. Ancak, adrenal hormonların azlığı yada bir enzim yetersizliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu hastalık daha çok 2 yaşından küçüklerde başlar. Bu bozukluk yaygın olarak Pomeranian, Chow chow, Keeshonden, Samoyed ve Poodle ırkı köpeklerde görülür. Klinik bulgu olarak kuyruk ve boyunda kıl kaybı gözlenir. Ayrıca deri rengi koyulaşabilir. Teşhiste kan hormon düzeylerine bakılır. Kısırlaştırılmış hayvanlara büyüme hormonu ve hormonal destek yapılmalıdır.
Hemanjiosarkom (Hemangiosarcoma): Hemanjiosarkom, daha çok güneş ışığının zarar verdiği deri bölgesinde görülür. Tümör malgnant olabilir. Morlaşmışsiyah nodüller genellikle gövde ve abdomende gelişir. Sıklıkla ülseratif yapıdadır. Tanı için biyopsi alınmalıdır. Tedavide, eğer tümör büyükse jirurjikal olarak alınmalıdır. Tümör bacaklarda ise bacak amputasyonu tavsiye edilir.
Hiperöstrejenizm (Ovarian imbalance tip I): Dişi köpeklerde aşırı östrojen düzeyi ile ilgili nadir görülen bir hastalıktır. Aşırı östrojen düzeyine ovaryum kanseri sebep olabilir. Klinik bulgu olarak simetrik kıl dökülmesi ve kılların yerlerinden kolayca çıkması görülür. Ayrıca deri renginde koyulaşma, memebaşı ve vulvada büyüme, nadiren de kaşıntı ve seborrhea belirlenebilir. Teşhis anamnez, fiziksel muayene, kıl dökülmesine neden olan diğer durumların elimine edilmesi ve kan östrojen düzeyinin ölçülmesine göre konur. Tedavide hayvan kısırlaştırılır ve tümörün akciğerlere metaztazı araştırılır.
Hipotroidizm: Hipotroidizm’e troid hormon üretiminin azalması sebep olur. Köpeklerde deriyi etkileyen en yaygın hormonal hastalık hipotroidizm’dir. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, kıllarda kuruluk ve kırılganlık vardır. Hipotroid’ili hayvanlarda seborrhea ve deride pigmentasyon gözlenir. Hastalarda sekonder bakteriyel ve maya enfeksiyonları gelişebilir. Diğer klinik bulgular olarak letarji, obezite ve kalp vurum sayısının azalması sayılabilir. Teşhiste troid bezi fonksiyon testleri, hormon ölçümü ve diğer kimyasal parametrelere bakılmalıdır. Tedavide primer hastalığın tedavisi (hipotridizm) yapılmalıdır.
Enjeksiyona bağlı bölgesel allopesi: Bu durum, enjeksiyon ya da aşı uygulanan tarafta kıl dökülmesi ile kendisini gösterir. Bölgedeki deri renginde koyulaşma görülebilir. Kedilerde ülserler oluşabilir. Kıl dökülmesi genellikle enjeksiyondan birkaç hafta sonra meydana gelir ve bu bölgede hiperpigmentasyon görülebilir. Teşhis anamnez ve fiziksel bulgulara göre konur. Tedaviye gerek yoktur ve bir süre sonra kendiliğinden iyileşme olabilir.
İnterstisyel hücre tümörü: Testislerin tümörüdür ve deride herhangi bir değişikliğe neden olmayabilir. Ancak, bazı vakalarda seborrhea, göğüsün yan taraflarında kıl dökülmesi, kuyruk bezi, perianal bezler ve deride pigment artışı görülebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kastrasyon tavsiye edilir ve antiseborreik şampuanlar kullanılabilir.
Sarılık: Bu problem genellikle karaciğer hastalıklarına bağlı olarak görülür. Klinik bulgu olarak deri ve müköz membranlarda sarılık ve göz konjiktivalarında beyazlık şeklinde görülür. Teşhiste fiziksel muayene ve karaciğer fonksiyon testleri değerlendirilmelidir. Tedavide primer hastalık tedavi edilmelidir.
Lentigo: Pug ırkı köpeklerde görülen kalıtsal bir hastalıktır. Klinik bulgu olarak deride kahverengi-siyah renkli bölgeler görülür. Teşhiste fiziksel muayene ve hiperpigmentasyona sebep olan diğer durumları elimine etmek için deri biyopsisi yapılır. Tedavisi yoktur.
Malassezia: Yaygın olarak köpek ve kedilerin derilerinde bulunan bir mayadır. Enfeksiyona Malessezia pachydermatitis sebep olur. Normal şartlarda mayalar çok az probleme sebep olur. Ancak, immun sistemi etkileyen başka bir hastalık durumunda mayalar aşırı şekilde üreyerek enfeksiyona sebep olur. Klinik bulgu olarak kaşıntı, kızarıklık, kıl dökülmesi ve yağlı kabuklar görülür. Eğer enfeksiyon kronikleşirse hiperpigmentasyon görülür. Teşhis deri kazıntısı ve smearların mikroskobik muayenesi ile konur. Kültür yapılabilir. Tedavide esas hastalık tedavi edilmelidir. Ayrıca oral olarak ketaconaazole ve miconazole şampuanlar kullanılabilir.
Mast hücre tümörü: Hayvanlarda yaygın olarak görülen bir kanser türüdür. Bu tümörler 1-4 arasında derecelendirilir. Tümör 1. derecede iken yavaş büyür. Ancak, 4. dereceye geldiğinde çok hızlı büyür ve metastazlara sebep olur. Tümörler çeşitli büyüklükte, görünümde ve sayıda olabilir. Teşhiste, tümörün hangi aşamada olduğunun belirlenmesi, tedavi ve prognoz açısından önemlidir. Teşhis biyopsi ile konur. Tedavi tümörün derecesine bağlıdır. Tümör büyük bir alan kaplıyorsa şirurjikal olarak alınmalı, kemoterapi, prednizolon ve radyasyon uygulanabilir.
Melonoma: Melanomlar, yaşlı köpeklerin malignant tümörleridir. Genellikle tek koyu renkli nodül şeklindedir ve bu nodüller sıklıkla ülserleşebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tümör büyük bir alanı kaplıyorsa şirurjikal olarak uzaklaştırılmalıdır.
Nazal depigmentasyon (Dudley nose): Bu bozuklukta başlangıçta siyah olan burun, daha sonra açık pembeden çikolata kahverengisine döner. Yaygın olarak Golden retriever, Poodle ve Dobberman ırkı köpeklerde görülür. Bu durum herhangi bir hastalıkla ilişkili değildir. Bu bozuklukta kabuklanma ve ülser gibi herhangi bir anormallik yoktur. Burnun rengi ilerleyen şekilde solgunlaşır. Teşhis fiziksel muayene sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur.
Pemphigus foliaceus: Pemfigus, köpeklerde bir grup yaygın olmayan bozukluğu kapsar. Bu bozuklukta, derinin normal komponentlere anormal immun cevabı vardır. Deride içerisi sıvı dolu kabarcıklar, püstüller ve kabuklu erozyonlara sebep olur. İnsanlardaki pemfigus ile çeşitli benzerlikleri olsa da bazı farklılıkları da vardır. Köpeklerde pemfigus foliseus ve daha hafif seyirli pemfigus erithematozis için tür predispozisyonu bildirilmesine rağmen, pemfigus vulgaris ve pemfigus vejetans için bildirilmemiştir. Pemfigus foliseus; Bearded collie, Akita, Doberman pincher, Newfoundland ve Schipperke ırkı köpeklerde, Pemfigus erithematozis ise Collie, German shepherd ve melezlerinde daha çok görülür. Bu hastalığın kalıtsallığı daha kesin değildir. Pemfigus foliseus köpeklerde daha yaygındır ve otoimmun bir hastalıktır. Etkileri özellikle ayaklarda ve başta olur. Püstüller şeklinde başlar ve daha sonra kabuklar oluşur. Genellikle burunda depigmentasyon görülür. Hastalarda kaşıntı, ayak tabanları ve tırnaklar etkilenmişse topallık görülür. Hastalık ilerlemiş ve deri ciddi olarak etkilenmişse, ateş ve iştah kaybı görülür. Teşhiste anamnez, fiziksel muayene, deri kazıntısı ve biyopsi yapılmalıdır. Tedavide kortikosteroidler, diğer immunsupressif ajanlar ve altın enjeksiyonları yapılabilir.
Kılların kırmız/kahverengine lekelenmesi: Bu durumun en yaygın sebebi, ter ve yalama sırasında salya gibi vücut sekresyonlarıdır. Klinik bulgu olarak açık renkli kıllar, kırmızı/kahverengine dönüşür. Klinik bulgu ve anamneze göre konur. Tedavide terleme ve halanmaya sebep olan durumlar azaltılmaya çalışılır.
Rocky mountain spotted fever: Rocky mountain spotted fever, köpeklerde ve insanlarda görülen riketsiyel bir hastlıktır. Hastalığa Rickettsia rickettsii sebep olur. Hastalık Dermacentor soyuna bağlı keneler tarafından bulaştırılır. Rocky mountain spotted fever, dünyanın farklı ülkelerinde “tick tiphus”, “tobia fever”, “Sau Paulo fever” ve “fiebre manchada” gibi isimlerle de bilinmektedir. Köpeklerde görülen bulgular, insanlarda görülenlere benzer. Hayvanlarda semptom olarak anoreksi, ateş, depresyon, eklemelerde ağrı, ödem, derialtında hemorajiler (berelenme), trombositopeni, mukoz membranlar ve ekstremitelerde ülserler görülür. Ancak, deride her zaman lezyon görülmeyebilir. Tanıda özel kan testleri, organizmada antikor tayini ve biyopsi örnekleri önemlidir. Hastalıktan şüphelenildiği takdirde, kesin teşhis beklenmeden derhal antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Tedaviye, bir tetrasiklin olan ve kan-beyin bariyerini iyi geçen Doxicycline ile günlük doz ikiye bölünerek 4 mg/kg dozda başlanmalıdır. Tedaviye en az 3 gün ve gerekirse 5-10 gün devam edilmelidir. Tedavide alternatif olarak kloramfenikol da kullanılabilir. Ancak, bu ilacın aplastik anemiye sebep olabilme gibi yan etkisi olabilir. Bu nedenle de ilaç kullanılacak ise kan düzeyleri dikkatle izlenmelidir.
Sertoli hücre tümörü: Orta yaşlı köpeklerde testislerin tümörüdür. Klinik bulgu olarak erkek köpeklerde dişi seksüel karakter gelişir. Kıl dökülmesi, deride pigment artışı ve prepisyumda kızarıklık gibi bulgular gözükür. Teşhiste klinik muayene önemlidir. Tedavi amacıyla kastrasyon yapılmalıdır.
Deri kanseri: Köpeklerde en yaygın görülen kanserlerden birisidir. Bunlar köpeklerde görülen tüm kanser türleri içerisinde yarıdan fazlasını oluşturur. En yaygın deri kanseri olarak papilloma görülür. Bunlar, küçük karnabahar benzeri viral tümörlerdir. Yaygın olarak göğüs ve gri kıl örtüsüne sahip köpeklerin eksremitelerinde görülür. Bu tümörlerin önemli bir kısmı kötü huylu değildir. Köpeğin bunları yalayarak kanatması dışında herhangi bir bozukluğa sebep olmaz. Köpeklerde görülen diğer bir yaygın kanser türü lipoma’lardır. Bunlar deri altında multiple nodüller şeklindedir. Kedi ve ferretlerde nadiren görülür. Köpeklerde deri kanseri olarak görülen bir diğer kanser türü mastacytoma (mast hücre tümörü)’lardır. Bu tümörler malignanttır. Ancak, diğer organlara metastaz yapmazlar. Köpeklerde bunlar dışında deri kanseri olarak bazal hücre tümörleri ve melanoma’lar görülebilir. Deri kanserleri özellikle yaşlı köpeklerde görülür. Deri kanserleri köpeğin derisinde anormal bir lezyon ya da nodül şeklinde görülür. Açık kıl örtüsüne sahip köpek ırkları deri kanserine daha hassastır. Teşhis, biyopsi sonucuna göre konur. Deri kanserlerinin tedavisi çoğunlukla tümörün şirurjikal olarak alınması ile yapılır.
Kısa kuyruk kesimine bağlı neuroma: Kısa kuyruk kesiminden sonra sinir tekrar büyür ve semptomlara sebep olur. Klinik bulgu olarak kuyruğun kesildiği kısımda nodül, aşırı kaşıntı, kıl dökülmesi ve hiperpigmentasyon görülür. Teşhis anamnez ve semptomlara göre konur. Tedavisi şirurjikal olarak bölgenin temizlenmesi ve nodülün alınması şeklindedir.
Kuyruk bezi hiperplazisi: Kısırlaştırılmamış köpeklerde ya da hipotroidizm gibi başka bir hastalığa bağlı sekonder olarak kuyruk kökü ve kuyruğa yakın yağ bezlerinde aşırı büyüme görülür. Klinik bulgu olarak bu bölgede kıl dökülmesi, seborrhea oleasa, kabuklanma ve bez üzerindeki bölgede hiperpigmentasyon görülebilir. Teşhis klinik bulgular ve primer hastalığı teşhisine göre konur. Tedavide kastrasyon tavsiye edilir. Ayrıca, başka bir hastalık varsa tedavisi yapılmalıdır. Gerekirse be şirurjikal olarak alınmalıdır.
Uveodermatolojik sendrom: Bu bozukluk, deri ve gözlerde melanin’e (koyu pigment) aşırı hassasiyetin gelişmesidir. Klinik bulgu olarak burun, dudaklar ve göz kapaklarında pigment kaybının görülmesi şeklindedir. Bu pigment kaybından nadiren de olsa ayak patileri, skrotum ve anüs de etkilenir. Hayvanlarda nadiren de olsa ülserler ve uveitis (gözlerin yangısı) meydana gelebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide uzun süreli prednisone, azathiprine ve uygun göz medikasyonları uygulanabilir.
Vitiligo (pigment kaybı): Bu hastalık herditerdir ve otoimmun bir reaksiyon sonucu görülebilir. Hayvanlarda klinik bulgu olarak pigment kaybı vardır. Bu kayıp geçici ya da sürekli olabilir. Genellikle burun, dudaklar ve yüzde görülür. Teşhis klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Hastalığın tedavisi yoktur.
Kedilerin Deri ve Kıl Örtüsünde Pigment ve Renk Değişikliğinin Nedenleri
Kedilerin deri ve tüylerinde bazen renk değişiklikleri görülebilir. Bu değişiklikler, renkte açılma ya da koyulaşma şeklindedir. Bu durum, normal bir süreç olabildiği gibi ciddi bir hastalık nedeniyle de oluşabilir. Eğer, tüy veya deride beyaz dışında başka bir renk oluşursa, buna “pigment” denir. Bu durumda renk; kahverengi, siyah, kırmızı, mor veya sarı olabilir. Kedilerin deri ve tüy örtüsünde pigment ve renk değişikliklerine sebep olabilen pek çok durum ve hastalık vardır.
Apokrin ter bezi kistleri: Bu bozukluk, kedilerde nadiren görülür. Klinik bulgu olarak tek, yuvarlak ve üzerinde tüy olmayan nodüller şeklinde görülür. Bu nodüllerin içerisi genellikle sıvı ile doludur. Bunlar yaygın olarak baş, boyun ve bacaklarda görülür. Teşhis, klinik muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide nodüller şirurjikal olarak alınır.
Bazal hücre tümörü: Kedilerde görülen en yaygın deri tümörleridir. Bunlar, benign (iyi huylu) ya da yavaş büyüyen ve nadiren metastazlara sebep olabilen malign (kötü huylu) karakterde olabilir. Bu nodüller genellikle tektir ve nadiren de bazılarının içerisi sıvı dolu olabilir. Bunlar ülserleşebilir. Genellikle baş, boyun ve göğüs bölgesinde hiperpigmentasyon görülebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide iyi huylu tümörler şirurjikal olarak alınır.
Bowen’s hastalığı: Squamoz hücre karsinomunun nadiren görülen bir tipidir. Multiple lezyonlar gelişir. Lezyonlar deride kalınlaşma, koyulaşma ve sınırları belirgin kabartılar şeklinde başlar. Daha sonra ülserlere ve dökülmelere kadar ilerleyebilir. Lezyonlar kolayca kanar ve genellikle baş, boyun, omuzlar ve önbacaklarda görülür. Teşhis, biyopsi sonucuna göre konur. Bu lezyonlar kendiliğinden oluşur ve kaybolabilir. Daima tedavi gerektirmeyebilir. Bazı komplike vakalarda anti-kanser ilaçlar ve radyasyon tedavisi denenebilir.
Morluklar ve ezikler: Bunlar, genellikle taravma sonrasında görülür. Ancak, bu durum, bazen anormal derecede düşmüş trombosit sayısını, pıhtılaşma problemlerin ve bazı hormonal problemleri yansıtabilir. Klinik bulgu olarak deri üzerinde morarmış vee siyahlaşmış alanlar görülür. Teşhiste anamnez çok önemlidir. Travmaya bağlı olmayan morluklarda, kan ile ilgili başka bir anormalliklerden şüphelenilirse, çeşitli kan testleri (pıhtılaşma faktörleri, kan analizleri ve hormon tayinleri) yapılmalıdır. Travmaya bağlı durumlarda hijyenik kurallara uyulmalıdır. Başka bir sebebe bağlı ise primer sebep ortadan kaldırılmalıdır.
Kronik irritasyon ve yangı: Kronik irritasyon ve yangıya kronik atopi, alerjiler ve bakteriyel enfeksiyonlar sebep olabilir. Klinik bulgu olarak deri renginde koyulaşma ve bazen de kaşıntı görülebilir. Teşhiste anamnez, klinik muayene ve bazı kan testleri yapılabilir. Tedavi sebebe yöneliktir.
Kaşing hastalığı (Cushing’s disease; hiperadrenokortisism): Bu hastalık, vücutta kortikosteroid üretiminin artması veya yüksek dozda ve uzun süreli kortikosteroid tedavisinin yan etkisi olarak görülür. Klinik bulgu olarak tüy dökülmesi, deride incelme, hiperpigmentasyon, derinin kolayca ezilme ve berelenmesi, seborrhea, siyah noktalar (comedone), letarji, poliürü ve polidipsi gelişir. Hayvanda orantısız yağlanma ve sarkık karın görülür. Teşhiste adrenal bez fonksiyon testleri, idrar ve biyokimyasal analizler yapılır. Tedavide, hastalık tümöre bağlı ise cerrahi olarak alınır ya da selegine, o,p-DDD (mitotan) kullanılabilir. Hastalık yüksek dozda steroid kullanımına bağlı olarak gelişmişse, o takdirde ilacın dozu yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.
Epitelyumiotropik lemfoma (mycosis fungoides): Yaşlı kedilerde nadiren görülen T- lenfositlerin bir kanseridir. Bu hastalık, FeLV ile ilişkili olarak da görülebilir. Klinik bulgu olarak deride multiple formda kızarıklık, kaşıntı, pullanma, ülserler ve pigment kaybı görülür. Bu kanser türünde bir ya da daha fazla nodül görülebilir. Ayrıca hayvanlarda oral ülserler gelişebilir. Tanı biyopsi sonucuna göre konur. Tedaviye cevap zayıftır. Ancak, nodüllerin şirurjikal olarak alınması, kemoterapi, retinoidler (sentetik A vitamini) ve yağ asitleri denenebilir.
Foliküler kist: Kedilerde en yaygın görülen kist türüdür. Foliküler kistlere, bazı klinisyenler “sebaceous cyst” adını vermektedirler. Klinik bulgu olarak deri altında ya da üzerinde tek ve yuvarlak nodül görülür. Bu nodülün içerisi koyu sarıdan griye kadar değişen bir sıvı vardır. Böyle kistler daha çok baş, boyun ve gövdede görülür. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavi isteğe bağlı olmakla birlikte, kistler şirurjikal olarak uzaklaştırılır. Ancak, bu kistler şiddetli deri reaksiyonlarına ve çevresine basınç oluşturmadığı müddetçe herhangi bir işlem yapılmaz.
Hemanjiosarkom (Hemangiosarcome): Bu tümörler, daha çok güneş ışığı tarafından hasara uğratılmış deride görülür. Kötü huylu ve invaziv olabilir. Klinik bulgu olarak nodüller kırmızı siyahtan mora kadar değişebilir. Bu nodüller daha çok kulaklar, baş, bacaklar, kasık ve koltuk altında (axilla) görülür. Bu nodüller çoğunlukla ülserleşebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavidetümörün kendisi ve çevresi geniş olarak temizlenir. Eğer, tümör bacakta ise bacağın amputasyonu tavsiye edilir.
Hipotroidizm: Bu hastalığa troid hormon üretiminin azalması sebep olur. Kedilerde yaygın değildir. Klinik bulgu olarak tüylerin kuru ve kolayca kırılgan bir hal alması, seborrhea, deride sekonder bakteri ve maya enfeksiyonları, letarji, obezite, kalp vurum sayısının azalması ve deri pigmentasyonunda değişiklikler görülür. Teşhiste troid bezi fonksiyon testleri ve biyokimyasal profil yapılır. Tedavide, hayvana hayatı boyunca troid hormon ilavesi yapılır.
Enjeksiyon bölgesinde görülen allopesi: Tedavi ya da aşı enjeksiyonu yapılan tarafta tüy dökülmesi ile kendisini gösterir. Hayvanlarda deri kalınlaşmış ve ülserler görülebilir. Klinik bulgu olarak enjeksiyondan sonra aylarca tüy dökülmesi devam eder. Bölgede hiperpigmentasyon oluşabilir. Teşhis anamnez ve klinik muayene sonucuna göre konur. Tedavisi yoktur. Ancak bazı hayvanlarda tüy dökülmesi sürekli olabilir.
Sarılık: Bu durum genellikle karaciğer hastalıkları sonucunda görülür. Deri, mukozalar ve gözün beyaz kısmında sarılık gelişir. Teşhiste fiziksel muayene, kan testleri ve karaciğer fonksiyon testleri yapılır. Tedavisi nedene göre yapılır.
Lentigo: Genellikle kedilerin burun ve dudaklarında renk değişikliği ile karakterizedir. Klinik olarak dairesel şekilde kahve-siyah renkte bölgeler görülür. Teşhiste hiperpigmentasyona neden olan diğer durumlar gözden geçirilmelidir. Tedavisi yoktur.
Malessezia: Malessezia pachydermatitis, yaygın olarak kedi ve köpeklerin derilerinde bulunan bir mayadır. Bu mayalar normalde herhangi bir klinik bulguya sebep olmaksızın deride bulunabilir. Bununla birlikte, bazı durumlarda aşırı miktarlarda çoğalarak çeşitli deri problemlerine sebep olabilir. Malessezia enfeksiyonları, derinin immun sistemini zayıflatan herhangi bir hastalık ya da durumda ya da herediteer bozukluklarda daha çok görülür. Klinik bulgu olarak kaşıntı, deride kızarıklık, kabuklanma, kepeklenme, kıl ya da tüy dökülmesi ve ciltte yağlanma görülebilir. Ayrıca problemin kronikleşmesi halinde hiperpigmentasyon da görülebilir. Teşhiste deri kazıntısı ve smearlar alınarak incelenir. Ancak, normal florada olduğu için tedaviye verilen cevap önemlidir. Tedavide immun sistemi etkileyen primer hastalık tedavi edilmelidir. Ayrıca oral olarak ketakonazol ve mayalara etkili şampuanlar (miconazol) kullanılabilir.
Mast hücre tümörü: Bu kanser türü yaygın olarak görülebilir. Bu kanser türü 1-4 arasında derecelendirilir. Tümör, birinci derecede iken yavaş gelişirken, dördüncü dereceye ulaştığında çok hızlı gelişir. Tümör, çeşitli büyüklükte, görünümde ve sayıda olabilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Prognozda tümörün derecesi önemlidir. Tedavi, tümörün derecesine bağlıdır. Ancak büyük bir alanı kaplıyorsa şirurjikal olarak uzaklaştırılır. Gerekirse kemoterapi, prednizolon ve radyasyon tedavisi uygulanabilir.
Melonoma: Malignant bir tümördür ve kedilerde yaygın olarak görülmez. Genellikle tek koyu renkli nodül şeklindedir. Bunlar ülseratif yapıda olabilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tümör, büyük bir alanı kaplıyorsa şirurjikal olarak uzaklaştırılmalıdır.
Sivrisineklere bağlı hipersensitivite: Bazı kedilerde sivrisinek ısırıklarına karşı ciddi alerjik reaksiyonlar gelişir. Lezyonlar genellikle kulak ucu, ayak tabanı, dudak ve çenede şekillenir. Klinik olarak akut vakalarda kızarıklık, şişlik, zamanla kıl ya da tüy dökülmesi, pullanma, kepeklenme, nodüller ve pigment değişikliği görülebilir. Bazı kedilerde ateş ve şişlikler oluşur. Anamnezde sivrisineğe mağruz kalındığının öğrenilmesi ve tedavi süresince hayvanlarda iyileşme olması tanıya yardımcı olur. Hayvanların sivrisineklere mağruz kalması önlenmeli ve insekt kovucu preparatlar ile prednisolon kullanılmalıdır.
Pemfigus foliseus (pemphigus foliaceus): Kedilerde en yaygın görülen pemfigus formudur. Otoimmun bir hastalıktır. Etkileri özellikle ayaklar ile başta olur. Hastalık püstüler bir yapı ile başlar ve daha sonra kabuklanır. Bu bölgede genellikle depigmentasyon oluşur. Hayvanlarda kaşıntı, ayak tabanları ve tırnaklar etkilenmise de topallık görülür. Ciddi vakalarda ateş ve iştah kaybı görülür. Teşhis anamnez, klinik muayene, deri kazıntısı ve biyopsi sonucuna göre konabilir. Tedavide kortikosteroidler, immunsupresif ajanlar ve altın enjeksiyonları yapılır.
Tüylerde tıraş sonrası renk değişimi: Siamese, Burmase, Himalayan ve Balinese ırkı kedilerde daha yaygın olarak görülür. Deri ısısı artar ve bu bölgelerde renk açılması görülür. Serin bölgelerde ise tüylerin rengi koyudur. Tüyler kesildiği zaman bölge serinler ve renk koyulaşır. Klinik olarak tüyleri kesilmiş bölgede uzayan kıl ya da tüyler koyu renklidir. Kıl ya da tüyler dökülüp tekrar çıkınca, normal rengine döner. Teşhis ırk ve anamneze göre konur. Tedavisi yoktur.
Kırmızı/kahverengi lekeli tüyler: Kedilerde kırmızı/kahverenkli lekelerin görülmesinin en yaygın nedeni ter ve salya gibi vücut sekresyonlarıdır. Açık renkli tüyler kırmızıya benzer kahverengine döner. Tanıda klinik ve anamnez önemlidir. Tedavisi yoktur.
Skuomoz hücre karsinomu (Squamous cell carcinoma): Skuomoz hücre karsinomu deride görülür ve güneş ışığı tetikleyici bir faktördür. Bu kanser türü, yaygın olarak beyaz kediler ile sıcak ve bol güneşli ülkelerdeki kedilerde görülür. Bu kanser türü çoğunlukla burun ve kulakları etkiler. Bu tümörlerin metastazları yaygın değildir. Ancak, bazen lokal lenf yumrularını etkileyebilir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide tümör şirurjikal olarak uzaklaştırılabilir ve radyasyon tedavisi yapılır. Tedaviye cevap oldukça iyidir. Ancak kemoterapiye cevap iyi olmayabilir. Bazı kedilerde tedavi alternatifi olarak kiryoşirurji (crysurgery) denenebilir. Bu tedavide, özel bir propkullanılarak likid nitrojen kullanılarak dondurulma esas alınır.
Kuyruk bezi hiperplazisi: Kedilerde kuyruk bezinin hiperplazisidir. Çoğunlukla kısırlaştırılmamış erkek kedilerde görülür. Klinik bulgu olarak bez üzerindeki bölgelerde yağlı bir görünüm, tüy dökülmesi ve kabuklanma görülür. Teşhiste klinik bulgular dikkate alınmalıdır. Tedavide kastrasyon çözüm değildir. Ancak, antiseborreik şampuanlar, retinoidler (sentetik A vitamini) ve kedinin daha fazla serbest kalması gibi uygulamalar yapılabilir.
Vitiligo (pigment azalması): Bu bozukluk, herediter ya da otoimmun bir reaksiyon sonucu görülebilir. Klinik bulgu olarak deride geçici ya da kalıcı pigment kaybı görülebilir. Teşhis klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Hastalığın bilinen bir tedavisi yoktur.
Köpeklerde Derideki İçerisi Sıvı Dolu Şişliklerin Sebepleri
Deride içerisin irin ile dolu küçük şişliklere “püstül” ve daha büyük şişliklere de “apse” denirken, içerisi berrak bir sıvı ile dolu küçük şişliklere ise “vezikül” denir. Deride bu tip şişlikler pek çok durum ya da hastalıkta görülür.
Apseler: Deride enfeksiyöz ya da nonenfeksiyöz (bazı kimyasal maddeler ve ilaçlar) durumlara bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde apseler oluşabilir. Köpek ve kedilerde ısırık yaralarına bağlı apse oluşumu oldukça yaygındır. Klinik bulgu olarak deri üzerinde çeşitli büyüklüklerde içerisi sıvı dolu şişlik ya da şişlikler görülebilir. Eğer, bu şişlikler enfeeksiyöz orjinli ise ateş, iştah kaybı ve depresyon görülebilir. Deride oluşan apseler açılabilir ya da fistülleşebilir. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve iğne ile aspirasyon yapılarak konur. Tedavide apseler gerek görülürse açılarak temizlenir ve enfeksiyöz orjinli olmasından şüpheleniliyorsa antibiyotikler kullanılır.
Alerjik ve kontakt dermatitis: Bu durum, deriye uygulanan bir ilacı (bazı antibiyotikler ya da kimyasal maddeler) takiben meydana gelebildiği gibi nikel gibi metaller, kauçuk yün ve plastik gibi materyaller, boya, halı ve klim koku gidericileri kimyasallar ile bazı irritan maddeler, bu tip alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hayvanlarda klinik bulgu olarak deride kızarıklık, deriye temas bölgesinde küçük içerisi sıvı dolu şişlik ve kabarıklıklar görülür. Kimyasal madde ya da alerjenlerin deriye temas ettiği bölgeler sağlam kısımdan kolayca ayırt edilir. Hayvanlarda kaşıntı ve kronik durumlarda da kıl dökülmesi görülür. Teşhiste anamnez, deri testleri ve eliminasyon denemeleri önemlidir. Tedavide muhtemel sebep ortadan kaldırılır. Steroidler ve antihistaminikler kullanılır.
Apokrin ter bezi kistleri: Apokrin ter bezi kistleri köpeklerde yaygın olarak görülür. Klinik bulgu olarak üzerinde kıl bulunmayan tek, yuvarlak ve düzgün nodüller görülür. Bu nodüllerin içerisinde berrak ya da mavimtrak bir sıvı ile doludur. Bunlar çoğunlukla baş, boyun ve bacaklarda görülür. Teşhis fiziksel muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavi isteğe bağlıdır ve bu kistler şirurjikal olarak uzaklaştırılabilir.
Pyoderma: Pyodermalar, küçük hayvan pratiğinde ve özellikle de köpeklerde yaygındır. Bunlar yüzeysel (surface), süperfisyal (superficial) ve derin (deep) pyoderma diye sınıflandırılır. Yüzeysel pyodermada, bakteriler derinin en dış tabakasına kolonize olmuştur. Süperfisial pyodermada ise bakteriyel enfeksiyon, kıl folüküllerini bozmayacak düzeydedir. Derin pyodermada, bakteriyel enfeksiyon kıl folüküllerini etkilemiş ve daha derinlere kadar ilerlemiştir. Pyoderma’ya vakaların önemli bir kısmında, deride doğal olarak bulunan Staph. İntermedius sebep olur. Derinin doğal yapısının bozulması ve immun sisteminin zayıflaması sonucu bu mikroorganizma patojenik özellik kazanır ve hastalığa sebep olur. Yine başka mikroorganizma ve bakterilerde pyoderma’ya sebep olabilir. Ancak, bunun oranı %10’u geçmez. Pyoderma, pek çok durumda görülebilir. Ancak, çoğunlukla hayvanların immun sistemlerinin zayıflaması ya da immun sistemin bozulması durumunda görülen primer pyodermadır. Bu hastalık, bazı hayvanlarda yaygın olarak görülen atopi, ektoparazitler, gıda alerjileri, deri travmaları, kötü tımar, seborrhea, tırmalama ve ısırmaya bağlı egzema durumlarında da görülür. Klinik bulgu olarak kaşıntı, kızarıklık, sivilce tarzında şişlik ya da kabuklanma görülür. Hastalar kötü kokar. Süperfisial pyoderma’da hastalık önce sarı lekelenmeler şeklinde başlar ve daha sonra bunlar büyük şişliklere ve kabuklanmalara döner. Hastalarda pyoderma derinleştiği zaman sistemik hastalık belirtileri görülür. Deri üzerinde sızıntılı apseler ve fistüller oluşabilir. Bazı bölgeler (kulakların iç tarafı, kasık bölgesi ve hayvanın arka tarafı) enfeksiyona eğimli hale gelir. Pyoderma, maya enfeksiyonlarına da çok benzer ve amprik uygulamalar ile iyileşmeyebilir. Bu nedenle dikkatli muayene edilmeli ve veteriner hekimler tarafından tedavi edilmelidir. Bu hastalığın tedavisinde öncelikle hayvanların kendilerini yalamaları, ısırmaları ve tırmalamalarını önleyecek tedbirler (yakalık gibi) alınmalıdır. Pyodermanın her tipi için farklı tedaviler uygulanmalıdır. Öncelikle primer neden araştırılıp ona yönelik tedavi uygulanmalıdır. Aksi ıspat edilmedikçe her zaman pireler düşünülmelidir. Enfekte bölgeler temizlenmeli ve merhemler sürülmelidir. Hayvanlar haftada en az iki kez medikal şampuanlar ile yıkanmalıdır. Hastalığın şiddetine göre uygun bir süre antibiyotik kullanılmalıdır.
Gençlik hastalığı (canine distemper, hard pad disease): Bu hastalık, son yıllarda düzenli aşaılamalar nediyle nadiren görülmektedir. Bu hastalıkta taban yastığı lezyonları yaygın olarak görülür. Distemper, genç Shar-peis ırkı köpeklerde yaygın olarak görülür. Hayvanlarda impetigo ( süperfisial püstüler pyoderma), burun ucu ve ayakların taban yastıklarında kalınlaşma görülür. Yine hastalıkla ilgili diğer semptomlar da görülür. Teşhis aşılama yapılmadığı anamnezi, klinik muayene ve serolojik test sonucuna göre konabilir. Hastalığın tedavisinde destekleyici tedavi yapılır. Ancak, hastalık çok öldürücüdür ve iyileşen hayvanlarda da kalıcı sekeller kalabilir.
Demodektik uyuz (Yavru uyuzu, kırmızı uyuz): İmmun sistemi zayıflamış hayvanlarda Demodex soyuna bağlı maytlar tarafından oluşturulan enfeksiyondur. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, kabuklanma, kızarıklık, püstül ve ülserler görülür. Bazı vakalarda kaşıntı ve deride koyulaşma görülür. Teşhis deri kazıntısının mikroskopik muayenesi ile konur. Tedavide amitraz (mitaban) banyosu tavsiye edilir ve steroidler kullanılmaz.
Multiform eritemler (Erythema multiforme): Multiform eritemler, ilaç ya da enfeksiyonlara karşı görülen hipersensitivite reaksiyonlarıdır. . Bu lezyonlara aynı zamanda kanser ya da diğer hastalıklar da sebep olabilir. Hayvanlarda kıl dökülmesi, halk arasında göz olarak bilinen lezyonlar (bull’s eye) ve veziküller görülür. Bazı vakalarda ülser, depresyon ve ateş görülür. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Semptomatik tedavi ya da lezyonların sebebi biliniyorsa ona yönelik tedavi yapılır.
Follikülitis (folliculitis): Kıl folüküllerin enfeksiyonudur. Hastalığa genellikle stafilokok’lar sebep olur. Semptomlar genellikle kıl yoğunluğunun az olduğu karın altında görülür. Klinik bulgu olarak folüküllerde püstüller ve kaşıntı görülür. Bu püstüller açıldığı zaman yuvarlak ve halka şeklinde göz gibi gözükür. Merkezlerinde kabuklar ile periferal ve epidermal bağ dokuda kızarıklık ya da koyulaşma gözlenir. Kısa kıl örtüsüne sahip köpeklerde kıllar öbekler halinde yapışır ve yerlerinden kolayca çıkar. Uzun kıl örtüsüne sahip köpeklerde seborrhea görülebilir. Teşhis deri kazıntısı, kültür ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide en az 4 hafta antibiyotik kullanılır. Eğer, nüksleri görülürse, o takdirde, alerji ya da hormonal dengesizlik gibi başka bir sebep araştırılmalıdır.
Hematom: Kanın damar dışına çıkarak deri altında bazı bölgelerde toplanmasıdır. Çoğunlukla, sarkık kulaklı köpeklerin kulaklarında şekillenir. Klinik bulgu olarak değişik büyüklük ve hacimde sert ya da içerisi sıvı dolu şişlikler şeklinde görülür. Teşhiste iğine aspirasyonu yapılır. Tedavi, hematom’un lokalizasyonu ve hacmine göre değişir. Şişliklerin kendiliğinden absorbsiyonu beklenir ya da iğne ile boşaltılması gereklidir.
İmpetigo (süperfisial püstüler pyoderma): Bu problem daha çok 1 yaşından küçük köpekleri etkiler. İmpetigo çoğunlukla Stafilokok enfeksiyonları sonucu görülür. Klinik bulgu olarak özellikle karın bölgesinde küçük püstüller, kepeklenme ve kabuklanma görülür. Teşhis anamnez, fiziksel muayene, bakteriyel kültür ve deri kazıntısına göre konur. Tedavide topikal olarak hidrojen peroksit, klorhexidine ya da benzol peroksit şampuanlar kullanılır. Eğer, problem ciddi ise antibiyotikler kullanılır. Problem, yavrularda zamanla iyileşir.
Lupus eritematosus (Lupus erthematosus): Bu hastalık, eklem, böbrek, kas ve sinir sistemi gibi bir çok sistemi etkileyen otoimmun bir problemdir. Deri lezyonları olarak kalınlaşma, ayakların taban yastıklarında ülserler, kepeklenme ve nüks eden püstüllü bakteriyel enfeksiyonlar görülür. Teşhis spesifik kan testi (LE testi) ve deri biyopsisine göre konur. Tedavide prednison ve diğer immunsupressif ilaçlar kullanılır. Ayrıca bilinen başka bir hastalık varsa tedavi edilir.
Nazal pyoderma (Nasal pyoderma): Bu bozukluk, burun köprüsünün derin enfeksiyonudur. Klinik bulgu olarak papül, püstül ve derin ülser şeklinde görülür. Bunlar fistülleşebilir ve yara izi bırakırlar. Teşhis deri kazıntısı, deri biyopsisi, bakteriyel ve fungal kültür sonucuna göre konur. Burun ile ilgili başka bir hastalığın olup olmadığı araştırılır. Tedavide bölge tıraş edilir ve temizlenir. Enfekte bölgenin daha fazla travmaya maruz kalmaması için önlemler (Elizabethan yakalık) alınır. Uzun süre antibiyotik kullanılırken steroidler verilmez.
Pemfigus (pemphigus, bullous pemphigoid): Nadiren görülen otoimmun bir hastalıktır. Çoğunlukla, Collie ve Doberman ırkı köpeklerde görülür. Köpeklerin %80’inde oral lezyonlar bulunur. Ayrıca, kasık bölgesi ve önbacakların alt kısmında veziküller görülür. Teşhis anamnez, klinik muayene ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide steroidler ve diğer immunsupresaantlar kullanılır.
Pemfigus eritematozus (Pemphigus erythematosus): Pemfigus foliseus’un daha az şiddetli formudur. Otoimmun bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkışında, güneş ışığına maruz kalma rol oynayabilir. Klinik bulgu olarak püstül, fistül ve kabuklanma görülür. Lezyonlar genellikle yüz ve kulaklardadır. Teşhis anamnez, fiziksel muayene, deri kazıntısı ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide topikal ve oral steroidler ile immunsupresantlar kullanılır.
Pemfigus foliseus (pemphigus foliaceus): Köpeklerdeki pemfigus’un en yaygın görülen formudur. Otoimmun bir hastalıktır. Bazı köpek türleri daha büyük bir risk altındadır. Hassas köpek türleri arasında Doberman, Bearded collie, Newfoundle ve diğer sivri burunlu ırklar sayılabilir. Hastalıktan çoğunlukla ayaklar ve baş bölgesi etkilenir. Hastalık püstül şeklinde başlar ve ilerleyerek şiddetli kabuklanmalarla devam eder. Burunda depigmentasyon ve kaşıntı yaygındır. Eğer, ayağın taban yastıkları ve tırnaklar etkilenirse topallık görülür. Semptomlar önce şiddetlenir ve sonra da sönerler. Hastalığın şiddetli olduğu vakalarda ateş ve iştahsızlık görülür. Teşhis anamnez, fiziksel muayene, deri kazıntısı ve biyopsi sonucuna göre konur. Tedavide kortikosteroidler ve immunsupresantlar kullanılır. Ayrıca, altın enjeksiyonları yapılabilir.
Pemfigus vulgaris (pemphigus vulgaris): Pemfigus’un nadiren görülen formlarından birisidir. Otoimmun bir hastalıktır. Pemfigus vejetans (pemphigus vegetans), bu hastalığın köpeklerde görülen en hafif formudur. Klinik bulgu olarak büyük veziküller oluşur. Bunlar yırtılılarak açılır ve ülserleşirler. Daha sonra sert kabuklar oluşur. Lezyonlar çoğunlukla ağız bölgesindedir. Teşhis biyopsi sonucuna göre konur ve prognoz kötüdür. Tedavide prednisolon ve immunsupresantlar kullanılır.
Derin pyoderma (Deep pyoderma): Deri ve derialtı bağ dokusunun bakteriyel enfeksiyonu sonucu görülür. Derin pyoderma çoğunlukla diğer deri hastalıklarında ( haynın kendini ısırması, aşırı kaşıntı, yaralar, acral lick granuloma, alerjiler ve seborrhea) sekonder olarak da görülebilir. Klinik bulgu olarak ülserli püstüller, nodüller, kabuklanma ve deride kalınlaşmalar görülür. Teşhis, deri kazıntısı, biyopsi ve kültür sonucuna göre konur. Tedavide enfekte bölgenin kılları kesilir ve temizlenir. Hayvanın kendine zarar vermemesi için yakalık takılır ve antibiyotikler kullanılır. Bu hastalıkta steroidler kullanılmaz.
Mantar enfeksiyonu (Ringworm): Bu hastalık, pek çok mantar türü tarafından oluşturulur. Klinik bulgu olarak kıl dökülmesi, kepeklenme, kabuklanma, püstül, vezikül ve bazen de kaşıntı görülür. Kaşınan bölgelerde “kerion”adı verilen dışa doğru çıkıntıyapan nodüller gelişir. Teşhis fungal kültür sonucuna göre konur. Tedavide miconazole ve kalsiyum sülfür banyoları ile oral griseofulvin ya da itraconazole uygulamaları yapılabilir.
Stafilokok hipersensitivitesi (Staphilococcus hypersensitivity): Köpeklerde nediren görülen bir hastalıktır. Stafilokoklara karşı alerjik reaksiyonu olan hayvanlarda görülür. Bu hastalık çoğunlukla diğer hastalıklar sırasında görülür. Klinik bulgu olarak deride kızarıklık, püstül, vezikül, şiddetli kaşıntı ve bazen de kabuklanmalar görülür. Teşhis bakteriyel kültür, biyopsi ve intradermal alerjik deri testlerine göre konur. Hayvanın bilinen başka bir hastalığı varsa tedavi edilir. Tedavide antibiyotikler kullanılır.
Miniature Schnauzer’ların süperfisial nekrolitik dermatitisi: Hastalığın sebebi, genellikle insektisit ilaçlar ile medikal şampuanlara karşı görülen deri reaksiyonudur. Klinik bulgu olarak papül, püstül, fistüllü ülserler, ateş ve depresyon görülür. Bu problem genellikle insektisidal ya da medikal şampuan uygulandıktan sonra 2-3 gün içinde gelişir. Teşhis ırk, anamnez ve klinik bulgulara göre konur. Tedavisi semptomatiktir.
Toksik epidermal nekrolizis: Toksik epidermal nekrolizis, enfeksiyonlara ya da ilaçlara karşı verilen şiddetli immun reaksiyondur. Bu bozukluğa kanser yada diğer hastalıklar da sebep olabilir. Klinik bulgu olarak vezikül, erozyon, ülser, vücudun büyük bölümünde kabuklanma vekepeklenme görülür. Bu bozukluk, özellikle ağız ve ayaklar şiddetli yanık gibi gözükür. Teşhis anamnez, klinik bulgular ve deri biyopsisine göre konur. Hastalığın prognozu kötüdür. Bilinen bir hastalık varsa tedavi edilmelidir. Destekleyici tedavi ve kortikosteroidler kullanılır.
Collie ve Shetland sheepdog’ların ülseratif dermatoz’ları: Bu hastalık, dermatomyositis’in bir tipi olabilir. Dermatomositis, deri (derma) ve kas (myo)’ın birlikte yangılanmasıdır. Çoğunlukla genç Collie ve Shatland sheepdog’larda nadiren de olsa Australian cattle dog, German shepherd, Chow chow, Pembroke Welsh corgi ve Kuvasz ırkı köpeklerde görülür. Bu hastalık predispose köpeklerin immun sisteminin bir defekti olarak gözükür. Tipik olarak ilk olarak deri lezyonları gelişir ve daha sonra değişen derecelerde kas problemleri görülür. İnsanlardaki dermatomyositis’lerle birçok benzerlikleri vardır. Ülseratif dermatosis de bu hastalığın başka bir tipidir. Hastalık, predispoze türlerin ortayaşlı ve yaşlılarında nadiren görülür. Kasık ve koltukaltı bölgelerinde kabuklanma ve sivilce şeklindeki deri lezyonları görülür. Hayvanlarda nadiren de olsa kas bozukluğu da gözükür. Bu hastalıkta deri lezyonları hemen hemen daima kas problemlerinden daha kötüdür. Deri lezyonları 6 aylıktan küçük yavrularda görülür. Deride kızarıklık, kıl dökülmesi, sivilce ya da küçük şişlikler ve ülserleşen deri bölgelerinde şiddetli kabuklar görülür. Çoğunlukla, yüz bölgesi (burun, kulak uçları ve göz çevresi) ve daha az olarak da kuyruk ucu, dirsekler ve ayakuçları etkilenir. Daha sonraki zamanlarda etkilenen deri korku verici bir duruma dönüşür. Bu hastalıkta kaslar daima etkilenmeyebilir. Ya da çok hafifi etkilenebilir. Hayvanlarda zafiyet ve letarji görülür. Özellikle yüz ve baş kaslarında atrofi gelişir. Aynı zamanda bacak kaslarında atrofi görülebilir. Hastalığın teşhisi anamnez, klinik muayene, biyopsi (deri ve kas), elektromyografi (EMG) ve benzer belirti gösteren hastalıkların eliminasyonuna göre konur. Tedavide travmaların önlenmesi önceliklidir. Sekonder enfeksiyonlara karşı antibiyotikler kullanılır. Ayrıca, vitamin E, yağ asitleri ve kısa süreli prednison kullanılabilir.
Kedilerde Derideki İçerisi Sıvı Dolu Şişliklerin Nedenleri
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
alman kurdu at baypamun domuzbaşı hastalığı draksin enjeksiyon golden göz hayvan hayvan belgeseli honey bear Inek insan belgeseli kangal Kedi Kediler Keçi kopekler koyun. kulak küpesi kurt kuş köpek köpek serum nasıl verilir küpe küpe no sorgulama küpe sorgulama kısırlaştırma mantar Mastitis muhabbet kuşu pitbull pug rottweiler sibirya kurdu stronghold SİĞİL sımental tavşan TEKNOLOJİ FAKTÖRÜ terrier TR 35 133 9427 tylosin uzay belgeseli veteriner
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck requires Flash Player 9 or better.
Vay canına tam aradığım buydu..
vahşet bir konu olmuş çok güzel…
Tam aradığım yazı işte buydu.
sitenize hastayım ya 10 numara.
Daha çok yorum yazabilirsiniz.
sağolun çok işime yaradı..
Vet. Hekim arkadaslar sanırım burada hep
Vet. Hekim arkadaslar sanırım burada hep
işte kilit konu budur yaa sağolasın adminim..
Hayvancılıkta en iyi site diyebilirim.
Faydalı açıklamalarınız icin çok teşekkürler öncelikle,mantarlar konusunda üstesinden gelmeye çalıştığım bı sorunumuz var,sanırım sık karşıladıklarını icin ancak dememe yanılmayız tedaviyi durdurmaya çalışıyoruz,bu konuda da bilginiz varsa paylaşırsaniz çok sevinirim,9yasinda dısı kisirlastirilmis bir sokak kedim var,bu saglık sorunu çıktığından bu yana evde bakıyoruz,neredeyse 3 aydır devam eden hapsirik oksuruk sürekli bı sumuk çıkışı hapsirik nöbetler halinde oluyor,antibiyotik tedavisi yapildi 15gun kadar hiç birine cevap vermeyince,eve al vitamin takviyesiyle belki zamanla düzelir dediler,sanırım yasından dolayıda fazla alternatif tedaviler yapmaktan cekindiler,eczacı bir tanıdığım aynı şeyi yaşadığını sonucunda aslında kedisinde mantar olduğunu söyledi 1Yasında hamile bı kedymis,hapsirik nöbetleri ve oksuruk ve burun akıntısı varmış inşada,fluzole denen ilaçtan kullanmış 2kur halinde,günlük 10mg olacak şeklide,bana yapmami önerdi,25 gün lük tadvi devan ederken malerde ara sıra tekrarlayan ağız alerjisi var o gelişti,mecburen hapa 5 gün ara verip 20mgdepomedrol yapıldı,bi15gun de vücut depomedrolden temizlensin diye bekledik,bu arada 25gunluk fluzole ve depomedrolden iğnenin ardından,kedide neredeyse tam bir iyileşme görüldü,ancak tedavi tamamlanmamıştı,sanırım bundan dolayı,yavaş yavaş tekrar semptomlar geri geldi, şimdi tekrar fluzoleye başlıyoruz,inşallah bu sefer düzelir,bu konuda sizimde bir tecrübeniz olduysa,paylaşırsanız çok sevinirim
Sayın Hayvan sever,
Keske tedavi bitimine kadar yeni bir uygulamaya gecilmese idi daha hızlı cevap alınırdı simdi daha önceden kullanılması münasebeti ile tam cevap alınamayabilir. Umarım kediniz sağlığına kavuşur hic bir ilacı başladığınızda yarıda kesmeyin tedavi süresi bitene kadar işe yaramadığını düşünseniz dahi devam edin.
Saygılarımla
Vet. Hekim Ahmet SUBAŞI
Çok teşekkür ederim,inşallah iyi olur da bende burda burda paylaşırım sevincimi sizlerle…iyi calismalar